Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Sunday, October 30, 2011

1



Krallığın bir ucundan diğer ucuna sadece çöl vardı. Dümdüz, çorak topraklar, milyonlarca ufak kum tanesi... Güneş doğduğunda sıcak, battığında parmak ısırtan bir soğuk hakim olurdu burada. Yaşam yoktu, yaşam olmadığı gibi ölüm de yoktu.  Bir zamanlar pek çok muhteşem medeniyet filizlenmişti burada, nice savaşlar yaşanmış, nice zaferler kazanılmış, törenler ve kutlamalar yapılmıştı. Şimdi sadece çorak topraklar hüküm sürüyordu krallıkta.


Bir gün gökyüzünden Güneş'in Kızı indi bu topraklara. Adımını kumlara attığı an mavi gökyüzü kıpkırmızı kesildi, genç kızın sıcaklığı ile kum cama dönüştü. Uçsuz bucaksız çöl artık ışıkla birlikte parlayan göz alıcı camdandı. Renk renkti cam; kimi yerde saf bir şeffaflık hüküm sürüyordu, uzaklarda kırmızı, yeşil, maviler, kimi yerlerde ise sarılar, morlar, eflatunlar... 


Sonra yer sallanmaya başladı. Cam çatırdadı. Kimi yerler yükseldi, camdan sıradağlar oluştu. Kimi yerler çöküp derin vadiler ve çukurlar oluşturdu. Toprağın altından Yeryüzü'nün Kızı çıktı. Camdan dağlar parlarken, onun dansıyla beraber ince camdan ağaçlar filizlendi. Renk renk gövdeleri ışıkta parlarken meyve verdiler yavaşça.


Bir anda gün karardı. Güneş'in Kızı meraklı gözlerle yanına inen gümüş saçlı kadına baktı. Ay'ın Kızı'ydı bu griler içindeki. Gün ışığının solmasıyla gece çökmüş, ay ve yıldızlar parlamaya başlamıştı. Griler içindeki kadının bastığı yerlerde cam çatırdadı ve derinlerden suyun sesi duyuldu. O yürüdükçe derinlerden su fışkırdı ve çukurları doldurdu. Camdan yerin altında rengarenk balıklar ve deniz canlıları görülüyordu. Ay'ın kızı elini suya sokup kardeşi Nehirler'in Kızı'nı çıkardı derinliklerden.


Her yer tamamen saydama dönüştüğünde toprağın kalbindeki bir tomurcuk çarptı gözlerine. Etrafını çevirip el ele tutuştular ve cam çatırdadı. Yerden gökyüzüne uzanan kuleleriyle, yüksek tavanlı bir saray oluştu. Kız kardeşler yavaşça merdivenleri tırmanarak yerden çıkardıkları şeyi görmeye gittiler.


Camdan salona vardıklarında etrafta sadece renkler vardı. Duvarlardan yansıyor, uçuşuyor, havaya karışıyordu. Kız kardeşlerin gelmesi ile yavaşça bir araya geldi renkler, önce karmakarışık rengarenk bir bulut oldular, sonra yavaşça sanki bir heykeltıraşın bir heykeli oyduğu gibi bir insan bedenine kavuştular. Yerlere kadar uzun kabarık etekler giymiş bir kadındı bu. Güneş'in Kızı'ndan yansıyan ışıkla birlikte elbisesi sürekli renk değiştiriyor, sureti her seferinde farklı bir şekle bürünüyordu.


"Günaydın," dedi kadın gülümseyerek. Yavaşça yerden tavana kadar uzanan pencereye yaklaştı, terasa adımını attı. "Gece çok güzel. Doğmak için çok güzel bir gece."


Kız kardeşler gülümsediler, yavaşça havaya karıştılar ve geldikleri yere geri dönmek için yola çıktılar. Onlardan geriye bir tek yarattıkları krallık kaldı, bir de Camdan Saray'ın duvarlarındaki yaldızlı işlemeler. Renklerin ay ışığıyla üzerinde dans ettiği Sedef Leydi ise sarayın terasında gün doğumunu bekledi. 


Doğan yeni günün getireceklerini beklerken sessizliği dinledi.

1 comment:

Lorean said...

Lütfen devamı gelsin, çok güzel!