Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, February 08, 2012

the Doctor. Doctor Who?

Merhaba!
Naber? Ben süperim teşekkür ederim. Bundan şöyle bir üç hafta önce bir şey oldu, aylarca "of çok sıkıldım ıııh ck" diyip bir türlü izlemediğim Doctor Who'yu izlemeye karar verdim. İlk sezonu zar zor bitirip alışınca, tıpkı bu şekilde başlayan bir başka hikayeyi anımsadım; Battlestar Galactica. İki dizi, ikisine de bir şekilde soğuktum, ikisi de bilim kurgu, ikisi de ilk başta çok sıktı beni. Ve şimdi iki dizi bir numara olmak için kapışıyorlar benim için.




1963 yapımı Doctor Who'ları da izlemek istiyorum ama her bu neslin Doctor Who severi gibi ben de seriye 2005de başlayan seri ile başladım. İlk Doktor beni sıktı. Rolünü sevmediğini okuyabiliyordum. Sanırım beni en güldüren sahne "Protein kaynağı muz" geyiği oldu. Tennant'ı seviyorum, son Doktor'a da daha alışamadım.




Söylemeliyim ki Tennant 4. sezonun sonunda "I don't want to go," diye ağlarken "Ühü, gitmee =(" diye mızıklananlardan biriydim ben de. Ama gitti, iyi oldu. Dizi kısır döngüye girmişti zira. Resmen adam tek başına götürdü diziyi bir süre. Hani, sıska, koca burunlu ilginç bi tip, ama o kadar güzel rol yapıyor ki... Az ağlatmadı beni, bol bol da güldürdü tabi. "Wibbly wobbly... Timey wimey... Stuff."


Neyse işte. Favori düşmanlarım şu an için Dalekler. Sezon 1-2-3-4 versiyonları ama. 5. sezonda çıkanlardan o kadar hoşlanmadım. Ben onları etrafta kayan şapşal ama ölümcül varlıklar olarak görmeyi seviyorum, Go Go Power Daleks olarak değil!




Neyse, bir süre yeni hikaye yazamam sanırım, önce toparlanıp bu kadar Doctor Who'yu sindirmem gerekli. Daha sonra daha ayrıntılı bir yazı da yazacağım zaten. Favori sahnemle başbaşa bırakıyorum sizi şimdi.



No comments: