Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, May 27, 2010

Yıkım Serisi Bölüm 5 - Başlayalım mı?

Puscifier - Underworld OST

Gök gürlüyordu. Yarısı yıkılmış duvarların arasından görülüyordu bir anda aydınlanan gökyüzü ve sonra tüm Düş tekrardan karanlığa gömülüyordu. Kelebek’in hıçkırıkları taht odasında yankılanırken Camy büyük pencereleri örten kadife perdeleri açarak dışarıyı işaret etti kızıl saçlı kadına.

“Biraz zaman aldı duvarları indirmek ve bu pencereleri açmak… Ama Düş bahçesinin o muhteşem manzarasını ayaklarına kadar getirdim Kelebek. Şaheserime bak, ne kadar güzel değil mi?”

Kelebek emekleyerek yanaştı pencereye; ayakta duracak gücü yoktu. Gözleri acıyordu artık ağlamaktan. Nitekim gördüğü manzara karşısında gözleri daha fazla yaş akıtamadı.

Ağaç kurumuştu. Kızkardeş’in kırmızı ağacı yanmıştı. Düş Bahçesi’nin yeri ölü kuşlarla kaplıydı. Kan, çürümüşlük ve ölüm kokuyordu bir zamanlar Düş’e hayat veren bahçe. Liderlerin bedenleri çivilenmişti Ağaç’ın gövdesine.

“Hmmm, belki de Bülbül’ü öbür yana asmalıydım. Daha güzel görünebilirmiş o zaman buradan.”

Kelebek bir çığlık atıp Camy’nin üstüne atladı bir anda. Camy elinin tersiyle kadını yakalayıp hiç zorlanmadan bir köşeye fırlattı.

“Belki bir zamanlar beni yenmiş olmayı başarabilirsin Kelebek, ama unutma, köprünün altından çok sular aktı.”

Kelebek bir çığlık daha atarak ayağa kalktı. Boğazı patlarcasına çığlık atıyor, öfkesini bağırarak atıyordu; nitekim kelimeler oluşturamayacak kadar yorgundu beyni tüm öğrendiklerinden sonra.

Uzun saplı baltası elinde oluşurken Camy’nin dudaklarında bir gülümseme oluştu. Asasını ve Kristal Kılıç’ı savunma pozisyonunda tutup Kelebek’i bekledi.

“Tüm bunları öğrendin, ve hala beni yenebileceğini düşünüyorsun? Pekala.” Omuz silkti.

“HAİN KALTAK!” Zorlukla çıktı kelimeler Kelebek’in ağzından, tükürürcesine. Hızlı adımlarla koşarak savurdu baltasını, Camy’nin asasıyla buluşup kenara savrulmak için. Ama Kelebek yere düşmedi bu sefer, çabucak toparlanıp bir kere daha saldırdı. Bir kere daha. Bir kere daha. Bir kere daha. Ama ne kadar saldırdıysa da Camy sadece savunmakla yetindi, karşılık vermedi hiçbir saldırısına kızıl saçlı kadının.

“Benimle oynamayı bırak! Hain!”

Camy bu sefer asasıyla savuşturduktan sonra Kelebek’in bacağında derin bir çizik açtı Kristal Kılıç’la. “Tadını çıkarıyorum. Gerçek anlamda sana saldırsam, çok sürmez.”

“Kendine çok güveniyorsun değil mi?” Kelebek’in eli hızlı bir hareketle yarasının üzerine gitti, ordaki kanı toparlayıp Camy’ye savurdu bir anda. Camy’nin gözleri ve suratı kanla kaplanırken bir anlık acıyla iki büklüm oldu Camy.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen, manyak kadın!”

“Heh.” Kelebek bacaklarını açarak yerden destek aldı ve ellerini açarak kendine doğru çekmeye başladı artık Camy’nin damarlarında akan kanını. “Beni olduğum yerde sayıyordum sandın, değil mi, sürtük!”

Kan yavaş yavaş Camy’nin gözlerinden, burnundan, kulaklarından ve ağzından dışarı süzülmeye başladı. İncecik bir şekilde akıyordu kan ve her bir damlanın çıkışı damarları ateş gibi yakıyor Camy acıdan kıvranıyordu. “Kardeşlerime yaptığını ödeteceğim sana Camy…. Damla damla çekeceğim kanını damarlarından!”

Camy yere düştü acıyla ve kıvranmaya başladı. Çığlıklar atıyor, gözlerinden yaşlar boşanıyordu. “Kelebek! Ne olur dur! Canım yanıyor! Canım çok yanıyor!”

“Acıyacak! Daha beter acıyacak! Yaptıkların cezasız kalmayacak, soysuz!” Kelebek adım adım yaklaşırken kanı damla damla çekmeye devam ediyordu Camy’nin damarlarından. Artık kendi kanından olma bir gölüm üzerinde debeleniyordu kumral saçlı kadın gözyaşları içinde. Sonra bir anda durdu, Kelebek merakla yaklaştı ona.

“Şaka!” bir kahkaha yankılandı Camy’nin boğazından.

Kelebek ne olduğunu anlamadan beş çift kol yakaladı ve geri çekti onu. Bacaklarından, kollarından, boynundan ve belinden tuttu kollar, ağzına bastırdılar ellerini. Kelebek bir an seçebildi ellerin sahiplerini…

Boş bakışlı ruhlardı bunlar, kuş kanatlı, Düş’ün artık ölü liderlerinin ruhlarıydı. Bir çığlık yükseldi boğazından ama dudaklarına bastıran Bülbül’ün elleri daha da sıkılaştı.

Camy Ayağa kalktı, kahkahalarla gülerken gözlerinden yaşlar boşanıyordu; gülmenin etkisindendi bu gözyaşları. Üzerini silkeledi, uzunca bir süre güldü ve en sonunda gözlerini de silip derin bir nefes aldı.

“Ah, beni çok eğlendiriyorsun Kelebek. Gerçekten o zavallı numaranın beni etkileyebileceğini mi düşündün?” Kumral saçlı kadın dudak büktü. “Düşündüğümden de zavallı bir durumdaymışsın. Ayrıca bak, yalnız değiliz. Kardeşlerimiz de bizimle beraber, onların gitmesine gönlüm el vermediği için ruhlarını kendime bağladım. Artık hep beraber güzel bir aile gibi eğlenebiliriz değil mi?” Eliyle bir işaret yaptı. Liderler yavaşça iki yana doğru açılarak Kelebek’in elleri ve ayaklarını ayırdılar, vücudunu gerdiler. Camy’nin bir kelimesiyle görünür oldu Kelebek’in kızıl kanatları ve liderler her bir kanatı ayrı ayrı tuttular.

Camy tatmin olmuş bir biçimde gülümsedi. Kristal kılıç’ı kemerine takıp çizmesinden iki kristal hançer çıkarıp ellerinde çevirdi birkaç defa.

“Artık başlayalım mı?”

2 comments:

Lorean said...

Ohannesburger, çok güzel!

Kelebek'in kan numarasının bir işe yaramaması beni cidden hayal kırıklığına uğrattı, Camael'in o acıyı çekmesini istemiştim...

Roselyn said...

ehehehe beğenmene sevindim =) istediğim etkiyi verebilmişim demek ki.
Ben de istedim çok da böyle olması gerekti, naparsın =)
mini spoiler: 2 bölüm falan kaldı sanırım yıkımın bitmesine.