Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, April 09, 2013

Kar

Sheara, çıplak ayaklarını cam rıhtımdan aşağı sallandırmış, su ile oynuyordu. Ana Kara'da kış çoktan gelmişti, ancak Cam Şehir, sonbaharın güzelliğini korumaktaydı. Bugün, üstüne Sedef Leydi'nin hediyesi olan katlı elbiseyi girmiş, kendi kıyafetlerinden sadece pelerinini almıştı. Uzaktaki gemileri izliyor, her birine hikayeler uydurarak vakit geçiriyordu. Kardeşi Ron, garip bir şekilde vaktinin çoğunu, Sheara'nın bir türlü çözemediği gizemli arkadaşı ile geçiriyordu. Kızın sesi güzeldi ve enstrüman çalabiliyordu; o yüzden Sheara, onun gösterilere dahil olmasına bile ses çıkarmamıştı. Çünkü Ron, belki de uzun zamandır ilk defa bir yerde bu kadar uzun süre kaldığı halde mutluydu.

Uzaktan bir gemi yanaşıyordu. Geminin tipine bakarak detaylarını inceledi. "Kuzeyli," dedi başını sallayarak. "Kuzgun Rahibeler'in oralardan, belki de daha da uzaktan..." diye mırıldandı kendi kendine, başını yana yatırıp yelkenleri gözden geçirirken. "Uzun zamandır yolda, yelken bezi yamalı, gövde bakımsız... Tamire ihtiyaçları var ve yükleri de..." Kaşlarını çattı, duraksadı. "Kürkler, kış şarabı ve siyah opal."

Gemi iyice yaklaştı, en sonunda iskeleye'ye halat attılar ve köprü sürüldü. Sandıklar dolusu kürk, variller dolusu şarap ve kasalar dolusu siyah opal gemiden indirilirken Sheara heyecanla ve doğru bilmenin sevinciyle ellerini çırptı. Derin bir nefes alarak değişik ve sert bir dildeki bir şarkıya başladı. Geminin tayfasının bir süre sonra şarkıya eşliğe başlaması ve tezahuratlardan, Kuzey'e özgü bir şarkı olduğu anlaşılıyordu. Şarkısını bitirdiğinde, Sheara, hafifçe selam verdi ve adamlar da ona cömert bahşişlerde bulundu. 

"Kuzey'e yabancı değilsiniz?" 

Sheara kafasını kaldırarak, siyah kürklere sarınmış adama baktı. "Evet, bir süre orada bulundum." Anlaşılan malların sahibi, ya da öyle bir şeydi. Kesinlikle deniz adamı gibi görünmüyordu; nispeten bakımlı ve zevkli giyimliydi. Yanında Zev'e benzeyen bir kurt geziyordu. Kurt hızla Sheara'nın üstüne atladı ve burnunu yaladı. Adam, tek kaşını kaldırarak şaşırmış bir ifade ile Sheara'yı süzdü.

"Kardeşimin de buna çok benzeyen bir dostu var," dedi Sheara gülüp, iki eli ile kurdun başını okşarken.

"Anlıyorum." Adam onaylarken başını salladı hafifçe. Sonra hafif bir ıslık ve kuzey dilinde bir emir sözü ile kurdu yanına çağırıp karaya doğru yürümeye başladı. Sheara hızlıca ayağa kalktı, çizmelerini aceleyle aldı ve adamın peşinden koştu.

"Kardeşimle akşamları gösterimiz var... Adım Sheara."

Adam sadece elini sallamakla yetindi.

"Bana adınızı bağışlamayacak mısınız?" diyebildi sadece, olduğu yere çakılı kalarak.

Adam durdu, gökyüzünde toplanan bulutlara baktı, sonra hafifçe Sheara'ya dönüp gülümsedi.

"Snow." Ve yoluna devam etti.

Bir süre adamın arkasından baktı Sheara. Onu kendine getiren, yüzüne dokunan kar taneleri oldu.

Cam Şehir'e, kış ve kar gelmişti.