Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Friday, April 09, 2010

Kelebek ve S'arrus'un Son Görüşmesi.

Kimse farketmemişti belki ama kızıl saçlı kadının yüzünde bir gülümseme belirdi hissettiğiyle; içeride, iç bahçede biri vardı ve Kelebek'i çağırıyordu kendince bir işaret göndererek. Akıllıcaydı seçtiği gönderme ve oldukça açık bir biçimde görülmek istemediği de belliydi. Konuklarından izin istedi ve iç bahçeye doğru yöneldi hafif kalınca olan kürk pelerinine sarınarak.


Geniş ve yüksek kapılardan geçti, iç bahçeye ulaştı. Kapılardan geçtikçe ardından kapattı. En sonunda iç bahçeye ulaştığında yeri kaplayan ince karı gördü. Yürüdü, gezindi bahçede, ta ki açan gülü görene kadar.


"Hm, geri dönmüşsün."


"Hayır." dedi yine, soğuk sesiyle. Kısa bir sessizlik oldu. "Ve evet."


S'arrus bahçeye baktı. Hala bir şeylerle uğraşıyor gibiydi. "Düş'e değil ancak senin gördüğün şeyi, Aesten'in yok oluşunu tersine çevirmeye geldik. Aesten bir kez daha evrendeki yerini alacak..."


Kadının önünden yürüdü. "Sen? Sen hala aynı gibisin?" dedi hafif meraklı ama alaycı bir tonla.


"Söyleyecek bir şeyin olmalı ki gelmişsin, karşına çıkmamak kabalık olurdu." dedi Kelebek gülümseyerek. "Yorgunum. Halletmem gereken çok işim ve az zamanım var. Strese sokuyor insanı ister istemez."


"Söyleyecek bir şeyin var ki, sana ulaşmamı engellemedin Kelebek." dedi S'arrus.


"Merak." gözlerini kırpıştırdı. "Nitekim, son ziyaretinden sonra bile açıkça söylemiştim sana Düş topraklarına istediğinde geri dönebileceğini. Sözlerimi daima tutarım."


"Turnuva için şans dilerim." dedi S'arrus. "Orada garip şeyler dönecek gibi."


"Ne gibi?”


"Bütün liderler çağırılıyor. Paralel evrenlerden, karşıt evrenlerden..." dedi S'arrus bir kaşını kaldırarak. "Davetliler listesine Abyss'i almamak akıllıca. Bi onlar kalmış." dedi hafifçe gülerek.


"Hm, cevap alacağımı düşünmedim aslına bakarsan." Kalın köklerden birinin üzerine tünedi, bir elini kaldırarak yağan karı durdurdu, ışık hüzmeleri deldi bulutları yavaşça ve toprağı ısıtmaya başladı. "Sonsuz ilkbaharı durdurmamalısın."


"Güller ölecek. Yazık. Jest yapıyordum." dedi daha önce Kelebek'in ondan hiç duymadığı umursamaz ve hafif neşeli bir ses tonuyla. Karların altından yavaş yavaş büyümekte olan güller kurudu. S'arrus kaşları çatmış, garip bir yüz ifadesiyle bakıyordu. "En azından ben sözümü yerine getirmeye çalıştım." dedi omuz silkerek.


"Bazen daha fazla bir şeyleri kurtarmak için ufak şeyler feda edilmeli." durdu. "Her neyse, sadece gelelim, konuklarım beni bekliyor."


"Ayna hala sende mi?" dedi S'arrus


"Siyah ayna? Evet... sanırım. Kırılmadıysa. Bakmam lazım. Neden?"


"Götürmem lazım. Sakıncası yoksa?" dedi.


"Neden?"


"Çünkü beni görmek için buna ihtiyacın olmayacak. Ve ikincisi, Aesten'i yaratıyoruz ve bu Ayna Aesten'den bir parça taşıyor."


"Hmm, iyi şanslar." Kadın ayağa kalktı ve adama kendisini takip etmesi için işaret etti. "Ancak kararımdan dönmeye niyetim yok." Adımları çalışma odasına gidiyordu. "Nitekim, Ayna ile bir işim kalmadı."


“Ne kararı?”


“Düş, Aesten’e bir daha dönmeyecek.” Dedi Kelebek duraksayıp adama bakarak, sonra yürümeye devam ederek.


"Kararların umurumda değil Kelebek." dedi S'arrus sert bir şekilde. "Sadece benden sana kalan şeyler alınacak. Ve mümkünse not defteri. Onuda istiyorum. Hatırlarsan masanın üstüne ben bırakmıştım onu."


"Onu yaktım. Küller bile kalmadı Düş üzerinde. Sanırım sizinle alakalı kalan tek şey ayna." Çalışma odasının kapısını araladı ve odaya girdi. Etrafa bakınıp odanın bir kenarını kaplayan perdeyi kenara çekti. "Hm, burda."


Siyah ayna diğer güçlü ve büyülü eşyaların yanında, duvara dayalı bir biçimde duruyordu.

S'arrus aynaya baktı. Elini cama dayadı ve bir kaç söz mırıldandı. Ayna, kuma dönüşmeye başladı bir kaç dakika sonra, odayı Eun Çölünün garip kuruluğu ve kokusu sardı. Ardından bir gölge kapattı üzerini kumların ve yok oldular. Tek bir kum tanesi bile kalmadı. "Peki ya kitaplar?" dedi kaşını kaldırarak.


"Elimdeki tek kitaplar kendimin olanlar. Sana ait hiçbir şey yok bu ülkede." Durdu, elini havaya kaldırdı. Elinde yoğunlaşan parıltı bir taç haline dönüştü. "Belki bu, beraber vakit geçirdiğimiz eski odamın külleri ve buz."


Gölgeler küle ve buza yaklaştı. "O parçalar ne olursa olsun Aesten'e ait." dedi. "Yardımınız için teşekkür ederim Kraliçe Kelebek." ve kafasıyla hafifçe selam verdi.


"Bunu da teslim ettiğime göre..." Bir gümbürtü duyuldu Kelebek'in eski, yanmış, şimdi buz ve sarmaşıklar kaplı çalışma kulesinden. Taşlar çatırdıyor, buzlar eriyor, kule yok oluyordu. "... artık orada durmasının bir anlamı yok." Adama dönüp hafifçe başını eğip selam verdi. "Büyük bir zevkti. Turnuvaya kalmanızı önerirdim... ancak Aesten'de işleriniz yoğun olmalı o yüzden, iyi yolculuklar."


"Aesten, ben buradayken tekrardan yükseldi bile, sayenizde. Ancak beni bekleyenler var ve bir an önce gitmeliyim." dedi S'arrus. Arkasını döndü ve saraydan dışarıya doğru yürümeye başladı. Sonra bir an durup arkasına döndü. "Ayrıca, umarım rüyalarınız olduğu gibi çıkar Kraliçe. Hoşçakalın."


Ardından gölgelere karıştı ve yok oldu. Kelebek adamın az önce durduğu yerdeki kırık kemik kolyeyi fark etti.


Kızıl saçlı kadının elinin sadece bir hareketiyle kırık parçalar da adamla beraber yitip gitti. Karlar eridi, kuruyan güller yavaşça yokoldu Kelebek çalışma masasından bahçeyi izlerken.


Gülümsedi.


~ Rose


Not: Turnuva hakkında hala tema arkılarıyla alakalı bir kaç sorunum var, yazamadım bir şey. Ben de hazır yazılmış bir şey var diye bunu koyayım dedim.

No comments: