Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, August 10, 2010

Dream within a Dream [Rüya içinde Rüya]

Anıları onun üzerinden beslenip güç alırken, onu özellikle orada tutuyorlardı.
Ve o, uzun ve deliksiz uykusunda, bunun olmasına izin veriyordu.
O ise çok uzaklarda onu bekliyordu.
Uyan.
Uyan.
Gözlerini aç.



Rüzgarın uzun boylu otların arasından geçerken çıkardığı hışırtı ile gözlerini araladı. Koyu mavi bir gökyüzüne bakıyordu gözleri, elleriyse altın sarısı başaklara dokunuyordu. Uçsuz bucaksız bir tarlada yatıyordu kızıl saçlı kadın. Doğruldu, etrafına baktı. Az ilerde sırtı ona dönük bir kadın görmek pek de şaşırtmadı onu.

"Jezabel..."

Kadın gülümsedi, uzun sarı bukleleri ve siyah elbisesinin etekleri rüzgardan uçuşarak kızış saçlı kadına döndü. "Bir an hiç uyanmayacaksın sandım. "

"Uyanmamak için bir sebep yok ama bildiğim bir şey var ki o da hala uyuduğum."

Jezabel kıkırdadı. "Sana çok uzun zamandır göstermeye çalıştığım ama bir türlü göremediğin şeyi göstereceğim. Bu, belki de son ders olacak sana öğreteceğim. Dinleyip dinlememek, uygulamak veya kulak ardı etmek tamamen sana kalmış."

"Dinliyorum, Jezabel. Biliyorsun, daima dinledim."

"Bunu bilmek güzel." Jezabel kızıl saçlı kadına doğru yürürken elini kaldırdı hafifçe, kızıl saçlı kadına dakikalar gibi gelen bir süre sonunda ince, uzun, beyaz parmaklar dokundu alnına. Bilinci kapandı. Bedeni, yumuşak başakların üzerine yıkıldı.

"Gözlerini aç."

Kızıl saçlı kadın gözlerini açtığında bir an açtığından emin olamadı. Zifiri karanlıktı mekan. Kıpırdamaya çalıştı ama kıpırdayamadı. Elleri, kolları ve ayakları bağlıydı. Vücudunun pek çok noktasından dışarı çekilen bir şey hissediyordu; rahatsız edici bir his.

"Dikkatli bak."

Kızıl saçlı kadının gözleri çok geçmeden karanlığa alıştı. Gözlerini kırpıştırdı. Uzun, sonu görünmeyen, organik damarlardı vücuduna yapışanlar. Yavaş yavaş yaşam özünü dışarı çekiyor, görünmeyen sahiplerine götürüyorlardı. Kızıl saçlı kadın korkuyla hareket etmaya çalıştı, çırpındı ama kurtulamadı.

"Nerede olduğunu biliyor musun?"

"Hayır."

"O zaman keşfet. Burdan kurtulduğunda nereye gitmen gerektiğini söyleyeceğim sana."

Kıvrandı. Damarların vücuduna girdiği her nokta yanıyor, damar damar acı tüm vücuduna yayılıyordu. Acıya toleranslı olduğunu düşünmüştü hep, ama bu acı daha önce yaşadıklarının yanında hiç birşeydi.

Ellerini ve ayaklarını kıpırdattı, havayı tekmeledi, elleri havayı yardı. onu tutan bağların vakit geçtikçe gevşediğini hissedebiliyordu. Çok geçmeden, tırnaklarıyla, parmaklarıyla ince ince yolarak kurtuldu bağlarından. Tüm gücüyle damarlara asıldı ama asılmasıyla ellerini çekmesi bir oldu. Acı dolu bir haykırış boğazından yükseldi. Sanki kolunu veya bir bacağını elleriyle tutup koparıyormuşçasına bir acıydı bu.

"Kurtulamazsın..." bir fısıltı geldi kulağına ve emindi bu sesin sahibinin Jezabel olmadığından. Yavaşça gölgelerin arasından bir kadın çıktı. Uzun kızıl saçları olan, gözleri boş boş bakan, vücudundaki damarların diğer kadına bağlı olduğu bir başka kadındı bu. "Bizden bu kadar kolay kurtulamazsın." Onun arkasından bir tane daha çıktı. Ve bir tane daha. Çok geçmeden bu damarlarla ondan beslenen kadınlar etrafını çevirdi kızıl saçlı kadının. Kızıl saçlı kadın korkuyla etrafına baktı; derin, karanlık bir kanyondaydı. Nefes alışverişi hızlandı. Umutsuzluk çöktü yüreğine. Damarların giriş yerlerindeki acı gittikçe arttı. Arttı, ta ki düşünceleri aklından yokolana kadar.

"Hey, gözlerini aç."

Kızıl saçlı kadın bakışlarını yukarı kaldırdı. Gözleri seçemedi orada ne olduğunu ama merakı cezbedilmişti birden bire. Ona bağlı onlarca başka kadını umursamadan kayalara tırmanmaya çalıştı kanyondan yukarı ulaşabilmek için. Ama her seferinde vücudundaki damarları tutup geri çektiler onu. Her seferinde biraz daha yükseğe tırmandı ama her seferinde aralarına geri aldılar. Kızıl saçlı kadın en sonunda anladı; onlardan, yansımalarından kurtulmadan, istediğine ulaşamayacaktı. Kendini kanyon duvarlarının en keskin yerlerine attı. Kollarını, bacaklarını ve gövdesini sürttü keskin kenarlarına taşların. Canı yandı, teni kanadı ama o durmadı; ince ince, santim santim kesti damarları ve vücudundan ayırdı. Her bir damar vücudundan ayrıldıkça çığlıklar kapladı ağzını ve yansımalarının ağzını ama dinlemedi, kulak tıkadı seslere. Çok geçmeden bir bir yere düştü yansımalar. Özgürdü.

"Ne yapacağını, nereye gideceğini biliyorsun artık." Jezabel'in mutlu sesi zihnine dokundu hafifçe ve kayboldu.

Zifiri karanlığa, üzerinden akan kana, kanyonun sivri taşlarına aldırmadan yukarı tırmandı kızıl saçlı kadın. Tahmin ettiğinin aksine daha bir güçlü, daha bir hayat doluydu şimdi. Birbiri ardına geldi adımlar ve onu taa en tepeye kadar taşıdılar. En tepeye; O'nun beklediği yere.

"Seni tanıyorum." dedi kızıl saçlı kadın ve kendisinin birbuçuk katı ebatlarındaki iri siyah kedinin yanında diz çöktü. "Seni biliyorum." Ellerini kedinin yüzünün iki yanına koydu, alnını geniş burnuna dayadı. "Beni bekliyordun." Siyah kedinin iri yarasa kanatları kadının bedenini sardı, uzanıp kadının yaralarını yaladı. "Seni arıyordum." Yaralar yavaş yavaş kapanmaya başladı.

Sanki çok uzun süredir su altında kalmışçasına yataktan doğruldu Camy. Bembeyaz bir odadaydı. Dörtdirekli, beyaz perdeli bir yatakta yatıyordu. Yatak uçsuz bucaksız bir beyazlığın içinde yokolmuştu. Karşısında kumral saçlı bir kadın duruyor, adım adım ona yaklaşıyordu. Kadın hafifçe yatağa oturup ona döndüğünde, Camy de ona döndü. Ayakları suya değidi önce sonra su kuma dönüştü. Uçsuz bucaksız beyazlık artık bir kumsaldı ve ikisi bir çay masasında oturuyorlardı. Sessizce çaylarını içerlerken kelimelere ihtiyaçları yoktu anlaşabilmek için. Yılları birbirlerinden ayrı geçirmişlerdi ve bu önemsizdi.

"Artık senin küçük kanatlık değilim."

Küçük kanatlı...

Gözlerini araladı. Garip bir rüya görmüştü. Çok uzun bir süredir uyuyordu. Pek çok farklı şey görmüş, binlerce hayat yaşamıştı uykusunda. Zaman değişmiş, insanlar değişmiş, o da elbetteki değişmişti. Alışmak zor mu olacaktı artık yoksa? Hele ki şimdi... Şimdi...

Rüya, artık bitmişti.

~ Rose

Son zamanlarda hayatımın özeti bu. Düş'ün özeti bu. Rüya içinde rüya pek çok. Yorumu şimdilik size kalmış.(Apocalyptica - South of Heaven & Mandatory Suicide)

No comments: