Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, June 19, 2012

9


Alkışlar sustuğunda Ron uzanarak yerdeki kemanı buldu ve Sheara'nın reçinelediği yayı da alarak hafif bir ezgi çalmaya başladı. Ron'un girişinin hemen ardından Sheara'nın arpından sesler yükseldi. Tavernadakiler kendi aralarında konuşmaya, bir yandan yemeklerini yemeye devam ederken müzik yavaş yavaş hızlanıyordu. Enstrümanların sesine çok geçmeden Sheara'nın sesi de eklendi. Camdan duvarlar genç kadının sesini yansıtıyor, odanın en uzak noktalarına bile iletiyordu. Bir an olsun tüm gözler onlara döndü, müzik tamamen yavaşladı ve aniden hızlanan melodiyle birlikte iki dansçı kız masaların arasından dans ederek geçmeye başladı.


Dansçı kızlar, uzun boylu, hafif etli butlu ve sarışındı. Üzerlerinde her hareketleriyle birlikte dalgalanan tülden kıyafetler vardı, birer peçe ile yüzleri örtülüydü. Birisi gece gibi mavi, öbürü gündüz gibi krem rengine bürünmüştü. Birinin saçlarında altın işlemeli tokalar, öbüründe gümüş zincirler sallanıyordu. Adımları o kadar hafifti ki, ayak bileklerindeki zillerden çıkan ses zar zor duyuluyordu. Yüzlerinin görünen kısmından birbirlerine ne kadar benzedikleri fark ediliyordu; büyük ihtimalle kardeş hatta belki de ikizdiler. Birer ellerindeki süslü çanakları masadan masaya uzatıyor, kendileri ve müzisyenler için bahşiş topluyorlardı.


Çok geçmeden müzik bitti, dansçılar, Sheara ve Ron selam verdiler, arkada, hancının onlar için ayırmış olduğu odaya geçtiler.


"Aani, Laila," Sheara bir koltuğa oturup kızlara oturmalarını işaret etti. Peçeleri yüzlerinden sıyıran kızlar kendilerini kuş tüyü koltuklara atıverdiler. Nispeten küçüktüler; peçe kullanmalarının bir sebebinin de bu olduğunu düşündü Sheara birden.


"Benden pek fazla bir şey çıkacak gibi görünmüyor, Laila," dedi krem rengi giysili kız öbünüe, elindeki çanağı sallayarak. Mavi giysili kız gülümseyerek çanağını masaya döktü "Merak etme, Aani, beniki fena sayılmaz."


Sheara kıkırdayarak onlara döndü. "Bence bu gecelik hiç fena sayılmaz, özellikle son zamanlarda adaya gelen gemilerin sayılı olduğu düşünülürse. Nedense iyice azaldı gemiler. İnsanların merakının bu kadar az olduğunu sanmıyorum... Hava koşulları falan mı engel oluyor acaba?"
Kızlar toparladıkları parayı ortaya yığıp saymaya başladılar; Sheara da onlara katılmış, bir yandan muhabbete dalmışlardı. Hiçbiri Ron'un sessizce ayaklanıp Zev ile birlikte dışarıya doğru yollandığını fark etmedi. Yüzünde acı bir sırıtışla ara sokaklarda yürümeye başladı Ron; insan kalabalığının sesi yavaş yavaş kulaklarında kayboldu, kendini topluluktan soyutladı. Garip bir şekilde sanki yağmur yağıyormuşçasına bir titreşim hissediyordu ayaklarında. Eldivenini çıkarıp elini kaldırdı; hayır, yağmur yağmıyordu, aksine hava kupkuruydu. Omuz silkti, ancak ister istemez titreşimlerin hızlandığını hissediyordu. Durdu, yere çöktü, parmak uçlarıyla yere dokundu. Önce cam yüzeyde insanların yürürken oluşturduğu titreşim olduğunu düşündü, ama parmak uçları öyle olmadığını söylüyordu.


Aslında gözlerini açabilsen ve beni sana bakarken görebilsen nasıl da şok olurdun.


Ron kaşlarını çattı, "Kim var orada?"


Ama gözlerini asla açamayacaksın, asla göremeyeceksin. Kardeşin ilgilenecek seninle hep, ona muhtaç olacaksın.


Ron başını çevirerek sesin geldiği yeri tespit etmeye çalıştı, ama bulamıyordu. Sanki her yerden geliyordu ses; bir an kulağının dibinde, bir an sanki kilometrelerce öteden duyuluyordu. Zev de gerilmiş, kulaklarını kafasına doğru yatırmış, etrafa rastgele hırlamaya başlamıştı.


Babanın istediği erkek evlat hiç olamadın, bazı geceler hep dua ettin olabilmek için değil mi? Ve sonra ne oldu? Bir kız kardeşin olduğunu öğrendin. Annenin kim olduğunu, nerede olduğunu buldun. ama hiç cesaret edemedin değil mi, pılını pırtını toparlayıp annenle yüzleşmeye? 'Beni neden bu adama verdin' demek çok zor geldi senin için değil mi? Ama itiraf et, bugün bile babanın seni değil Sheara'yı almış olmasını dilediğin geceler oluyor, değil mi?


"Kapa çeneni!" Ron bir hışımla ayağa kalktı, kalabalığın sesi tekrardan kulaklarıı doldurdu, bir kaç kişinin onun bağırışından irkilip kendi aralarında ona söve söve gittiklerini duydu. Zev yavaşça kulaklarını kaldırdı, havayı koklayarak hırlamayı bıraktı. Anlaşılan, her ne idiyse konuşan, geçip gitmişti. İkiz ayların ışığında caddelerde gezindi biraz, çok geç olmadan tavernaya, odasına geri döndü. Aani ve Laila kendi odalarına çekilmişti, Sheara ise enstrümanlarla uğraşıyordu.


"Nereye kayboldun? Seni merak ettim..."


"Kendi başımın çaresine bakabilirim!" diye çıkıştı Ron hışımla, yatağa tırmandı ve pikesini başına çekti.


Sheara şok olmuş ve incinmiş gözlerle onun ardından baktı, yutkundu, derin bir nefes alıp enstrümanların bakımına geri döndü. Anlaşılan her neredeydiyse, Ron gerilmişti. İyi bir uykudan sonra yarına bir şeyinin kalmayacağını umut etti.


Ron o gece uyumadı. Bütün gece babasının onu değil, Sheara'yı almış olduğu, kendisinin annesiyle mutlu mesut yaşadığı bir çocukluğu hayal ederek sessizce ağladı.

No comments: