Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Friday, May 14, 2010

Yıkım Serisi Bölüm 2 – Renkli Tüyler Yağmuru

Nox Arcana - Lenore


Yağmur yağmaya devam ediyordu Camy gizlice tekrar kaleye döndüğünde. Banyoya girdi, üzerindeki kandan arındı ve yüzünde bir gülümsemeyle en egzotik kokulu banyo köpüklerini kullandı; yem atmanın tam sırasıydı.

İşte orda, J. her zamanki gibi şölendeki kadınlarla muhabbet ediyor, onları eğlendiriyordu. Bir anda odaya dolan egzotik meyve kokusu dikkatini çekince hafifçe başını çevirip kokunun kaynağına döndü; Camy’ydi bu. Uzun, mavi satenden bir elbise giymişti kumral saçlı kadın ve J.’e gülümsüyordu. Onun gelişiyle kadınlar hafifçe selam verip uzaklaştılar.

“Eğleniyorsun umarım?” dedi Camy gülümseyerek.

“Evet, gerçekten bu işi biliyorsunuz, hem sen hem Kelebek.” J. Sırıttı. Kokunun başını döndürdüğünü okuyabiliyordu Camy adamın hareketlerinden. Gözlerini kırpıştırdı.

“Eğer benimle gelirsen yeni hazırladığımız bir anlaşmayı tartışmak istiyorum seninle.” Adama yaklaştı hafifçe, cesur bir hareketle kulağına doğru eğildi ve fısıldadı “Ve başka şeyler.”

Karşıdakinin zayıflığını yeterince dikkatli gözlemlersen onu tuzağa çekmek ne kadar da kolaydı? Oltaya takılmış havucu kovalayan zavallı at gibi, J Camy’yi takip ediyordu şimdi. Odaya çıktılar, Camy birer kadeh içki koyduktan sonra koltuğa geçip kağıt tomarlarını yığdı önlerine. Doğru anı beklemesi lazımdı; ne J’i kaçıracak kadar erken ne de hevesini kıracak kadar geç…

Havadan sudan muhabbetlerden ve anlaşma metinlerinin üzerinden geçtikten sonra, adamın gözlerindeki alkolle bezenmiş şehvetli bakışlardan zamanın geldiğini anladı Camy. Kadehini masaya koymak için uzandığında elbisesinin askısı düştü omuzlarına. J, sanki başlama işareti verilmiş tazılar gibi bir hızla kumral saçlı kadının bileğini kavrayıp kendine çekti ikili bir süre boyunca uzun bir öpücüğü paylaştılar.

Çok geçmeden yaptığı aptallığı fark etti J. Önce nefesi kesildi sonra bedeni kasıldı bir titremeyle. Camy adamı koltuğa iterek ayağa kalktı ve elinin tersiyle dudaklarını sildi, elbisesini düzeltti. Koltukta kıvranan adama baktı küçümseyerek.

“Gerçekten çok ama çok aptalsın J. Kardeş sayılırız. Aramızda bir şey olabileceğini mi düşündün?” Bir kahkaha attı. “Aptallığın gerçekten işime yaradı. Bu kadar kolay tuzağıma düşeceğini sanmıyordum.” J.’in yavaşça kapanan gözlerini ve hafifleyen nefesini gördüğünde adama yanaştı mutlulukla. “Ve şimdi, sıradaki adım…”

***

J gözlerini araladı. İlk fark ettiği şey hiçbir vücut uzvunu hissetmiyor oluşuydu; sadece gözlerini hareket ettirebiliyordu adam.

“Uyandın. Güzel, tam vaktiydi.”

“J!!”

Bağırmak istedi adam sesi duyduğunda; Bülbül… Bülbül oradaydı ama neredeydiler? Gözleri korku içerisinde etrafı taradı; mezarlıktı burası ve adam bir melek heykeline bağlı olduğunu fark etti. Tam önünde Camy duruyordu, mezarlığın girişinde ise nefes nefese kalmış Bülbül. Sevdiği kadın…

“Camy, sen ne yaptığını sanıyorsun?”

“Benim olanı alıyorum.” Kumral saçlı kadın adamın arkasına geçip kollarını boynuna doladı. “Aslında benim olması gereken şeyi.” Parmakları dolandı adamın yanaklarında. “Çok yakında kralım olacak adam işte bu.”

“Benim nişanlım o! Rahat bırak onu!” Bülbül gayrı ihtiyari suikast hançerlerini çıkardı bileklerinden; sanki iki küçük pençeydi ellerinden çıkan. Yüzünde daha önce onda hiç görülmemiş bir öfke ifadesi vardı ve saldırı pozisyonuna geçmişti. Camy onun bu saldırganlığına güldü, dili ve dudakları adamın çenesinden yukarıya doğru gezdi.

“Ne olurmuş rahat bırakmazsam?” dedi tehditkar bir biçimde; elleri ait olmadıkları yerlerde gezinmeye başlamıştı. Bülbül’ün gözleri dolmuştu, evet, sinirleniyordu.

“Çek ellerini onun üzerinden!” diye bağırdı Bülbül bir anda atağa geçerek; ama hesaba katmadığı bir şey onu olduğu yere çiviledi; Camy’nin eli şimşek hızıyla hareket etmiş, kristal hançer J’in boğazını kesip parçalamıştı. Şimdi zavallı adam titreyerek kendi kanında debelenirken, o hançerden damlayan kanın tadına bakıyor, yüzündeki adi sırıtış Bülbül’le adeta dalga geçiyordu. İstemsizce gözlerinden akan yaşlar küçük kızın yanaklarını ıslatmaya başlamıştı ki bir çığlık yükseldi ağzından ve Camy’nin üstüne doğru koşmaya başladı hançerleri iki yanında hazır tutarak. Koştu, ama Camy hareket etmedi. Koştu ama Camy silahını çekmedi.

Koştu ve tam saldırmak için elini havaya kaldırdığında gözleri acıyla açıldı, küçük kız geriye doğru devrildi, yere düştü. Vücudu tirtir titriyor, ağzından köpükler saçıyordu. Camy hiç acele etmeden kızın üzerine yürüdü, ayaklarını onun boynunun iki yanına koydu ve yaşamın ışığı onun gözlerinde solarken onu izledi.

“Son iki haftadır o yediğin elmalı payların hepsi özel yapımdı.”

Tüm o elmalı pay dilimlerinin içine özel bir bitki karışımı karıştırmıştı Camy; tatsız ve kokusuz bir karışımdı bu. Normal dozda verildiğinde hiçbir etkisi yoktu; bünyesine alan kişi gerçekten çok yüksek dozda adrenalin salgılamadığı takdirde. Bülbüle bu karışımı aşırı dozda yedirmek hiç zor değildi, onu kızdırmak ise çok daha kolaydı. İki liderden birden kurtulmuştu böylelikle.

“Bir taş, iki kuş,” diye mırıldandı Camy ve bir kahkaha atarak odasına yollandı; bir sonraki adımın zamanıydı.

O mezarlıktan çıkarken Düş Bahçesi’ndeki bülbüller ve papağanlar bir bir ölüyor, bahçeye adeta kuş yağıyordu.

***

“J… Nasıl bu kadar aptal olabildi…” Kelebek acıyla ellerini gözlerine bastırdı; gözyaşları kurumuştu artık ağlamaktan. Bir yandan Camy’ye güvendiği için kendine kızıyor, öbür yandan sevdiği insanların ölüm hikayeleriyle acı çekiyordu. Nasıl fark edememişti bu yılanı? Nasıl akıl edememişti Camy’nin bu kadar inceden ve derinden ağlarını ördüğünü?

“Şehvet ve oburluk, Kelebek, kendi zayıflıklarının kurbanı oldular.” Camy iç çekti. "Hiç zor olmadı... Duygularla ve arzularla kör olmak, senin hatan da bu olmadı mı zaten?"

"Benim hatam tahta geçtiğimde seni öldürmememdi!"

"Hm, evet. Sanırım bana güvenmek de en büyük hatalarındandı ikizim. Benim o emir dinleyen, cezasını kabullenen tavırlarıma ne kadar da çabuk kandın! Eskiden olsa, o öfkenin tavan yaptığı, üzerinde kuruyan kanla parıl parıl parladığın muhteşem günlerinde olsa bir saniye tereddüt etmezdin beni çıplak ellerinle parçalamaktan!"

"Belki o zaman yapmadım, ama şimdi yapağım!"

"Biraz geç sanki, değil mi?" Duvardaki kesik kellere baktı tekrar.“Hikayemi bitirmemi beklemelisin... Sıra sana gelmeden önce bir kaç hikaye daha var anlatılacak; Mesela Kwahu ile yaşadığım savaş, belki en ilginç olan. Beni en çok korkutan ve neredeyse tüm planlarımı bozan...”

5 comments:

Asli "TILSIM" Bingöl said...

Muhteşem! Adrenalin ile harekete geçen zehir fikrine bayıldım özellikle.

Lorean said...

Harika!

Bu arada J'nin bana söylemek istediği bir şey vardı değil mi? O söyleyeceği önemli bir şey miydi yoksa bana da mı asılıyordu?

Roselyn said...

@Aslı: o zehir fikri hikayeyi yazarken bir anda aklımda parladı =) eğlenceli oldu hoş oldu. Yalnız Camy sürekli böyle zehirdir, halisünojendir falan gidiyor, kimyager kesildi başıma xD

@Lorean: Eaaa, bilmem. Mümkündür. Lust'ı simgeliyor arkadaş xD Ehuhuhue.

TRN said...

Bir film geldi aklıma okuyunca, adını unuttuğum bir film. Asıl adamın kanına uyuşturucu veriliyor, adamın sakinleşmemesi gerekiyordu falan.

Camael de Kelebek'e resmen işkence yapıyor. Belki de bunu yaparak dikkatini dağıtmaya çalışıyordur. Yeni bölümleri bekliyoruz efenim.

Roselyn said...

Crank mi neydi o. Çok geyik bi filmdi xDDDD Alchemist'le izlemiştik, gülmekten gebermiştik.

Hmm, anlatıyor işte "dünyayı yoketmeden önce esas karaktere planlarını anlatan kötü adam tribi" yapıyor bir nevi =)

Ama final klişelerdeki gibi mi olur yoksa şaşırtır mı sizi bilmiyorum.