Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, September 02, 2010

Buralar yapım aşamasında... Geçmişteki yazıların renk kodlarını sileceğim, düzenleyeceğim, sonra layout u bitireceğim. Sade bir şey olacak ve koyu renk olmayacak (sıkıldım). Ayrıca tüm bunları yaparken Düş-Arşiv'i de düzenleyeceğim ki insanlar rahat rahat okusun.

Onun dışında Ankara ziyaretim sırasında bol bol masaüstü oynadığımız için mutluyum. Hala süren bir mage oyunumuz var :3 (old wod). Mirja diye bi CoE mage'i. Pek hoş oldu ehehe. Bir de Nayto'nun bir gün elbet oynatacağı Hunter karakterim var isim bulamadığım. Luciferuge'dan, 7th generation. Çok tatlı ama. Familiar çağıracak böyle *.*

Oyun zarları beni sevmiyormuş meğersem. Bol bol botch attım durdum :(

Okul kaydımı yaptım. Sadece Çarşamba günleri tüm gün ders var. Kalan tüm vakit boş. Bol bol çizim, Bol bol spor, bol bol iş. Hadi hayırlısı.

Bir de uykum geldi çokça üf.

Kızıl saçlı kadın aynaya bakarak saçlarını topladı. Kıyafetlerini düzeltti, sivri topuklu ayakkabılarını ayağına geçirdi ve kapıyı ardından kapayarak çok yüksek olmayan merdivenlerden inmeye başladı. Her bir adımı apartman boşluğunda yankılanırken, eli elindeki minik çantaya daldı, bir metal tabaka çıkararak içindeki sarma sigaralardan birini dudaklarının arasına sıkıştırdı. Yürürken sakince bir kaç nefes çekti, gökyüzüne baktı; yağmur yağacak gibi duruyordu. Gülümsedi. Sonbahar gelmişti.

İlerdeki kitapçıya doğru adımını attı. Bir an ne olduğunu anlayamadı; ellerini gözlerinin önünden geçirdiğinde ayakları kaldırım taşlarından çok uçsuz bucaksız çöl kumlarına basıyordu.

"Özlemedin mi?"

Kızıl saçlı kadın ifadesizce etrafını çevreleyen biçimsiz gölgelere baktı.

"Bizi özledin, değil mi?"

Gölgeler kadının etrafına dolanıp sıkıca sardılar onu sevgi ve özlemle. Kadın bakışlarını kumlardan ayırmadan ileri doğru bir adım attı. Sivri topukları kumda batıyor, attığı her adımı zorlaştırıyordu.

"Gitme, bizi bırakma."

Kadın inatla bir adım daha attı.

"Lütfen..."

İttirilen bir kapı ve kapının çarptığı çıngırak sesi. Camy kitapçıya girmişti. "Herkese günaydın!" dedi neşeyle. Rüzgar çöl kumlarını kaldırıyordu zihninin gerisinde. Camın önündeki toz bezini aldı ve her gün yaptığı gibi vitrindeki kitapları silmeye başladı.

"Yağmur yağacak gibi bugün. Değil mi?"

2 comments:

Ragnor said...

Oh be, içim açıldı, neydo o eski tasarım :)

mit said...

Yeni teman hayırlı olsun. Umarım günlerin de bu yeni temaya uyumlu olarak hep neşeli, hep tozpembe geçer ^^ Hikaye için teşekkürler.