Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, February 17, 2011

Skiss Hikayeleri; Ganimet

Mermer Saray'ın dışına doğru uzanan mermer yoldan geçti Mihrace ve Kızkardeş Kurt.Mihrace, komutanın göstereceği şeyi merak ediyor, bir yandan aynada gördükleri kafasını kurcalıyordu. Nitekim çok geçmeden büyük mermer sütunların oluşturduğu avlu kapısının önüne geldiler ve Kızkardeş Kurt'un emrindeki devriye gözler önüne serildi. Yirmi dört iri ve deri zırhlı adamdan oluşuyordu, hepsi ellerinde uzun mızraklar, bellerinde kılıçlar ve sırtlarında kalkanlar taşıyorlardı. Hepsinin sırtında kurt postundan pelerinler vardı. Kızkardeş Kurt'u gördüklerinde hemen kendilerine çeki düzen verip selam durdular. Kızkardeş Kurt başıyla hafifçe işaret etti, iki adam büyükçe bir çuvalı Mihrace'nin ayaklarının dibine dööktüler. Güneş ışığında parıldayarak göz kamaştıran altın sikkeler ve altından yapılmış eşyalarla doluydu çuval.

"Devriye gezerken, bir deveye yüklü bir biçimde bulduk bunu. Anlaşılan sahibinden kaçmış, veya sahibinin başına bir iş gelmiş. Zaten sadece bununla sınırlı değil sırtında bulduklarımız," Kurt bir kere daha adamlarına işaret etti, iki adam bu sefer kollarından tutarak kestane rengi saçlı bir kadını sürüklediler Mihrace'nin önüne. "Bunu bulduk. Elleri, ağzı ve gözleri bağlı bir biçimde devenin üzerindeydi. Bir köle ya da fidye için kaçırılmış biri olduğunu düşünüyorum. Bir grup adamımı bu olayı araştırması için yolladım, en kısa zamanda size rapor ederim Mihracem."

Mihrace yılan gözlerini kısarak, adamların dizleri üzerine çömelttiği kadına baktı. Uzun, dalgalı, kumral saçları beline dökülüyordu. Üzerinde ince, açık mavi bir elbise vardı. Kadın muhtemelen bir süredir yoldaydı, yüzü, saçları ve kıyafetleri toz ve kir içindeydi. Elbisenin askılarından biri omuzlarından aşağı kaymış, kadının beyaz gerdanını açığa çıkarmıştı. Mihrace'nin gözleri hafifçe açıldı boynundakini gördüğünde.

"Bu kolye, neden hala kadının boynunda?"

Kızkardeş Kurt hafifçe eğilerek Mihrace'nin gösterdiği yere baktı; yumruk büyüklüğünde, el işlemesi bir yılandı bu. Tam ortasında ise güzelce işlenmiş bir parça zümrüt duruyordu. Kurt şüpheli gözlerle adamlarına baktı, kadını tutan adamlardan biri elini gösterdi.

"Çıkarmaya çalıştık, komutanım, Mihracem. Ancak büyülü, elimizi yaktı ve bir türlü açılmadı. En iyisi bırakmak diye düşündük."

"Kim olduğunu söyledi mi?" Mihrace'nin kaşları çatılmıştı. Elini kadının çenesine koyup gözlerinin içine baktı. Hafif boş gözlerle kadın ona geri baktı. Tıpkı boynundaki kadar zümrüt gözleri vardı kadının. "Üzerinde başka bir şey var mıydı?"

Adam başını iki yana salladı. "Bir hekime gösterdik, fiziki olarak sağlıklı ama dili yok, konuşamıyor. Bulduğumuzda böyleydi, Mihracem, ama adamlarımız kaybolan kişilerin listelerini gözden geçiriyor bir fikir edinmek umuduyla."

"Saray'a götürün ve cariyelere teslim edin. Temizlensin, bir odaya yerleştirilsin. Kapısının önüne en iyi iki adamını yerleştir, bir yere gitmesini istemiyorum. Kim olduğu öğrenilene kadar orada kalsın."

Adamlar kadını saraydan içeriye doğru götürürken kadın bir anda elini Kurt'a doğru uzatıp zor bir "A!" sesi çıkardı boğazından. Adamlar onu güçlükle zapdedip içeri sürüklediler. Kadın başını çevirmiş hala Kurt'a bakıyordu, Kurt kadını görmezden geldi.

"Başka bir emriniz, Mihracem?" diye sordu Kızkardeş Kurt.

"Çekilebilirsin," diye cevapladı Mihrace. "Kadının kim olduğu bir an önce bulunsun."

Kurt başıyla onayladı ve selam durup devriyesiyle beraber saraydan uzaklaşarak görevine devam etmeye gitti. Mihrace ise gözlerini ufka dikip dudaklarını kemirmeye başladı. Bir anda gökyüzündeki kuş sayısı artmıştı; en çok da kargalar. Bunu iyiye yormak zordu...

No comments: