Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Monday, August 23, 2010

Daha bavulu açamadan.... =)

Eve gireli bir saat ya oldu ya olmadı. İki haftalık İstanbul sonrasında bir haftalık Budapeşte-Viyana-Prag gezisinden daha yeni döndüm ki, bavulumu aşmadan bir daha çıkıyorum yollara.

Bu sefer hedefimiz Ankara.

Düğünden beri diyordu Aslı; "Yeni evime gel gel gel." Ben de diyordum ki "Gelicem, ha geldim ha gelicem." Ancak bir türlü fırsat olmadı gidebilmem için; ya tarihler uyuşmadı ya da meşguldü birimizden birimiz.

İki gün önce Prag'dayken Aslı'dan mail geldi; "29-30'u gibi bize gelsene?" . Ben nasıl bu öneriyi geri çevireyim şimdi? Okulun açılmasından hemen bir hafta önce, buluşmaların yapılabileceği süper bir zaman, üstüne üstlük daha yolculuktan yeni gelmişim oturmuş bir düzenim yok tatile çıksam bozulacak.

Biletimi aldım geliyorum Ankaraya canlar.

Buluşmalar ve görüşmeler için ya beni ya da sponsorum Aslı'ya ulaşınız =D

Leyleeeeek, havadasın görüyorum ! xD

Wednesday, August 11, 2010

Rüya Yorumu

Yıllar önce ilk buraya yazarken, CamaeL'in SamaeL'i ararken yaşadıklarını yazardım. Dünyaya düşmüş meleklerden biriydi akıl hocası UrieL'le ve onu Cennet'te bırakıp giden öbür yarısını arıyordu.

Zaman geçti. Önce UrieL gitti, sonra Sammy bir daha ortada görünmedi. Camy umutsuzluğa ve depresyona sürüklendi. Zihninde onu koruyup kollayacak birini yarattı; Kelebek. İkinci kişiliği ile Dünya'da dolandı, onu farklı biri sanarak. Çok geçmeden farkına vardı bununda.

Uykuya daldı.

Uykusunda bir rüya gördü; kocaman bir ülke, ülkelerin liderleri ve bu liderlerin yaşadıkları. Kelebek Camy'den güçlüydü, o oldu ülkenin başı, hikayenin ana kahramanı. Zaman geçti orada, pek çok şey yaşandı. Güç dengeleri bozuldu, aslında her şeyi kontrol altında tutması için başa geçen Kelebek zamanla kendini kaybetti başından geçenlerle. Artı o da rüya ile gerçeği ayırd edemez olmuşu. Camy'nin kaçmak için yarattığı Cennet'i tekrar onun Cehennemi olmuştu.

Uyanmalıydı.

Camy uyanabilmek için işaretler yolladı Kelebek'e. Yavaş yavaş ikisi de farkına vardı neler olduğunun ve bir bir uyandılar. Önce Kelebek tüm korkularını ve geçiş bağlarını üzerinden attı, sonra Camy, içini acıtan şeylerle yüzleşti. Gün tekrar doğarken Camy, çok uzun süren uykusundan uyandı.

Bir rüya böylece bitmiş oldu.

Bu, yazdığım hikayelerin yanı sıra, kendi hayatımda da büyük bir sayfayı çeviriyor oluşuma işaret.

Hayırlısı =)

Ha, bu arada,bu demek değil ki hikaye yazmayı bırakıyorum? Yooo... Sadece artık emeklilik vakti geldi Düş karakterlerinin.

Bir başka evrende, farklı karakterlerle yazacağı bir şeyler elbette =)
Sevgiler.

~ Rose

Tuesday, August 10, 2010

Dream within a Dream [Rüya içinde Rüya]

Anıları onun üzerinden beslenip güç alırken, onu özellikle orada tutuyorlardı.
Ve o, uzun ve deliksiz uykusunda, bunun olmasına izin veriyordu.
O ise çok uzaklarda onu bekliyordu.
Uyan.
Uyan.
Gözlerini aç.



Rüzgarın uzun boylu otların arasından geçerken çıkardığı hışırtı ile gözlerini araladı. Koyu mavi bir gökyüzüne bakıyordu gözleri, elleriyse altın sarısı başaklara dokunuyordu. Uçsuz bucaksız bir tarlada yatıyordu kızıl saçlı kadın. Doğruldu, etrafına baktı. Az ilerde sırtı ona dönük bir kadın görmek pek de şaşırtmadı onu.

"Jezabel..."

Kadın gülümsedi, uzun sarı bukleleri ve siyah elbisesinin etekleri rüzgardan uçuşarak kızış saçlı kadına döndü. "Bir an hiç uyanmayacaksın sandım. "

"Uyanmamak için bir sebep yok ama bildiğim bir şey var ki o da hala uyuduğum."

Jezabel kıkırdadı. "Sana çok uzun zamandır göstermeye çalıştığım ama bir türlü göremediğin şeyi göstereceğim. Bu, belki de son ders olacak sana öğreteceğim. Dinleyip dinlememek, uygulamak veya kulak ardı etmek tamamen sana kalmış."

"Dinliyorum, Jezabel. Biliyorsun, daima dinledim."

"Bunu bilmek güzel." Jezabel kızıl saçlı kadına doğru yürürken elini kaldırdı hafifçe, kızıl saçlı kadına dakikalar gibi gelen bir süre sonunda ince, uzun, beyaz parmaklar dokundu alnına. Bilinci kapandı. Bedeni, yumuşak başakların üzerine yıkıldı.

"Gözlerini aç."

Kızıl saçlı kadın gözlerini açtığında bir an açtığından emin olamadı. Zifiri karanlıktı mekan. Kıpırdamaya çalıştı ama kıpırdayamadı. Elleri, kolları ve ayakları bağlıydı. Vücudunun pek çok noktasından dışarı çekilen bir şey hissediyordu; rahatsız edici bir his.

"Dikkatli bak."

Kızıl saçlı kadının gözleri çok geçmeden karanlığa alıştı. Gözlerini kırpıştırdı. Uzun, sonu görünmeyen, organik damarlardı vücuduna yapışanlar. Yavaş yavaş yaşam özünü dışarı çekiyor, görünmeyen sahiplerine götürüyorlardı. Kızıl saçlı kadın korkuyla hareket etmaya çalıştı, çırpındı ama kurtulamadı.

"Nerede olduğunu biliyor musun?"

"Hayır."

"O zaman keşfet. Burdan kurtulduğunda nereye gitmen gerektiğini söyleyeceğim sana."

Kıvrandı. Damarların vücuduna girdiği her nokta yanıyor, damar damar acı tüm vücuduna yayılıyordu. Acıya toleranslı olduğunu düşünmüştü hep, ama bu acı daha önce yaşadıklarının yanında hiç birşeydi.

Ellerini ve ayaklarını kıpırdattı, havayı tekmeledi, elleri havayı yardı. onu tutan bağların vakit geçtikçe gevşediğini hissedebiliyordu. Çok geçmeden, tırnaklarıyla, parmaklarıyla ince ince yolarak kurtuldu bağlarından. Tüm gücüyle damarlara asıldı ama asılmasıyla ellerini çekmesi bir oldu. Acı dolu bir haykırış boğazından yükseldi. Sanki kolunu veya bir bacağını elleriyle tutup koparıyormuşçasına bir acıydı bu.

"Kurtulamazsın..." bir fısıltı geldi kulağına ve emindi bu sesin sahibinin Jezabel olmadığından. Yavaşça gölgelerin arasından bir kadın çıktı. Uzun kızıl saçları olan, gözleri boş boş bakan, vücudundaki damarların diğer kadına bağlı olduğu bir başka kadındı bu. "Bizden bu kadar kolay kurtulamazsın." Onun arkasından bir tane daha çıktı. Ve bir tane daha. Çok geçmeden bu damarlarla ondan beslenen kadınlar etrafını çevirdi kızıl saçlı kadının. Kızıl saçlı kadın korkuyla etrafına baktı; derin, karanlık bir kanyondaydı. Nefes alışverişi hızlandı. Umutsuzluk çöktü yüreğine. Damarların giriş yerlerindeki acı gittikçe arttı. Arttı, ta ki düşünceleri aklından yokolana kadar.

"Hey, gözlerini aç."

Kızıl saçlı kadın bakışlarını yukarı kaldırdı. Gözleri seçemedi orada ne olduğunu ama merakı cezbedilmişti birden bire. Ona bağlı onlarca başka kadını umursamadan kayalara tırmanmaya çalıştı kanyondan yukarı ulaşabilmek için. Ama her seferinde vücudundaki damarları tutup geri çektiler onu. Her seferinde biraz daha yükseğe tırmandı ama her seferinde aralarına geri aldılar. Kızıl saçlı kadın en sonunda anladı; onlardan, yansımalarından kurtulmadan, istediğine ulaşamayacaktı. Kendini kanyon duvarlarının en keskin yerlerine attı. Kollarını, bacaklarını ve gövdesini sürttü keskin kenarlarına taşların. Canı yandı, teni kanadı ama o durmadı; ince ince, santim santim kesti damarları ve vücudundan ayırdı. Her bir damar vücudundan ayrıldıkça çığlıklar kapladı ağzını ve yansımalarının ağzını ama dinlemedi, kulak tıkadı seslere. Çok geçmeden bir bir yere düştü yansımalar. Özgürdü.

"Ne yapacağını, nereye gideceğini biliyorsun artık." Jezabel'in mutlu sesi zihnine dokundu hafifçe ve kayboldu.

Zifiri karanlığa, üzerinden akan kana, kanyonun sivri taşlarına aldırmadan yukarı tırmandı kızıl saçlı kadın. Tahmin ettiğinin aksine daha bir güçlü, daha bir hayat doluydu şimdi. Birbiri ardına geldi adımlar ve onu taa en tepeye kadar taşıdılar. En tepeye; O'nun beklediği yere.

"Seni tanıyorum." dedi kızıl saçlı kadın ve kendisinin birbuçuk katı ebatlarındaki iri siyah kedinin yanında diz çöktü. "Seni biliyorum." Ellerini kedinin yüzünün iki yanına koydu, alnını geniş burnuna dayadı. "Beni bekliyordun." Siyah kedinin iri yarasa kanatları kadının bedenini sardı, uzanıp kadının yaralarını yaladı. "Seni arıyordum." Yaralar yavaş yavaş kapanmaya başladı.

Sanki çok uzun süredir su altında kalmışçasına yataktan doğruldu Camy. Bembeyaz bir odadaydı. Dörtdirekli, beyaz perdeli bir yatakta yatıyordu. Yatak uçsuz bucaksız bir beyazlığın içinde yokolmuştu. Karşısında kumral saçlı bir kadın duruyor, adım adım ona yaklaşıyordu. Kadın hafifçe yatağa oturup ona döndüğünde, Camy de ona döndü. Ayakları suya değidi önce sonra su kuma dönüştü. Uçsuz bucaksız beyazlık artık bir kumsaldı ve ikisi bir çay masasında oturuyorlardı. Sessizce çaylarını içerlerken kelimelere ihtiyaçları yoktu anlaşabilmek için. Yılları birbirlerinden ayrı geçirmişlerdi ve bu önemsizdi.

"Artık senin küçük kanatlık değilim."

Küçük kanatlı...

Gözlerini araladı. Garip bir rüya görmüştü. Çok uzun bir süredir uyuyordu. Pek çok farklı şey görmüş, binlerce hayat yaşamıştı uykusunda. Zaman değişmiş, insanlar değişmiş, o da elbetteki değişmişti. Alışmak zor mu olacaktı artık yoksa? Hele ki şimdi... Şimdi...

Rüya, artık bitmişti.

~ Rose

Son zamanlarda hayatımın özeti bu. Düş'ün özeti bu. Rüya içinde rüya pek çok. Yorumu şimdilik size kalmış.(Apocalyptica - South of Heaven & Mandatory Suicide)

Saturday, August 07, 2010

İstanbul ki ama hala =D

Bu sene çok garip bir sene, cidden. Bu yaz da çok güzel bir yaz. Bu yaz ben bir garibim ama mutluyum, güzel gidiyor her şey, ve güzel gidecek. Gitmeli.

Aslı'nın düğünü ile başlayan güzellikler silsilesi devam ediyor =) Onın dışında gittiğim iki düğün de muhteşemdi. Delusionmaker ile çok güzel bir bir aylık tatil yaptık bol bol gezerek. Bir ara İstanbu tatilimin ayrıntılarını gezi blogumuza yazacağım. Tavsiye edeceğim yerler var ^^ Hesi'nin butiğinden Oh la la! beremi aldım ve kahverengiyi seçerek ne kadar iyi bir şey yaptığımı farkettim. Umm arada Georgiana ile buluştuk. Beni kırmadı, beraber Bunka'da suşi yedik. Sonrasında ben de onu kırmadım ve Cevahir'e giderek window-shopping yaptık [Ben gene D&R a girme gafletinde bulundum, 3 al 2 öde kampanyasından orjinal oyun doldurdum kendime. Orda iki elemanla 2dk ayak üstü konuştuk "daha önce kendine oyun seçen kız hiç görmedik" dediler, yarıldım.]. Dün gece de Taksim'de o bar senin bu bar benim yaptık ablamla ve arkadaşlarıyla, kızkıza. Cosmopolitan içtim Sex and the City'den özenip xD Rengi kırmızıydı ama :\ Sevdim ciciydi. Evde yapmayı öğrenmek istiyorum =D

Haftaya bakalım kimlerle görüşeceğim, neler olacak... 14'ünde zaten yurtdışı (çok heyecanlıyım, bunu her yerde ve yazdığım her postta belirtiyorum farkındayım). Eve dönmek, bilgisayarıma ve tabletime kavuşmak istiyorum. Sonra ikimize de uygun bir vakitte Aslı'ya ev ziyareti planlıyorum (okul açılınca da gidebilirim diye düşünüyorum zira topu topu 2 dersim olacak.). Antalya'da da çok işim var; kayıt, transkriptler, indirim kartlarının çıkarılması, vs...

Puf!

Bu aralar çizime yüklendim manyak gibi yapacak işim çok olmadığı için. Çizdikçe iyi hissediyorum kendimi.

Sizi seviyorum =)

Not: Kış ayları boyunca über paranoyak-dengesiz dönemlerim olduğunu Georgiana ile buluştuğumda anımsadım. Kusura bakmasın o dönemlerde durduk yere olay çıkarıp saldırdığım insanlar.

~ Rose

Monday, August 02, 2010

Düğün sonrası...

Süper bir nikah süper bir düğün sonrası sabah kalktım "aaaayh... yorgunummm... eaaahh..." şeklinde. Güzel bir kahvaltı sonrası bilgisayar başına geçtim incebelli çayımla, maillerime bakıyorum =) İnsanları dürtüyorum "Geldim lan ben!" diye xD

Bu günü evde kulaklıklarımı takıp eskiz defterimle aşk yaşayarak geçireceğim, zorla beni kaldırmazlarsa. Atia of Julii saçlarımı da yıkayıp bozmam gerek, hala duruyor. Gece öylece geldiğim gibi uyumuşum. Bi avuç toka çıktı içinden.

Neyse, ben gider.

(Roselyn kaçar easdfefkadgmşgl)

Sunday, August 01, 2010

İstanbuuul ^^

Bir haftalık yurtdışı gezimizden önceki iki haftayı İstanbul'da geçiriyoruz =) Geçen cuma geldik gece, Dün kına vardı (büyük kuzenim evleniyor, bizim gelinin kınasıydı). Birazdan da önce nikaha sonra da düğüne gideceğiz. Henüz fotoğraflarını yüklemediğim 13cm sivri topuk ayakkabılarımla dolanıyorum. Stiletto ftw!

Ev çok kalabalık. Kına evi korkunçtu hele, bir sürü velet, bir sürü yaşlı, küçücük oda. Fenalık geçirdim (gerçek anlamda), elime kınamı kapı önünde sürdük, bir daha da içeri girmedim. Abimin arkadaşları gelmişti (her ne kadar abim gelmemiş olsa da), onlarla muhabbet ettik bol bol. Bana kitap önerdiler okumam için, not aldım ^^ .

Bu sabah da erkenden kuaföre gittik. Aslında at kuyruğu istiyordum ama kısa olur güzel olmaz dedi adam, biz de çok ilginç, yarı topuz bir şey yaptık (fotoğraflar gelir sonra). Önleri ve enseleri aşağı iniyor kıvır kıvır lüle halinde. Hafiften Rome'daki kadınlar gibi oldum =D Kıyafetim tam öyle olmasa da.

Öyle işte. Daha İstanbul'dayım. Fırsatım olduğu kadar insanlarla buluşup görüşcem <3>

22 Ağustos'da dönüyoruz, 23'ü gibi evde olurum diye düşünüyorum. Bakalım, o ara bizim okul kayıtları başlıyor olabilir [eylülün ilk haftası açılır bizim okul genelde]. Transkript alınıp eksik tüm dersler alınacak! Huf!

Öpüldünüz canlar <3