Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, February 22, 2012

5

Gün geceye döndü. İkiz aylar gök yüzünde parlarken sokaklar aydınlandı. Eskiden sadece ay ışığının aydınlattığı sokaklar artık mum ve gaz lambalarıyla birlikte parıl parıldı. Kimi binalardan gök kuşağı renginde peri ışıkları yükseliyordu. Sedef Leydi yüzünde büyük bir gülümseme ile renk cümbüşünü izliyor, renkler teninde dans ediyordu. Umbra'nın kükremesi ile arkasını dönmeye tenezzül etmeden konuşmaya başladı.


"Umarım hazırsınızdır Eldred. Bu gece için çok özel bir davet aldım çünkü."


"Öyle mi? Ne tür bir davetmiş bu?" dedi uzun boylu adam; merakla kadına yanaştı, dirseklerini trabzanlara dayayarak şehri seyretmeye başladı.


"Biliyorsundur, artık uzak ülkelerden pek çok kişi gelip yerleşip Cam Şehir'e. Kayıtlar tutuluyor, her şey işliyor. Yeni kayıtlardan birisi de oldukça varlıklı bir tüccar. Bu gece bizi şehirdeki tavernada ağırlamak istiyor. Özel bir yemek hazırlatmış. Dediğine göretavernada çıkan ozanlar şu güne kadar hiç duymadığı kadar iyi şarkı söylüyorlarmış. İlgini çekeceğini düşündüm."


"Aslında bir tüccarla tamamen çıkar ilişkilerine dayalı olan bu yemek fikrinden kaçmayı planlamıştım, ama güzel müziğe ayıracak vaktim daima vardır." Eldred hafif bir kahkaha attı, kolunu Sedef Leydi'ye uzattı. "O zaman çok geçmeden davetimize doğru yola koyulalım, leydim."


Sefed Leydi memnun bir ifade ile gülümsedi, elini genç adamın koluna koydu. Birlikte, acele olmayan adımlarla cam sarayda yürüyerek dışarı çıktılar, rengarenk sokakları arşınladılar ve en sonunda davetin verildiği tavernaya ulaştılar; Cam Karga. Eldred, Sedef Leydi için kapıyı tuttu, kadın küçük adımlarla içeri girdi. Genç adam merakla onu takip ederken tüccar hemen oturduğu yerden kalkarak onları karşıladı, yağcılık kokan ağır cümlelerle övgüler yağdırdı, onları masaya yönlendirdi. Sedef Leydi yerine yerleşirken Eldred'in gözü sahneye ve sahnede yerlerini alan ozanlara takıldı.


Ufak tefek, alev saçlı bir genç kadın, kendinden daha uzun olan genç erkeğin yerini almasına yardım ettikten sonra harpın başına oturdu. Kısa saçlı genç adamın gözleri griydi ve uzaklara odaklandığını fark etti Eldred; genç adam kördü. Hareketlerinden bunun ona hiç zorluk çıkartmadığını okuyabiliyordu. Kör adamın buzukisinin el yapımı olduğunu ayırt etti ayrıntılara dikkat eden gözleri, bir de genç adamın kulaklarının normal gibi görünse de uçlarının, damarlarında elf kanı dolandığını belli edecek kadar sivriliğini, sonra genç kadına döndü. Uzun alev rengi saçlarını delici yeşil gözleri tamamlıyordu. Saçlarının arasından genç adamınkilere nazaran daha belirgin olan elf kulakları seçiliyordu. Elleri ufak tefekti ve harpın üzerinde hazır bekliyordu.


"Hepinize iyi akşamlar, Cam Karga'ya hoş geldiniz," diye lafa girdi kör adam. "Ben Ron ve kız kardeşim Sheara bu geceyi olabildiğince güzel hale getirmeye çalışacağız." Sonra başıyla bir onaylama hareketi yaptı ve aynı anda çalmaya başladılar.


Dandelion Wine / In Gowan Ring by Faun on Grooveshark


Kendi aralarında konuşmaya dalmış taverna sakinleri müziğin başlamasıyla sus pus oldu bir an. Ozanların ikisinin de parmakları tellerin üzerinde dans ediyor, Ron'un yumuşak sesi kulakları okşuyordu. Ara sıra Sheara ona eşlik ediyor, ama çoğunlukla sessizliğini koruyarak gözleri kapalı bir biçimde notalara yoğunlaşıyordu. Bir an taverna sakinlerinde bir hareketlenme oldu; sahnede dolanan beyaz kurt herkesi şaşkınlığa sürüklemişti. Ama asıl şaşırtıcı olan ise, kurdun sahnede attığı her adımın şarkı ile uyumlu, hatta şarkıya dahil olduğuydu. 


"Ayakta kaldınız?" Sedef Leydi merak içinde Eldred'e baktı. Gözlerini bir an sahneden ayıran Eldred sanki bir rüyadan uyanmışçasına gözlerini kırpıştırdı.


"Ah, evet." Yerine oturup kadehine doldurulan şaraptan bir yudum aldı. "Güzel müzik için daima vaktim vardır demiştim." Önüne konan ağır soslu yemektense bir parça güzel peynir ve ekmek ile şarabını yudumlamaya devam etti. 


"Gerçekten güzel söylüyorlar," dedi Sedef Leydi. "Belki de gösterilerinden sonra masamızda ağırlayabiliriz? Hikayelerini öğrenmeyi isteyebilirim."


Eldred omuz silkti, gözlerini kapayarak şarkıda geçen her bir notaya, her bir kelimeye odaklandı. Sheara'nın parmakları tellere dokundukça tüyleri ürperiyor, tanıdık bir şey hissediyordu. Gözlerini açtı, kadınla göz göze geldiler. O an kadının eli telden kaydı, hatalı bir notaya bastı fakat bunu ikisinden başka kimse fark etmedi.


İkili pek çok başka şarkı ile programlarına devam ederken, Eldred dikkatini masaya yönlendirdi. Tüccar susmak bilmiyor, Sedef Leydi'ye alıp sattığı malları, gittiği yerleri, elde ettiği karı anlatıyordu. Araya bol bol övgü dolu sözler ve Sedef Leydi'ye ithafen iltifatlar sokuşturuyordu. Genç adam iç çekti ve şarabını dikerek bitirdi, kendisine yeni bir kadeh doldurdu.


Gecenin ilerleyen saatlerinde ozanların programı bitti ve tüm sokağı inleten alkışlarla sahneden indiler. Tüccar hiç vakit kaybetmeden adamlarını yönlendirerek onları masaya çağırttı. İkili boş gözlerle masaya baktılar bir süre, sonra omuz silkip yaklaştılar, birer sandalye çekip oturdular. Hemen kadehleri dolduruldu, önlerine çeşitli taze meyveler konuldu. Ron kadehi itekleyerek içmeyeceğini belirtirken, Sheara gülümseyerek kadehini kaldırdı.


"Şarkılarınız çok güzeldi," dedi Sedef Leydi. 


"Teşekkür ederiz," dedi Sheara kadına gülümseyerek. "Siz Sedef Leydi olmalısınız. Açıkçası kaba denizcilerin tarif ettiğinden güzelsiniz. Hiç merak etmeyin, şarkılarımızda sizden, onların bahsettiğinden daha güzel bahsedeceğiz."


"Kaba denizcilerin siz kelime oyuncuları ozanlar kadar ince anlatımlar yapamayacağı aşikar," Eldred araya girdi. 


Sheara güldü. "Kimisi yetenek diyor, ben tecrübe diyorum. Yazdığım ilk şarkılar bugünkülerin yanından bile geçemez."


"Siz de en az şarkılarınız kadar güzelsiniz," diye bir girişimde bulundu tüccar, ancak Sheara'nın bakışları onu sindirmek için yetmişti. Sustu. Sedef Leydi kıkırdadı, Eldred ise pür dikkat ozanların her hareketini izliyordu. Garip bir şekilde Ron suskunluğunu koruyor, sadece dinlemekle yetiniyordu. Sheara binbir türlü kelime oyunu ile Sedef Leydi'yi eğlendiriyor, hiç açık bırakmamaya dikkat ediyordu.


Gecenin sonunda ozanlar ayaklanarak izin istediler. Eldred elini genç kadına uzattı "Performansınız takdire şayan."


Sheara afalladı, sonra foyası açığa çıkmış bir düzenbaz gibi sırıttı. Adamın elini sıktı "Dikkatiniz takdire değer."


Sedef Leydi ozanların ikisini de selamladı."Daha sonra tekrar görüşmek üzere," dedi ve ekledi. "Lütfen dilediğiniz kadar kalın."


Sedef Leydi ve Eldred sakin adımlarla tavernadan ayrılırken Ron ve Sheara Zev'i de alarak odalarına yönlendiler. Ron bir eliyle duvarlara dokunup yolunu bulurken kaşlarını çattı "Ne gariptiler."


Sheara elindeki kağıt parçasına dalgınlıkla bakarak kardeşini onayladı. Bir an arkasını dönerek Eldred'i görmeyi umdu, ama adam çoktan gitmişti. Avucundaki kağıdı sıkıca kavradı, elini yumruk yaparak kağıdı sıktı.


"Bir sorun mu var?" diye sordu Ron.


"Her şey yolunda," diye cevapladı Sheara. 

Tuesday, February 14, 2012

Sevgililer Günü

Sevgililer Günü geyiğine bunu buldum, acayip hoşuma gitti. Bu arada, seriyi de bitirdim sonunda. İyi oldu (sarcasm) zira sonbahara kadar bir daha Doctor Who yok (1963 yapımı hariç). Artık işlerime yoğunlaşıp şu kaostan kurtulabilirim yuppiiii!




Sevgilisi olanlara iyi eğlenceler, olmayanlar içinse "O" oralarda bir yerde =)


Have Faith.


Sevgiler.

Wednesday, February 08, 2012

the Doctor. Doctor Who?

Merhaba!
Naber? Ben süperim teşekkür ederim. Bundan şöyle bir üç hafta önce bir şey oldu, aylarca "of çok sıkıldım ıııh ck" diyip bir türlü izlemediğim Doctor Who'yu izlemeye karar verdim. İlk sezonu zar zor bitirip alışınca, tıpkı bu şekilde başlayan bir başka hikayeyi anımsadım; Battlestar Galactica. İki dizi, ikisine de bir şekilde soğuktum, ikisi de bilim kurgu, ikisi de ilk başta çok sıktı beni. Ve şimdi iki dizi bir numara olmak için kapışıyorlar benim için.




1963 yapımı Doctor Who'ları da izlemek istiyorum ama her bu neslin Doctor Who severi gibi ben de seriye 2005de başlayan seri ile başladım. İlk Doktor beni sıktı. Rolünü sevmediğini okuyabiliyordum. Sanırım beni en güldüren sahne "Protein kaynağı muz" geyiği oldu. Tennant'ı seviyorum, son Doktor'a da daha alışamadım.




Söylemeliyim ki Tennant 4. sezonun sonunda "I don't want to go," diye ağlarken "Ühü, gitmee =(" diye mızıklananlardan biriydim ben de. Ama gitti, iyi oldu. Dizi kısır döngüye girmişti zira. Resmen adam tek başına götürdü diziyi bir süre. Hani, sıska, koca burunlu ilginç bi tip, ama o kadar güzel rol yapıyor ki... Az ağlatmadı beni, bol bol da güldürdü tabi. "Wibbly wobbly... Timey wimey... Stuff."


Neyse işte. Favori düşmanlarım şu an için Dalekler. Sezon 1-2-3-4 versiyonları ama. 5. sezonda çıkanlardan o kadar hoşlanmadım. Ben onları etrafta kayan şapşal ama ölümcül varlıklar olarak görmeyi seviyorum, Go Go Power Daleks olarak değil!




Neyse, bir süre yeni hikaye yazamam sanırım, önce toparlanıp bu kadar Doctor Who'yu sindirmem gerekli. Daha sonra daha ayrıntılı bir yazı da yazacağım zaten. Favori sahnemle başbaşa bırakıyorum sizi şimdi.