Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Sunday, April 04, 2010

Turnuva 02 - Karşılama Yemeği

Neredeyse tüm konuklar varmıştı başkente. Son düzenlemeler ve süslemeler yapılıyor, diğer kentler ve ülkelerden sipariş edilmiş olan malzemeler geliyor, tüm Düş halkı arılar gibi çalışıyordu. Kelebek her gün ya rıhtımda deniz yoluyla gelen ya da kulelerin tepesinde büyü ve büyük uçan hayvanları kullanan konuklarını karşılıyordu.

Artık herkesin geldiği ve tüm hazırlıkların bitmek üzere olduğu gece, turnuvaya bir hafta kadar kala büyük bir yemek hazırlattı Kelebek. Toplu bir hoşgeldin olacaktı bu. Konukları birbirleriyle tanıştıracak, kaynaştıracak, aynı zamanda rakiplerini tanıma fırsatı sağlayacaktı onlara. Ayrıca belki Tılsım'la konuşma fırsatı yakalayabilecekti; büyücüyle görüşmesinden sonra bir daha konuşamamışlardı.

Gece olduğunda büyülü peri ışıklarının süslediği bahçeye çıktılar. Her zamanki görkemiyle hazırdı Düş şölen sofrası; çeşit çeşit etler, sebzeler ve hamur işleri. Bir iki kişi her Düş'e geldiklerinde kilo aldıklarından yakınırken, J.'in bir grup adamı neşeli bir taverna ezgisi çalmaya başladı. Yemeğe başladı konuklar neşe içinde.

Açlıklar bastırılıktan sonra Kelebek ayağa kalktı, herkes sustu.

"Diğer ülkelerin elçileri, yolculuğumda karşılaştığım dostlarım ve davetiyelerim eline geçen diğer herkes... Düş'e hoşgeldiniz." Kızıl saçlı kadın gülümseyerek onu alkışlayan kalabalığa başıyla selam verdi. "Dostların bir araya geldiği böyle aile yemeği tadında geçen etkinlikleri çok sevdiğim için, en azından yılda bir kere sizi böyle etkinliklerde toparlamak hoşuma gidiyor." Kıkırdadı. "Böylelikle hem hepimizin aklını günlük streslerden uzaklaştırabiliyorum, hem de bağları tazelemiş oluyoruz. Güzel yemekler ve eğlence de cabası. . . Geçen sefer benim taç giyme törenim için toplanmıştık, bu sefer ise büyük turnuva için. Umarım hepimiz iyi vakit vakit geçiririz." Hafifçe kadehini kaldırdı. "Şerefe!"

Herkes kadehini kaldırıp "Şerefe!" derken Kelebek şarabından bir yudum aldı ama yerine oturmadı; aksine, sözlerine devam etti.

"Bildiğiniz üzere çok kısa bir süre önce Düş, paralel bir Anti-Düş evreninden ziyaretçilere ev sahipliği yaptı. Av partisinde bulduğum kılıcı geri almaya gelmişlerdi. En sonunda her şey düzene girmiş olsa da, ne yazık ki pek çok kayıplar da verdik. Kaybettiğim kızkardeşimin anısı için, bir kez daha kadeh kaldırmak istiyorum." Kadehini çok uzakta olmayan, formu bir insanı andıran ama dalları yukarı uzanan, kuru ama kırmızı-pembe çiçeklerle süslü ağaca doğru uzattı. Tekrar birer yudum aldı içkisinden herkes. Kelebek gülümsedi. "Eğlenelim artık!"

Yemek, müzik ve eğlence devam ederken, Kelebek Tılsım'a baktı bir an ve sessizce kalkarak kapıya yönelip iç bahçeden ayrıldı. Çalışma odasına girdiğinde Tılsım onu bekliyordu.

"Benimle konuşmak istedin?" dedi siyah saçlı cadı; gözlerindeki kırmızılık ve çevresindeki siyah aura artmış, ilk geldiği günkü halinden daha güçlü görünüyordu.

"Evet. Büyücü ile görüşmen nasıl geçti merak ediyorum."

"Eğlenceli. Onu kaybettiğine üzülmeyeceğini umuyorum." Cadı gülümsedi.

"Hm, aslında beni büyük bir dertten kurtardın; sadece eski günlerin hatrına orada kalmış bir anıydı... Her neyse, bu gece seninle konuşmak istediğim konu ne bu ne de Çağlayan ile neler olduğu." Kelebek, Çağlayan'ın adının geçmesiyle yüz kasları gerilen Tılsım'a baktı bir süre. "Aslına bakarsan, Leviathan sancağı taşımıyor oluşun işime geldi diyebilirim, biraz bencilce bir tabir olsa da."

Siyah saçlı cadı merakla gözlerini kıstı ve kadının sözlerine devam etmesini bekledi.

"Haftaya turnuvanın başlayacağı ilk gün, giriş gösterisi yapılacak. Görkemli bir şey olmasını istiyorum ve bu konuda yardımına ihtiyacım var."

"Ne gibi bir yardım?"

"Kafamdaki şey için tarafsız bir rakibe ihtiyacım var, bu da seni uygun biri yapıyor. Ama en büyük nedeni, sanırım planladığım şeyde benimle boy ölçüşebilecek yengane kişi olman."

"İlgimi çekmeyi başardın."

Kelebek hafif bir kahkaha attı. "Bu güzel işte. İşte, şöyle bir şey..."

Kızıl saçlı kadın sözlerine devam edip kafasındakileri anlatırken, Tılsım hafifçe başını sallayarak onayladı. Her bir kelimeyle yüzü aydınlanıyor, fikri beğendiğini belli ediyordu.

"Pekala," dedi. "Yardım edeceğim."

Kelebek sevinçle yerinde zıpladı. "Harika! O zaman yokluğumuz farkedilmeden geri dönelim."

Tılsım başıyla onu onayladı ve iç bahçeye geri dönmek için çalışma odasından çıktılar. Bir ara, Kelebek'in yanan çalışma kulesine kaydı Tılsım'ın gözü; orada yoktu o eski kule.

"Burada bir kule yok muydu eskiden, senin büyü çalışmalarını yaptığın? İçinde ilgimi çeken bir kaç kitap vardı, kopyalarını isteyeceğim." diye sordu cadı.

Kelebek, gözlerinden aksi okunsa bile başını hafifçe yana eğdi. "Orada bir kule hiç olmadı ki? Kitapları kütüphanede görmediğine emin misin?"

Tılsım daha fazla soru sormadı ve iç bahçeye geri dönerek eğlenceye katıldılar. Müzik hızlanmıştı. Artık dans vaktiydi.

~ Rose

3 comments:

Asli "TILSIM" Bingöl said...

Tılsım: "Güzel bir plan. Uygulaması çok keyifli olacak."

Sir Aenas said...

yazıya başlaman güzel olmuş rosy:D

Ekskavatör Operatörü said...

şölendeki yemeklerde pek güzelmiş :)