Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, February 23, 2011

Ey Türk insanı! Ve benden sizi sevmemi bekliyorsunuz?

Bu hafta ben, delusionmaker ve Rogue-chan'ın güdeminde Abney Park'ın kurucusu/vokalisti Capt. Robert'ın İstanbul'a gelişi ve yaşadığı rezillik vardı. Küplere binmeme ve sinirden delirmeme sebep olmuş şeyler var, adamın tweetlerinden gördüm zaten İstanbul'da olduğunu ve kesinlikle iyi şeyler değildi yazdıkları, aynen kopyalıyorum;

The only thing I dislike about Istanbul so far is the street hustlers. Walking alone make you prey to the same con over and over again:
The con: they speak turkish to you, pretending they think your a turk. (Oh yeah, I TOTALLY look turkish!) Then, you supposed to be so..
...flattered that you will follow them down a dark alley, "to a great club". Then they sell you $50 drinks and get violent if you don't pay.
Not that I ever fell for it. I'm just a: annoyed to have to keep telling them I see through it ("Sure, but I pick the club!" and they run).
( İstanbul hakkında hoşlanmadığım tek şey sokak dolandırıcıları. Yalnız başınıza yürümek sizi sürekli bu dolandırıcılar için av olmanıza yol açıyor. Dolandıcıların yaptığı şu;  Sizi Türk sanmışlar gibi türkçe konuşuyorlar sizinle (evet Türk'e çok benzerim ya!) ve bundan o kadar mutlu oluyorsunuz ki adamı karanlık bir sokağa takip ediyorsunuz., burada "muhteşem bir bar var". Size 50 dolarlık içkiler satıyorlar ve ödemezseniz saldırganlaşıyorlar. Sanki buna düşecekmişim gibi. Sürekli farkettiğimi belli edip "Olur ama ben seçeceğim barı" demekten bıktım, öyle yapınca kaçıyorlar zaten.)

It went down like this: there was this Indian street musician, and her gray haired mother playing Balalaika and singing...
I went to put money in her dish, and this turkish boy came up and started harrassing her, making fun of her at the top of her lungs.
I gave him and heavy pat on the shoulder, and told him to back off. well, nobody here speaks english.
Pretty soon a whole street gang, maybe 8 of them surrounded me, threating etc.
There was some bumping, and threatening, and then police came up a dispersed things. I think there are some very real racial tensions here.
(Şöyle oldu; Hintli bir sokak müzisyeni vardı ve gri saçlı annesi balalayka çalarak şarkı söylüyordu. Çanağına para atmak için ilerledim, sonra Türk bir çocuk geldi, kadını rahatsız etmeye başladı. Omzuna sertçe dokunup geri çekilmesini söyledim, ancak burada kimse İngilizce konuşmuyor. Çabucak sokak çetesi , 8 kişi, belki daha fazla, etrafımı sardı ve beni tehdit etmeye başladı. Biraz atışma, itişme ve tehdit etme oldu, daha sonra polis gelip araya girdi. Sanırım burada ırksal bazı sorunlar/gerginlikler var.)

Bunların dışında adamın Çiçek Pasajı'nda yalnız başına oturduğu için kovulması var, yediği yemeklerden midesinin rahatsızlanması var, sürekli insanların onu rahatsız edip durması var. Adam o kadar rahatsız ve hayal kırıklığına uğramış durumda ki, erken dönüyor.

"Ya yabancılar Türkleri sevmiyor ya, amma kötüler ha, neyimizi sevmiyolar ya, alla allaaa yaaaa" triplerine giren arkadaşlar, niye sevmiyorlar düşünün bir bakalım. Siz böyle davranmaya aynen devam edin nolur. Bizim düzeltmeye çalıştığımız ünümüzü, aynen böyle yapmaya devam ederek batırın. Sonra konuşursunuz hep "Bizi hala deveye biniyor sanıyorlar, bizi sevmiyorlar, Türk olduğumu öğrenince benle konuşmayı kestiler, Türklere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıyorlar!" diye.

Böylelikle Abney Park'ın muhtemelen önümüzdeki yüz yıl boyunca Türkiye'ye gelmemesini garantilemiş olduk. Afferim.

Tek avuntum son gün Del ve Rouge'un bir şekil anlaşıp, vakit ayarlayıp Rogue'un Capt. Robert'ı gezdirmeye götürmüş olması. Püf.

Not: "Genelleme yapmaaaağ11!1!1!1!1" diye yorum yazacak arkadaş, boşuna klavyeni yorma. Bunları yapmıyorsan zaten üstüne alınacak bir durum yok).

3 comments:

delusionmaker said...

Kendisi sabahın erken saatlerinde ülkemizden ayrılacak. Umuyorum ki Rog ve benim çabalarımız kendisinin tekrar İstanbul'u ya da Türkiye'yi ziyaret etmesine vesile olur.

En azından bize giderken "Thank you both so much for all your hospitality!" diye yazdı da birazcık olsun umut sahibi etti.

Sir Aenas said...

Bence adam, son cümleyi kibarlığından söylemiş delusion:) Onun dışında odun olup da odunluğundan ötürü yine başkasını suçlayan başka millet yoktur sanırım:)

mit said...

Böyle insan müsvetteleri çok maalesef. Neyse ki bizim gibiler de var da hala yaşanabilir bir memleketteyiz.