Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, December 27, 2011

Dizi Tavsiyesi: the Walking Dead

Son bir kaç gündür izlediğim AMC's the Walking Dead'ini tanıtacağım bugün size. Zira kendisi cici bir dizi, en azından ilk sezonu epik. İkinci sezon... o kadar da beğenmedim.


bu poster

bu da cast


Nereden coştuğuma gelirsek; geçen gün 9GAG'de dolanırken şu posta denk geldim;




Skyrim geyiklerini geçtim, bu posta baktığımda gördüğüm ilk şey "omfg, bu adam the walking dead'de mi oynuyor?!" oldu. Kendisi Norman Reedus, bilenler tanıyanlar büyük ihtimalle onu Boondock Saints'den bilecekler (Şehrin Azizleri). Tabi daha öncesinden bilenler Blade'de oynadığı ufak rolden ya da Gossip isimli geyik bir filmden de biliyor olabilirler (Fu-Yeah Norman Reedus ftw).


Bkz küçük kardeş, sağdaki.

Norman Reedus'un oynadığı karakter Daryl Dixon; kendisi Redneck bir Amerikalı. Minicik bir veletken ormanda kaybolup 9 gün yaşadıktan sonra evin yolunu bulup oturup kendisine bir sandviç hazırlamış bir insan. Dizi boyunca karizma koyan, elinde crossbow, hiçbir şeyi adam gibi sallamayan, güçlü ve Survival yeteneği yüksek bir karakteri canlandırıyor abimiz. Pek de yakışmış rol üstüne.  Çizgi romanda yokmuş bu karakter ama, diziye koymalarına sevindim, çok eğlenceli dakikalar yaşayabiliyorsunuz çünkü.






Norman Reedus'u geçip diziye gelirsek; masaüstü FRP tadında ilerliyor dizi (Bu kanıya çok sevgili sevdicek Sercan söyledikten sonra dikkat edip vardık). "Hastanede komada uyandın, etrafta kimse yok, ne yapıyorsun?" diye başlıyor diyebilirim. Etrafta Zombiler var; görme, duyma ve koku alma duyuları var, taş sopa alıp cam kıracak, tırmanacak zekaya sahipler, ısırınca size de virüs bulaştırıyorlar, ölüp diriliyorsunuz. Hastanede uyanan abimiz Rick, şerif böyle, işte vurulup komada, tam zombie apocalypse sonrası kendisine geliyor. Sonra ilk questini alıyor "Karını ve çocuğunu bul." Dizi resmen böyle ilerliyor. Bir safe haven buluyorlar, orda quest alıyorlar, questler bitince bir sonraki mekana geçiyorlar vs.


Özellikle ilk sezon (sadece 6 bölüm) oldukça epikti. İkinci sezon da iyi gibi ama ilk sezondaki aksiyona oranla daha yavaş ve daha drama ağırlıklı. Kim kiminle ne yapmışa dönüyor bir ara.


Müzikler Bear McCreary'den. Battlestar Galactica'dan hatırlayabilirsiniz kendisini ve the Walking Dead'in müziklerinde de yakalıyorsunuz zaten adamın tınısını.


Zombie değil Walker ya da Geek diyorlar dizide. Walker makyajları çok iyi. İnternette biraz araştırırsanız göreceksiniz. Bazen cidden rahatsız edecek derecede olanlar çıkabiliyor. Ben tabi bunu izlerken meyve yiyebiliyorum ya da örgü örüyorum falan, komik oluyor.


Neyse efendim, şimdi ikinci sezonun ortasında olan bu dizi izlenebilir gayet. Hani hiç olmadı Norman Reedus'un hatırı için izlenmeli bence. Karakter epik olmuş çünkü !


İyi eğlenceler =)

Friday, December 23, 2011

Yeni yılda yapılacaklar listesi..

İnsanlık yeni yıl için yapılacaklar listesi çıkarmaya başlamış, benim de geçen sene yaptığımın üzerinden geçip ne kadar başarılı olmuşum bir bakmam gerek.


Bu sene... Daha çok çizeceğim. Daha çok çizmeliyim, çünkü artık daha güzel çizebilmek istiyorum.
Bu sene, vücuduma daha iyi davranacağım. Son 2 ayda 5 kere hasta oldum, bir kere de bileğimi incittim, 1.5 hafta çizim yapamadım.
Bu sene daha az korkacağım. Her büyük macera ilk adımla başlar, gerisi daha sonra geliyor. Korkunun ecele faydası yok.
Fimo hamuru alıp oynayacağım. Ellerim boş durmamalı, bir de el egzersizleri yapmam gerekiyor, onun için birebir.
Bu sene daha fazla hikaye çizip illüstrasyon yapacağım.
Bu sene MnMX projesi için daha fazla uğraşacağım. Hatta mümkünse başka oyun projeleri için de.
Bu sene arkadaş ve sosyal çevremi temizleyeceğim.
Duygusal gelgitlerin vaktimi çalmasına izin vermeyeceğim.
Bu sene daha fazla dua edeceğim.


Seneye bu posta baktığımda gülümsüyor olmak istiyorum.


Şimdiden herkese iyi yıllar.

Wednesday, December 21, 2011

Sedef Leydi

Camdan Şehir hakkında yazdığım hikayeyi takip eden çok bir insan var mı bilmiyorum; ancak okuduğunu bildiğim bir kaç insan var ve yazmaya devam etmek istiyorum kendim için.


Zaman içinde pek çok farklı karakter ekleyeceğim hikayeye, şimdilik sadece Sedef Leydi var. Kendisi Renklerin Hanımı. Teni sedef gibi, ışıkta renkleri yansıtıyor ve kendine ait bir rengi yok. Garip ve saf bir kadın bu. Dökümlü elbisesi ile etrafta geziniyor. Gün batımları ve gün doğumları en sevdiği vakitler.


Uzun bir süre görünüşü nasıl olsa karar veremedim. Daha sonra böyle bir kadına ancak Antik Yunan heykellerindeki gibi hafif ifadesiz bir surat yakışır diye düşündüm. Bugün de bunu eskizledim atölyede dinlenirken. Bunun renkli bir versiyonunu da yapmak istiyorum, ama sedef sokusunu nasıl vereceğimi bilmiyorum, deneysel olacak.




Hikaye olgunlaştıkça neler olacak göreceğiz.

Saturday, December 17, 2011

2



"Kara göründü!" diye çınladı denizcinin sesi gemide. Büyük bir keşif filosu, bir anda ortaya çıkan ve günlerdir gözlerini alan parıltının kaynağını bulmak için yola çıkmıştı. "Aman Tanrım!" diye devam etti adamın çığlıkları. Gördükleri karşısında duyduğu şaşkınlığı dile getirebilecek sözleri bulamıyordu. Bir kaç meraklı göz de yelken iplerine tırmanarak onun şaşkınlığına katıldılar.


Gördükleri camdan bir ada, camdan bir krallıktı.


İki güneş doğudan ve batıdan karşılıklı batarken gemiler camdan limana yanaştılar. Uzun elbiseler içinde, renkleri yansıtan bir kadın merakla onlara bakıyordu. "Hoş geldiniz," dedi oldukça sakin bir biçimde. "Size nasıl yardımcı olabilirim?"


Kaptan köşkünden kafasında uzun tüylü şapkası, pahalı kumaşlardan dikilmiş kaptan ceketi ve siyah deri botlarıyla bir adam çıktı. Denizciler bir anda susarak geri çekildiler adamın ortaya çıkmasıyla. Kaptan gülümseyerek kadını selamladı. "Bizler uzak diyarlardan geliyoruz Leydim," diye lafa başladı Kaptan. "Bir süre önce denizin üzerinde bir anda beliren parlaklığın kaynağını aramak için yola çıkmıştık. Zorlu bir yolculuktan sonra buraya ulaştık ve şimdi anlıyorum ki bu parıltının kaynağı çift güneş ve çift ayın ışığının camdan adanızdaki yansımasıymış."


Kadın bir elini dudaklarına götürerek şaşkınlıkla ağzını kapadı ve kaşlarını kaldırdı. "Ah," dedi korkmuş bir sesle. "Rahatsızlık vermedi umarım?"


Denizciler arasında hafif bir gülüşme oldu. Kaptan sağ elini kaldırıp onları susturdu. "Hayır, Leydim. Aksine burayı keşfetmiş olmaktan oldukça hoşnutuz. Eğer izin verirseniz ülkemize geri dönmeden önce bir kaç gün dinlenmek, gemilerin bakımını yapmak istiyoruz. Bu süre zarfında..."


"Sizi misafir etmeyi isterim," diye tamamladı cümleyi Sedef Leydi. "Sizden tek ricam bu geceyi gemilerinizde geçirmeniz."


Denizciler birbirlerine baktılar anlamamış bir ifadeyle ama Kaptan, kadını selamladı tekrardan. "Siz nasıl isterseniz..."


"Sedef Leydi," diyerek adamın selamına karşılık verdi Sedef Leydi. "İzninizle."


Denizciler ve Kaptan gece için hazırlık yaparken Renkleri Yansıtan Kadın saraya doğru yola çıktı.


Ertesi sabah denizcileri bir grup camdan insan selamladı. "Günaydınlar olsun size," dediler sepet sepet meyve bırakarak. Cam gibi parlıyordu meyveler, bir an yenilip yenilmeyeceğine şüphe duydu denizciler. "Sedef Leydi hazırlıkların tamamlandığını, artık şehre girebileceğinizi söylememizi istedi."


Denizciler teşekkür ettiler ve sepetleri gemilere taşıdılar. Kaptan ve keşif ekibi camdan limana adımlarını atarak şehre yürümeye başladılar camdan insanların eşliğinde.


Camdan şehir, boy boy camdan binaların olduğu, bahçelerinde cam gibi parlayan ağaçların ve bitkilerin yetiştiği, ütopik bir yerdi. İlk geldikleri gün aşırı sessiz olan ülke garip bir şekilde canlanmıştı şimdi. Camdan insanlar sokakta geziyorlar, evlere yerleşiyorlar, dükkanları açıyorlardı. Kaptan, diğer ülkelerden buraya yerleşmek için pek çok taliplinin çıkacağından emindi. Nedenleri ve Nasılları daha fazla kurcalamamaya ve tamamen anın ve ülkenin tadını çıkarmaya karar verdi.


Uzaklarda, camdan sarayın kalbinde bir fırın yanıyordu. Sedef Leydi bütün gece cam üflemekten yorgun düşmüş, çalışma masasının üzerinde uykuya dalıvermişti...