Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, November 30, 2010

Skiss; Çöl Kenti [Bölüm 1]

Kızgın yaz güneşi çölü kavuruyordu. Çölün sarı ve turuncu renkleri, kerpiç şehrin beyaz kireç boyalı duvarlarından yansıyor, şehri tatlı bir pembeliğe boyuyordu. İnsanlar saat öğlene yaklaştıkça bir bir dükkanlarını kapıyor, evlerine yollanıyordu. Çöl ülkesi olan Skiss'in başkentide, tıpkı diğer çöl kentlerindeki gibiydi hayat. Sabah erkenden açıılırdı işler, öğlenleri, güneşin kızgınlığı geçene kadar kapanırdı tekrar her yer. Güneş biraz olsun gittiğinde, gecenin geç saatlerine kadar tekrar canlanırdı her yer.

Çölün ortasında bir vahaya kurulmuştu şehir. Uzun ağaçların arasında olması bir nebze olsun serinlik sağlıyordu insanlara. Yüksek duvarlı avlularla çevreli büyük evlerde otururdu Skiss insanları. Duvarlar avlularına gölge düşürür, evlerini serin tutardı. Bir çoğu minik su çanakları yerleştirirdi. Biraz daha zenginleri havuzlar yaptırır, türlü türlü bitkiler yetiştirtirdi bahçelerinde.

Şehrin yapısı basitti; vahanın ortasındaki gölün çevresi Mihrace'ye aitti. Bir dış çemberde zenginler ve soylular, biraz daha dışa gidildiğinde zanaatkarlar ve tüccarlar, en dışta ise geriye kalan halk yaşardı. Şehrin tüm sokakları özenle yapılmıştı, yol kenarları bitkiler ve yüksek ağaçlarla süslenmişti. Bu ağaçlar aynı zamanda şehri serin tutmaya da yarıyordu. Kaldırımlara mozaikler işlenmişti. Duvarlara süslü resimler çizmiş, daha zengin binalara ise işlemeler yapılmıştı. Gelenin bir daha gitmek istemediği bir şehirdi Skiss.

Mihrace'nin villası mermerdendi. Avlusundaki geniş havuzlar daima en güzel keten örtülerle gölgelenir, suları her gün temizlenirdi. En bakımlı ve süslü, binbir renk çiçek açan bitkiler Mihrace'nin bahçesinde yetişirdi. Top top kumaşlardan metrelerce kıyafet dikilirdi Mihrace'ye, en uzak şehirlerden takılar ve makyaj malzemeleri getirilirdi. Süse ve ihtişama olan bir aşkı vardı Mihrace'nin.

Her öğlen yaptığı gibi, havuzun içine uzanmıştı Mihrace. Uzun turuncu saçları suyun üzerinde dalga dalga yüzerken, açık sarı gözlerini kapamış, hafif bir uykuya dalmıştı kadın. Adı Kristal Skiss'di, şehrin kurucusu, koruyucusuydu ama Mihrace olarak çağırılmayı seviyordu. Sırf bu yüzden pek çk diplomat bir erkek beklese de, Kristal'i gördüklerinde hiç de hayal kırıklığına uğramıyorlardı; görüp görebilecekleri en güzel kadın Kristal idi çünkü. Ve söylentiler derdi ki, Skiss'in çöl yaşamı sağlamıştı ona o güzelliği; güzellik banyoları ve öğle uykusuydu büyük sır.

Belki de bu yüzden, metalin mermere çarpış şesi ile uyanarak yerinden sıçradığında büyük bir öfke hissetti Mihrace. Ancak içeri giren, geri çevirebileceği bir konuk değildi.

"Kızkardeş Kurt, hoş geldiniz." Mihrace hafifçe doğruldu yattığı yerden ancak sudan çıkmadı. Yılan gözbebekli açık sarı gözleri Kızkardeş Kurt'u süzüyordu.

"Sizi rahatsız etmek istemezdim, Mihrace, ancak günlük devriye gezimiz sırasında ele geçirdiğimiz bir şey ilginizi çekecek gibi."

Kızkardeş Kurt denilen kadın uzun ve iriydi. Vücudunun kıvrımları az da olsa seçilebiliyordu ancak ellerinde ve yüzünde bir kadının zerafeti yoktu. Kaşları çoğunlukla çatıktı, dudaklarının kenarında bir yara izi vardı ve burnu kırıktı. Kuzgun karası saçları açık bırakılmış, inleri geriye doğru örülerek daha kullanışlı bir hale getirilmişti. Zırhının açıkta bıraktığı kolları kaslıydı ve büyükçe bir kılıç taşıyordu. Pelerini kurt postundandı ve başlığı bir kurt başıydı. Adını nerden aldığı apaçıktı.

"Hmmm," Mihrace tek kaşını kaldırarak merakla ayağa kalktı. Onun ayağa kalkmasıyla keten örtülerin ardından fırlayan, tamamen örtülü iki hizmetkarlar, onu en yumuşak havlulara sardılar. Biri saçlarını aceleyle tararken, öbürü katkat ipek bir elbise giydirdi Mihraceye. Mihrace elini kaldırarak onları gönderdi.;; eğer fırsatını verse makyajı ve süslenmesi tamamlanmadan gitmeyecelerdi çünkü. Hizmetkarlar keten örtülerin ardında kayboldular. "Gidelim."

Kızkardeş Kurt ayaklarını sertçe birbirine çarpıp uygun adım arkasını dönerek ilerledi. Mihrace sessizce onu izlerken Kızkardeş Kurt'un neden kendisi için böyle bir yaşamı seçtiği takıldı kafasına, merak etti. Gözleri gayr-ı ihtiyari gümüş aynalardan birine takıldı yürürken.

"Seni izliyorum."

Biri bir şey fısıldamıştı ve aynanın ardından ona bakıyordu sanki... Karanlıktı. Aynaların kararması hiç de hayra yorulan bir şey değildi. Durdu, elini uzattı. Parmakları aynaya dokundu, parmak uçlarıyla sildi aynayı. İsdi bu. Garipsedi.

"Mihrace?"

Kristal irkildi. "Geliyorum." diye mırıldanarak Kızkardeş Kurt'u izlemeye devam etti.

No comments: