Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Sunday, May 16, 2010

Yıkım Serisi Bölüm 3 – Son kıvılcım

Nox Arcana -Winter Medley, Masque of Red Death

Yeniden temizlenip giyindikten sonra Kwahu’nun odasına yollandı Camy. Tam olarak ne yapacağını bilmiyordu; çünkü liderler arasında en az konuşan ve kendini en az belli eden oydu. Ne neden hoşlandığını ne de neden korktuğunu biliyordu, anlamak içinse bir yol geliştirememişti. Galiba bu kez, kaba kuvvete güvenecekti.

Odaya geldiğinde odanın boş olduğunu gördü. Garipti, çünkü Kwahu bu saatlerde meditasyon yapar ve alkolle yaptığı özel karışımı içerdi. Etrafa bakarken gözlerine yerdeki kuzgun, bülbül ve papağan tüyleri çarptı. Korkuyla açıldı gözleri bir an; Kwahu biliyordu! Kalp atışları ve nefes alış verişi hızlanırken duvara dayanıp duraksadı. Evet, artık sadece kaba kuvvete güvenecekti.. Ya da… Duraksadı, yüzünde o sinsi gülümseme belirdi; bunu kendi çıkarına kullanabilirdi. Odadan çıktı, Düş Bahçesi’ne yollandı.

Bahçeye adımını attığı gibi ayağının önüne bir ok saplandı.

“Hain!” Anlaşılan Kwahu Ağaç’ın üst dallarından birine tünemiş, elinde yayı, nişan almış bir biçimde onu bekliyordu.

“Hain? Nedenmiş o?”

Camy’nin etrafında yükselen toz bulutu bir bir cinayetlerini gösteri ona. Camy dudak büktü. “Sadece çokluğu kaldırıp birlik getirmeye çalışıyorum Düş’e. Bunu ihanet olarak yorumlayan sensin Kwahu.”

“Peki tek olanın sen olması gerektiğini nerden çıkardın?” Birkaç ok daha ıslık çalarak Camy’e doğru gelirken Camy aceleyle yana çekilerek oklardan sıyrıldı; bunların uyarı atışları olduğu aşikardı, çünkü Kwahu’nun okları normal oklar gibi değildi. Hedeflerini vururlardı mutlaka.

“Hepiniz uykudayken, bu tatlı tembel yalandan barış döneminde vakit öldürürken fırsatı kullanmayı seçen bir tek benim çünkü.” Başının yanından bir ok geçerken eğildi Camy.

“Kardeşlerimizi öldürdün! Kim bilir daha neler yapmak istiyorsun! Ve o kadar korkak ve gurursuzsun ki, sinsi sinsi yaptın bunu! Madem kendine o kadar güveniyordun, karşılarına çıkıp onurlu bir biçimde yapsaydın!”

Camy kaşlarını çattı; Kwahu normalden fazla konuşuyordu, bir şeyler yanlıştı. “Eğer öyle yapsaydım muhtemelen kazanamazdım.”

“Belki de kazanmamalıydın!”

Camy asasını ve Kristal Kılıç’ı birer elinde tutarak Ağaç’a doğru koşmaya başladı. Her bir adımını kaldırdığında oraya bir ok saplanıyor, Kwahu’nun oklarından zar zor sıyrılıyordu. Hissedebiliyordu adamın kalp atışlarını; Kwahu korkuyordu. Gülümsedi.

“Peki, madem sen o kadar gururlusun neden Ağaç’ta saklanıyorsun ve karşıma çıkmıyorsun?”

Uzun bir sessizlik oldu. Camy biliyordu ki Kwahu saklandığı sürece yanına yaklaşması olanaksızdı, onu ortadan kaldırması da. Anlaşılan bunu Kwahu da biliyordu ki en güzel saklanma yerini seçmişti; yüksek, güvenli ve savunmaya uygun. Fakat yine de çok geçmeden aşağı indi adam; Camy’nin sözlerini kendine yedirememişti.

“Ah, sandığım kadar korkak değilmişsin.”

“Ben senin gibi değilim Camy, liderlerle yüzleşmekten korkmuyorum.”

“Tabiki, eminim bundan.” Camy Kılıcı elinde birkaç kez çevirip saldırı pozisyonu aldı. Kwahu’nun ellerini iki yana açarak bir şeyler mırıldandığını fark etti. Başını yana eğip dikkatlice izlediğinde bunun bir tür dua ile büyünün karışını olduğunu anladı. İzledi.

Kwahu’nun yayı yavaşça sırtıyla bütünleşip kartal kanatlarına dönüştüler, Ağaç’ın kökleri sarıldı gövdesine ve doğal bir zırh oluştu Kwahu’nun üzerinde. Peri ışıkları maddeleşti, elleri yavaşça pençeleşti. Yüzü çarpıldı, bir kurtun yüzüne benzedi. Kulaklarını geri yatırıp dört ayak üzerine düştü şekil değiştiren adam ve başını geriye atıp uzun uzun uludu.



“Bu basit form değiştirme numaraların beni ne korkutabilir ne de beni saf dışı bırakabilir Kwahu, bunu biliyorsun.”

Yaratığın zihni Kwahu’nun zihni ele geçirirken, genç adam kontrolü tamamen yaratığa bırakmaktan çekinmedi; kanın tadını aldığında nasıl olsa duracaktı yaratık. Yüzünde bir gülümsemeyle kadının üzerine atıldı. Bunun farkına varan Camy asasıyla adamın dengesini bozup yana çekildi; ancak Kwahu şekil değiştirdiğinde tüm hisleri katlanarak artmış, basit savunma hareketleri o kadar da etkilememeye başlamıştı onu. Başka bir şey düşünmeli, bu sırada adamı oyalamalıydı.

Adam tekrar Camy’nin üzerine atıldığında, tekrardan bir asa hareketiyle savuşturdu onu kadın ve aceleyle yüksek dallardan birine tünedi. Kwahu onun peşinden tırmanırken, bir av-avcı kovalamacası başlamıştı. İçinden küfreden Camy bunu bir şekilde kırmak zorunda olduğunu hissetti; bu kovalamacanın sonu şimdiden belliydi çünkü. Yaratık doğuştan avcıydı.

Pençeler bacaklarının yakınından geçerken Camy kendini daldan aşağı attı ve kanatlarını açarak gökyüzüne yükseldi. Ancak Kwahu hazırlıklıydı, peşinden atlayarak onu takip etti. Artık kovalamaca gökyüzüne taşınmıştı. Camy bir an Kwahu’ya sataşmanın gerçekten iyi bir fikir olup olmadığını sordu kendine; onun bu yaratık yönünü Liderler Savaşı’nda görmüştü bir tek ve bu kadar güçlü değildi o zamanlar.

En sonunda Ağaç’ın dalları arasından dolanarak onu yavaşlatmaya çalıştı Camy, fakat yaratık çevikti. Kolayca dönüyor, hız kesiyor ve hızlanıyor, Camy’nin peşinden bir an olsun ayrılmıyordu. Kovalamaca sürdükçe Camy yorulduğunu hissetti, fakat Kwahu sadece oyun oynuyor gibiydi. Korkuyla etrafına baktı… Gülümsedi. Ani bir hareketle yolunu değiştirdi, Kwahu onu takip etti. Ve çok geçmeden Kwahu, Camy’nin gözüne çarpan ama onun fark etmediği dala çarptı, kalın ve kırıl dal Kwahu’yu altına alarak yere düştü.

Camy onun yanı başında yere indi, kılıcını kaldırdı. “Kovalamaca beni gerçekten yordu ve bir an ciddi anlamda korktum biliyor musun?”

Kwahu sadece gülümsedi yorgunca, yaratık formu yavaş yavaş silinmeye başlamıştı. Bir anda onlarca uluma karıştı Camy’nin sesine. Etrafa korkuyla bakan Camy etrafını saran onlarca kurdu fark etti. “Ah, doğru. Savaş çağrısı yaptığını unutmuşum.” Kılıcını elinde çevirdi. “Ama biliyor musun, az önceki kovalamacanın üstüne biraz kan dökmek iyi gider.”

Camy bir ok gibi kurtların arasına dalarken bütün sürü onun üzerine çullandı. Bir an sadece boz renkli kürkler göründü ve tek ses onların hırlamalarıyla. Çok geçmeden bir bir uzağa fırlatıldılar, kayalara çarptılar. Acı dolu ağlamaklı sesleri hırıltıların yerini alırken, Camy bir kahkaha attı. “Sanırım kendime kış için bir kürk yaptıracağım Kwahu. Hediyelerine bakılırsa, oldukça kaliteli olacak!”

Kwahu’nun kükremesini duydu kulağının dibinde ve pençesi sırtını deşti bir anda Camy’nin. Camy güldü, dudaklarından ağzına dolan kan sızmaya başladı. Kwahu çok geçmeden karnından girip sırtından çıkan kılıcı fark etti.

“Ck ck ck, çok yazık. “ Camy ona döndü, bir tekmeyle adamı kılıçtan kurtarıp yere düşürdü. Kan kaybıyla beraber titreyen ve gözleri odaklanamayan adamı izledi bir süre. “Ama en azından savaşarak öldüm diyebilirsin Kwahu.” Kılıcı adamın kıyafetine sildi, kartallar bir bir yere düşerken başını yana eğip izledi.

Geriye bir tek Noctua kalmıştı.

No comments: