Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, June 01, 2010

Yıkım Serisi 7 - Epilog

Russell Brower - Sunstrider Walk Night 1&2 / Russell Brower & Derek Duke - Lament of the Highbourne

Zaman geçti aradan, kim bilir ne kadar zaman. Belki dakikalar, belki günler, aylar veya yıllar? Tam olarak bilmiyordu Kelebek. Ara sıra gözlerini açacak gücü kendinde buluyor, açtığında da bundan pişman oluyordu. Bir zamanlar hayat ve mutluluk dolu olan Düş... Yok olmuştu. Her gözlerini açtığında bunun kanıtıyla göz göze geliyordu; liderlerin vücutları ve kendi kanatlarıyla yapılmış, CamaeL'in yaptığı, Ağaç'ın gövdesinden oluşan heykel-anıt. Kahrolasıca hain karı çok iyi hazırlamıştı planını; tüm liderlerin zayıf noktalarını onların aleyhine kullanmış, tek tek yoketmişti. Eşitlik bozulmuştu.

Düş, yok olmuştu. Camy ise, yokluğun kraliçeliği ile mutluydu... Ama ortalıkta yok tu o da. Kelebek ara sıra liderlerin Düş üzerinde hapsolmuş ruhlarını görürdü süzülürken. Acı içinde şarkı söyleyen Bülbül'ü duyardı hafifçe, veya ay doğduğunda beyaz bir baykuşla gölge bir kuzgun uçardı etrafında.

Ne kadar zaman geçti bilmiyordu Kelebek. Mevsimler geçmişti ama bunu biliyordu. Yoklukta kar yağmış, güneş açmış, yağmur tüm öfkesini boşaltmıştı. Ama hiçbiri yeterli olmamıştı Camy'nin kan lekelerini, günahlarını ve yaptıklarını silmeye. Daha yeni yapılmışçasına oradaydı kötülüklerin kanıtı. Dalga geçercesine Kelebek'in gözlerinin önündeydi.

Zaman geçti. Çok uzun bir zaman, belki de hiç. Yoklukta zaman var mıydı ki?

***

Düş Bahçesi'nin duvarları aydınlandı yavaşça. İnce bir kuşak oluşturdu parlaklık, Ağaç'ı çevreleyen duvarı dolandı. Yavaşça kıvrılıp Ağaç'ın yukarısına doğru bir sarmal oluşturdu; yıkılmış ince, rün kazınmış bir duvarı tekrar oluşturdu bu ışık. Beyaz mavi parıltılar saçan rünler iyice belirginleşti, altın rengi sınırları belirdi, ince tül gibi ışık hüzmeleri indi Ağaç'ın üzerine. Köklerin orada üç kişi belirdi.


"En sonunda, burayı bulabildik!" dedi birisi.

"Evet ama, doğru yer mi burası? Emin misin buna?"

Üçüncü başını sallayıp elleriyle bir takım hareketler yaptı. Etraftaki toz hareketlenip orada yaşananları gösterdi yeni gelenlere.

"Ama bu korkunç!" ince bir çığlık yükseldi ilk konuşanın ağzından.

"Birikmiş öfke tehlikeli olabilir. Kontrol altında tutamayacağın vahşi hayvanı kızdırmaman gerekir." Yürüdü, taht odasına girdi ve etrafa bakındı. "Anlaşılan liderlerin hepsini öldürmüş. Kafaları burda, bedenleri nerede?"

Üçüncü, Ağaç'ın gövdesindeki, canlı materyalden heykeli işaret etti. İlk konuşan tiksintiyle başını çevirirken, gözlerinden üzüntü okunuyordu.

"Hmm." İkinci tahta baktı. Kolluklardan yeree kan nehirleri olmuş, pıhtılaşmış kan artık çıkmayan izler bırakmıştı tahtta. Tahtta oturan ise orta boylu, kumral saçlı bir kadındı ve başında çok güzel bir taç, üzerinde çok güzel giysiler ve tören zırhı vardı. Kucağında kanlı, artık paslanmış bir hançer taşıyordu. "Anlaşılan "kariyerinin en yüksek noktasında" "ölümsüzlüğe" ulaşmak istemiş!" Hafif bir kahkaha attı.

"Buraya geldiğimizde yıkımla karşılaşabileceğimizi biliyordum, ama bu kadar kötü olduğunu bilmiyordu. Ne kadar zamandır geziyoruz?"

Kumlar havalanıp bir kum saati oluşturdu ve bir kaç defa akarak zamanı saydı kabaca üçüncü, ilkine cevap olsun diye. İlki duvara yanaşıp Kelebek'e baktı. "Onu böyle görmek üzücü. En iyisi cesetlerin hepsini toplayıp uygun bir cenaze düzenleyelim. En azından bunu hak ediyorlar."

"Hmmm..." Kelebek konuşamadı ama canlı olduğunu belli edebilecek kadar ses çıkarabildi. İkinci, hemen bir el hareketiyle kılıcı işaret etti, kılıç kadının göğsünden çıktı, hançer boğazından fırladı ve Kelebek onların kollarına düştü.

"Yaşıyor... Çok kötü durumda ama yaşıyor." İlki sevinç içinde rahat bir nefes aldı. "İyileşeceğinden eminim."

İkinci başını iki yana salladı. "Ölecek."

Üçüncü kumlardan büyük bir ağaç yapt, tek tek yapraklandı kumdan ağaç, yapraklandı yavaşça ve pek çok meyve verdi en sonunda.

"Sadece bunda mı?"

"Öbürlerini de etkiler."

Kelebek boş gözlerle umutsuzca kouşanlara baktı. Gözleri ayırd edemiyordu. Bilemiyordu bunlar kimdi, nasıl buraya geldiler ya da ne amaçlıyorlardı... Tek düşünebildiği, bir şansı olsaydı bunları değiştirip değiştiremeyeceğiydi.

Değiştirebilir miydi?

İlki biraz su içirmeye çalıştı ona, Kelebek içemedi. Vücudu o kadar uzun süredir kullanılmamıştı ki, iflas etmişti artık. Ne yaşıyordu ne de ölebiliyordu. "Öldürün beni." diyebildi sadece. İlki gözlerini kapadı, ikinci onun kafasını bedeninden ayırdı ve üçüncü, ilki bunu görmeden kumlarla üzerini kapadı kadının.

...

Üçlü Düş'ü terk ettikten sonra liderlerin ruhları gezinmeye devam etti taht odasında gezmeye. Mevsimler değişti, ama günahların izleri silinmedi. Mevsimler değişti ve zaman geçti. Rüzgarlar, kumları hareket ettirdi yavaşça. Kelebek'in bedeni bir daha görülmedi.

...

"Kelebek?"

"Hm?" Kızıl saçlı kadın dalgın dalgın bakışlarını çevirdi CamaeL'e. "Ne oldu?"

"Daldın?"

"Kalabalıkta birini gördüm sandım..." Kelebek kaşlarını çattı. Gördüğünü sanmış mıydı yoksa gerçekten görmüş müydü o kadını? Kimdi o? Yoksa sadece Turnuvaya gelen sıradan biri miydi? Bakışları delip geçmişti Kelebek'i. Anlamlandıramadı Kelebek.

"Boşver, çok kalabalık zaten. Ah!" Camy ağaya kalktı, yere eğilip düzen çatalı aldı. Kelebek'in gözleri gayri ihtiyari Camy'nin bacağına kaydı. Kesik izleri vardı, garip, iltihaplı gibi izler.

"Bacağını şifacılara göstersen iyi olur, pek iyi halde görünmüyor o kesikler." dedi Kelebek gözlerini kırpıştırarak.

Camy ise sırıttı. "Merak etme." dedi. "Bu kesikler beni öldüremez."

Kelebek güldü. "Ve bizi öldürmeyen şey bizi güçlendirir, değil mi?"

Camy sadece gözlerini kısıp gülümsemekle yetindi.

--------------------------

Doğum günüm kutlu olsun!

Yıkım serisi hakkında;
- Yıkım serisi tamamen alakasız bir seri olup, aşırı doz Nox Arcana yüzünden oluşmuştur. Turnuvadan sonra başlar ve turnuvada biter. Nasıl oluyor diye sormayın, burası "Düş".
- Finali böyle değildi. Değişti. Aslında o son bölüm yazmayacaktım ama kıyamadım. Bir de "diğer evrenlerde devam ederim nasılsa" gibi bir geyiğe bağlamak istemedim. Daha yi oldu böyle sanki.
- Hikayenin ilerleyen kısmında Kelebek ve Camy savaşabilir sanırım. Bilmiyorum. Garip oldu bi . Belki yazmam.
- Yıkım serisinin gerçek hayatla ilgili tek bağlantısı bir ara acayip öfkelenip herkese saldırmam olabilir. Onun dışında çok alakasız bi seri gayet her şey yolunda yani =D
- Aklıma daha gelirse yazarım ama bu kadar =)

2 comments:

Asli "TILSIM" Bingöl said...

Mindfuck. o_O

Ama finali beğendim. Klişe "aslında her şey rüyaydı" dansa "Hikaye turnuvadan sonra başlar, turnuva öncesi biter" kısır döngüsü öyle tatlı olmuş ki.

Bir tek şu kısmı anlamadım: Anlaşılan "kariyerinin en yüksek noktasında" "ölümsüzlüğe" ulaşmak istemiş!
CamaeL de mi ölmüş?

Bu arada bir nokta var, komşular iç savaşlara karışmıyor olabilir ancak o 3 gezginden önce bu yok olmuş ülkeyi bulur, ona uygun bir veda yapabilirdik. Tabii eğer bu yok olan Düş bizim esas düş değilse yapamazdık ya da bu Yıkım'ı diğer gözlerden saklamak için sürekli sahte bir Düş illüzyonu devam etmekteyse de anlayamazdık.

Seri muhteşem oldu.

Roselyn said...

CamaeL ölüyor/intihar ediyor ya da öyle bir şey. Herkesi öldürüp Kelebek'i sonsuz bir işkenceye hapsettikten sonra, artık herşey onun olduktan sonra o mutlulukla ölüyor bu hissi sonsuza kadar saklamak için. İlerde bu mutluluk geçer ya da bozulursa falan diye.

Aslında araları çok boş finalin farkettiysen, özellikle öyle. Kafamda dolu, ama biraz insanların yorumuna bırakmak istedim oraları.

Sanırım bundan ötesine yazmicam bişi Düş'e hikaye olarak.