Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Monday, December 13, 2010

Karga Rahibelerin Kehaneti [Skiss, Bölüm2]

Beyaz cüppeli kadınlar büyük avluda toplanmışlardı. Gün yeni ışıyordu ve kızıl gün ışığı, ayak basılmamış karı kan rengine boyuyordu. Kar yağıyordu ama bütün gece şiddetli tipinin sesini duymuşlardı. Soğuktu, esmiyordu. Beyaz cüppeli kadınlar, titremiyorlardı bile, oysa ki ayakları çıplaktı. Hepsinin yüzlerinde kendilerinin yaptığı, inisiyasyon seremonilerinden biri olan siyah, lacivert maskeleri vardı. Maskelerin hepsi kendinlerinden bir öz içeriyor, değerli taşlar, kuş tüyleri, gümüş ve altın sicimler parlıyordu. Kimi kadınların gözleri tıpkı maskelerdeki mücevherler gibi parlıyordu maskelerin ardında, bakanları bir hançer gibi delip geçiyordu, kimi rahibelerin gözleri milliydi. Eski bir adetti bu kadınların kendilerine bir yemin etmeleri; kimi sessizliği seçerdi, kimi gözlerini feda ederdi durugörü için, kimisi ise bir uzvunu. Bir yere varmak için, bir şeyler feda ederdi bu kadınlar, korkmazlardı bunu yaparken, çekinmezlerdi.

Maskeli kadınlar sessizce, çember şeklinde dizilmiş beklerlerken, en sonunda büyük beya binadan bir başka kadın çıktı. Omzunda normalden büyük bir karga taşıyor, yüzüne üzerindeki karga tüyleri arasında tavuskuşu tüylerinin göze battığı bir maske takıyordu. Elindeki asaya asılı ufak çanlar, her bir adımında çıngırdıyordu. Grubun ortasına gelnce durdu, omzundaki karga uçarak yakınlardaki bir çam ağacının alt dallarından birine kondu. Kadın sessizce, diğer sessiz kadınları süzdü. 

Başrahibe diğer kadınlar gibi hiç konuşmadan, sadece elleri ile yönetti rahibeleri. Önce kocaman bir ateş yakıldı, kara topraktan bir çember çizildi, içine bir kare ve en dışına bir üçgen. Çemberin üzerine dizildi kadınlar. Hepsi, gırtlaklarından çıkardıkları garip bir mırıltıyla tempo tutmaya başladılar. Bir sağa, bir sola sallanıyorlar, gözlerini bir bir kapıyorlar, her geçen saniye gırtlaklarından çıkarttıkları sesi biraz daha arttırıyorlardı.

Kadınların tuttuğu ritim ile başrahibenin asasındaki çanlar aynı frekansta titreşmeye başladığı an, Başrahbe yavaşça yere çöktü. Ellerini gözlerinin üzerine yasladı. Sesler iyice artmıştı, her şey dönüyordu etrafında. Doğruldu, cüppesini üzerinde tutan kuşağını çözdü. Bembeyaz karlar içinde kayboldu beyaz kürk cüppesi. Kollarını iki yana açarak olduğu yerde sallanmaya, dans etmeye başladı kadın. Belki de ilk defa doğru düzgün bir ses çıkıyordu kadınların birinden, bir inleme, bir çığlık, bir ağıtın unutulmuş ezgisi... Başrahibe sallanıyor, kadınlar hırlıyor, tüm kış ormanı bu eski ritüele eşlik ediyordu.

En sonunda başrhibe kaskatı kesilmiş bir biçimde dizleri üzerine düştü. Gözleri kafatasının arkasına bakıyor, sadece gözlerinin akı görünüyordu. Başını yukarı kaldırmış, gökyüzüne bakıyordu. Çıplak vücudu o soğuğa rağmen sıcak ve terliydi, titremiyordu. El ve ayak bileklerindeki ince altın bilezikler şıngırdamalarını kesmişti. Rahibeler tekrar sessizleşmiş, herkes başrahibeye kitlenmişti.

"İntikam için gelecek," Başrahibenin sesi uzaktan geliyordu sanki. Kullanılmayan ses telleri her bir kelimede zorlanıyor, canını yakıyordu. "İntikam ateşi tüm Skiss'i yakacak. Kristalin Şarkısı yankılanacak tüm Skiss'de. Ama kurtarabilecek mi onu oradan, o bir muamma. Sınırlar yok oldu, Anne'nin kardeşi bizi almaya hazır. Efendimiz Ölüm, artık hepimize daha yakın."

Başrahibe acıyla öne kapaklandı ve titremeye başladı. Rahibeler ona doğru atılıp beyaz kürk cüppesini giydirdiler. Kadınlardan biri başrahibenin söylediklerini yazarken bir kısmı ritüel alanını topladı. Sessiz kararlar alındı Başrahibe odasına götürülürken.

Karga Rahibelere ihtiyaç vardı artık tüm Skiss'de. Şehirler uyarılmalıydı. Tek bir rahibenin varlığı bile yetecekti bir bölgeyi uyarmaya.

Çünkü Karga Rahibeler asla dışarı çıkmazlardı kış ormanında. Çıktıklarında da çok büyük bir felaketi yanlarında getirirlerdi. Ölüm'ün Karısıydı onlar, gölgeleri cehennemdi.

No comments: