Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, December 14, 2010

Bir kış günü, bir fincan Vanilyalı Kahve.

Bilgisayarının başına otururken, yeni hazırladığı kahvesini özenle yerleştirdi masasına. Biraz resim yapardı bu gece belki, belki biraz sohbet ederdi bir süredir konuşmadığı arkadaşlarıyla. Radyoyu açtı; en sevdiği dostu yayındaydı. Kavga ederlerdi hep, bazen birbirlerinin arkasından en olmadık şeyler sayarlardı. Ama ikisi de bilirdi bunların gelip geçici olduğunu, kırgınlıkları uzun sürmezdi. Hep böyle olmuştu tanıştıklarından beri; dostlukları sadece aralar vererek hep sürmüştü. Şu ya da bu şekilde hep yolları kesişmişti.

Kahvesi, ufak, üzüm kabartmalı bir fincandaydı. Koyu kahve ile karışık vanilya kokusu yayılıyordu odaya fincandan. Dostunun önerisi ile, kahvesine bir kaşık vanilya eklemişti bu gecelik. Vanilyayı severlerdi; bir zamanlar balkonda oturup, vanilyalı çay içmişlerdi deniz manzarasına karşı, önceki, belki de sonraki yaşamlarından hikayeler paylaşarak.

Sevdiğinden uzaktaydı o gece genç kadın. Sevdiği adam uzaktaydı, soğuk bir şehirde. Karlar örtmüştü o şehri, soğuk bir pelerindi adeta kar, şehri güzelleştiren. Sevmezdi orayı ama sevdiği herkes oradaydı. Yollarda olmalıydı o şimdi, eve dönüyor olmalıydı yorgun bir günün ardından.

Kahve sevdiği adamı anımsatırdı bazen genç kadına. Teninin rengini anımsatırdı kahvenin rengi, gözleri, kaşları, elleri. Sıcacıktı kahve, tıpkı onun göğsü gibi. Kokusunu severdi, kahve kokusu gibi. Bazen mest olurdu gözlerini kapayıp, dakikalarca dururdu öyle. İsmi de iki heceliydi kahve gibi. Kah-ve. Ne çok ortak yönleri vardı sevdiği adamla kahvenin. Tıpkı sevdiği adam gibi kalp atışlarını hızlandırırdı kahve de. Bazen nefessiz bırakırdı. Bağımlılık da yapabilirdi belki, yokluğunu hissettirirdi. Zevk alırdı onunla vakit geçirmekten. Onunla yalnız olmayı severdi soğuk günlerinde.

Radyodan yükselen jazz eşliğinde gülümsedi genç kadın aklından bu düşünceler geçerken. Fincanı iki avucunun arasına alıp kokuyu içine çekti. Yavaşça bir yudum aldı ve gülümsedi.

Güzeldi. Her şey çok güzeldi.

1 comment:

delusionmaker said...

hmm... hot coffee time~~