Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, June 01, 2010

Yıkım Serisi Bölüm 6 - Benim Şaheserim

Russell Brower - Sunstrider Walk Night 1&2

Ruhlar Kelebek'i zorla tutup yere yatırdılar. CamaeL, elinde hançerleri çevirerek etrafında geziniyordu kızıl saçlı kadının.

"Ne yapsak acaba..." dedi yüksek sesle dudak bükerek. Sonra hançeri tuttu, yere vurdu sertçe. Hançer kristal parçalara ayırdı. CamaeL eğilip büyükçe bir parçayı avuçlarının arasına aldı ve keskinliğini inceledi. "Hmm, güzel." dedikten sonra Kelebek'e gösterdi. "Az yontulmuş taş gibi. Tam istediğim kıvamda."

Kelebek kadının gözlerinin içine alevler saçan gözlerle bakıyor, ama sesini çıkaramıyordu; Bülbül'ün hayalet elleri tıkamıştı ağzını. Çok geçmeden Camy gözden kayboldu; Kelebek'in arkasına geçmişti. Bunun nedenini az sonra, sırtındaki büyük acıyl anlayacaktı Kelebek.

"Benim dördüme karşılık senin altın!" dedi CamaeL, Kelebek acıyla çırpınırken elindeki iri kristali kanat köklerine vuruyor, yaralar açıyordu Kelebek'in sırtında. Kristal, ne kesebilecek kadar sivriydi, ne de zarar vermeyecek kadar küt. Milim mili, küçük küçük yaralar açıyordu kanat köklerinde kadının. "Tahtı elegeçirdiğinde hepsini almalıydın Kelebek, aynı benim yaptığım gibi." Kristal kütle bir kaç kere daha indi sırtına Kelebeğin, sonra Camy kanadı tuttu ve çekerek yoldu kadının sırtından. "Bu şekilde yapmazdın tabi, heh."

Kelebek'in çığlıkları Bülbül'ün ağzını kapatmasına rağmen yankılanıyordu büyük taht salonunda. Camy elindeki kırmızı tüylü kanadı kadının önüne attığında, Kelebek acıdan baygınlık geçirmek üzereydi.

"Yapma, daha yeni başladım." dedi Camy. "İyileşme şansın da yok pek, kristal çünkü bu." Kopardığı kanatın diğer teki üzerinde çalışmaya başlamıştı şimdi. Her bir darbesinde üzerine kan sıçrıyor, ezilme sesleri Kelebek'in acı dolu çığlıklarına karışıyordu. Camy her seferinde kopardığı kanadı kadının gözlerinin önüne atıyordu. Onunla dalga geçiyor, yüzüne tükürüyor, karnını tekmeliyordu. Kelebek ise çaresiz bir biçimde kıvranmaktan başka bir şey yapamayacak kadar acı doluydu.

Çok geçmeden altı kanadı da kopardı Camy. İşi bittiğinde Kelebek acıdan ve kan kaybından bilincini yitirmek üzereydi. Omuz silkti, kanatları yerden alıp Ağaç'ın bedenine doğru yürüdü ve liderlerin vücutlarından oluşturduğu heykeline kanatları eklemeye başladı büyük bir zevkle. Bu sırada ruhlar, Kelebek'i sıkıca tutmaya devam ediyordu. Kelebek, acının durduğu bu bir kaç dakikayı dinlenerek geçirdi. Kurtulma şansı var mıydı bu işkenceden? Ülkesini kurtarmak için, minicik bile olsa bir şans?

"Yok." dedi Camy, zihnini okumuş gibi. Başıyla işaret ettiğinde ruhlar onu zincirlere vurup havaya kaldırdılar. Üzerindeki giysileri çıkarıp çıplak bıraktılar. Camy kanatlarını açıp havada, onun hizasında durup başını yana eğdi. "Kurtaramazsın. Benim. Sadece benim." Elleri bir anda saçlarına dolankı kadının, çekti, kanatlarını koparmakta kullandığı taşla, yola yola, demet demet kopardı kadının kan kızılı saçlarını. Her bir darbede küfrediyor, kadının yüzüne tükürüyordu. Aşağılamaların en beterlerini uyguluyordu üstünde, yılların acısını çıkarıyordu belki de. Çok geçmeden kan, tüy ve saçlardan oluşan kırmızı bir gölge oluştu Kelebek'in altında. Camy hala tatmin olmamış bir biçimde baktı.

"Bir şeyler eksik." Sonra yüzü aydınlandı. Yerden gül dalları fışkırdı birden; normalden iyi, beyaz güllerdi bunlar. Her bir çiçek bir insan kafası, her bir diken ufak bir hançer boyutundaydı. Kelebek'in vücuduna dolandı dallar, zingirlerin yanısıra güller de gerdi kadının iyice zayıflayan vücuduna. Dikenler battı tenine, çizdi, eti yardı ve kanattı.

"Damla damla demiştin değil mi?" hafifçe kafasını kaşıdı Camy. Dallar sıkılaştı, dikenler daha derine girip damla damla akıttı kızıl saçlı kadının kanını damarlarından. Beyaz güller kadının kanıyla kırmızıya döndü. "İşte bak, gül bahçen! Güzek kırmızı güller." Neden sonra Kelebek'in iyice kendini kaybettiğini farketti. Somurttu. "Daha yeni başlamıştım oysa ki. Neyse o zaman, şaheserimi tamamlama vakti."

Liderlerin zavallı ruhları, dalların serbest bıraktığı kadının zincirlerini çözüp havada tuttular. Kelebek buğulu gözlerle Camy'ye baktı. Acıma doluydu gözleri; bunları yapabildiği, kalbi bunlarla dolu olduğu için acıyordu CamaeL'e. Ama Camy, bir kahkaha ile cevap verdi buna.

Kristal Kılıç KElebek'in vücudunun önünden girdi ve sırtından çıktı. Ruhlar Kelebek'in vücudunu bırakırken Camy tüm gücüyle kılıcı tahtın arkasındaki liderlerin kafalarıyla süslü duvara sapladı.

"İşte benim en büyük ganimetim!"

Kelebek'in ciğerlerinden hava boşaldı, kan duvardan yere doğru süzülmeye başladı. Çıplak teninde kan damlaları yol yol izler bırakıyor, tüm bedeni sanki bezden bir bebekmişçesine aşağı sallanıyordu. Kılıcın üstüne doğru yığıldı bedeni.

"Bak, şaheserimi izleyebilmen için en güzel yeri ayarladım sana." Camy kadının kafasını tuttu ve bir hançerle boynundan çiviledi onu duvara, başını kıpırdatmasını engellemek için. "Ölmene imkan yok ama Kristal Kılıç iyileşme hızını neredeyse minimumda tutuyor. İyileşemediğin için kılıçtan kurtulamazsın, kılıçtan kurtulamadıkça iyileşemezsin. Sonsuza dek Düş'ün bu halini izleyeceksin. Benim şaheserime tanıklık edeceksin! Ne kadar güzel değil mi?!" Camy heyecanla ellerini çırptı sonra süzülerek kraliyet tahtının önünde yere indi.

"Bence gururlanmalısın böyle bir onura layık görüldüğün için." Eğildi, tahtın yanındaki sandıktan büyükçe bir taç çıkardı. Tahta oturdu, tacı başına geçirdi. Yüzünde büyük bir gülümsemeyle üzerine beden parçaları çivilenmiş, tepesi yanmakta olan Ağaç'ı süzdü.


"Artık benim. Hepsi benim. Ben Kraliçeyim." Ellerini kolluklara koydu ve gözlerini kapadı.

"Benim."

-----------------
Bugün benim doğum günüm [1 Haziran]. Bunun şerefine birazdan Epilog'u yayınlicam.

1 comment:

CEM AKYUREK said...

Merhaba :)
Blogunu kardeşim Loreathan sayesinde öğrendim. Yazılarını ilgiyle takip edeceğim. Dikkatini çekeceğini düşündüğüm kendi blogumun linkini de sana veriyorum :) Sevgiler
Cem
http://ruzgarlarinotesinde.blogspot.com/