Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Saturday, March 06, 2010

Kristal Kılıç V - Ceza

Kelebek Düş'e vardığında güneş batmaya başlamıştı. Surlara ayak bastığı gibi meydana doğru inen merdivenlere yöneldi.

"Leydim!" Merdivenlerden yukarıya doğru bir nöbetçi koşuyordu. "Leydim, hemen gelmelisiniz!"

Kelebek adamın peşine takılırken, ona her leydim diyen nöbetçinin kendisini izlemesini istediği ayrıntısının farkına vararak güldü kendi kendine. "Sorun nedir?"

"Kristal hançerlerden kullanan kadınlardan birini yakaladık leydim. Silahlarını aldık, ellerini bağladık, sizi bekliyorduk sorgu için."

"Camy'nin beni beklediğini hiç zannetmiyorum." dedi Kelebek sırıtarak. Nöbetçi sadece gergince gülümsedi ve zindana inen kapıyı açtı. "Burdan sonra ben giderim, sen görev yerine geri dön, teşekkür ederim."

Adam başıyla onaylayıp giderken Kelebek merdivenlerden aşağı indi. Karşılaştığı manzara onu pek şaşırtmadı; zincirlerle havada asılı duran bir kızkardeş ve kalın deri eldivenleriyle onu yumruklarıp tokatlayan bir Camy.

"Söyle, amacınız ne!" diye bağırıyordu Gümüş Komutan. "Kolcuları neden öldürdünüz!"

Kelebek elini Camy'nin önüne uzatarak onu durdurdu. "Konuşmuyor mu?"

"Tek bir kelime bile etmedi."

"Gidebilirsin. Gerisini bana bırak."

Camy omuz silkti ve eldivenleri aletlerin durduğu masaya fırlatıp zindanları terk etti. Onun uzaklaşan adımlarını dinledikten sonra, Kelebek, uzun sarı saçlı kadına döndü. "İki gündür sizinle karşılaşıyorum..." dedi, kadının etrafında yürümeye başlayarak. "Kristal Kılıç'ı aradığınızı söylüyorsunuz, beni tehdit ediyorsunuz ve köylerimi yakıp yağmalıyorsunuz."

"Amacımız yağma değil." dedi kadın aceleyle savunmaya geçerek. "Gerektiğinden fazla canı almayız biz."

"Öyle mi? Koca bir köyü yerle bir edip yakmaktaki mantık nedir peki?"

"Kristal Kılıç ait olduğu yere dönmezse daha fazlası olacak Kraliçe Kelebek. Daha fazla kişi can verecek hançerlerimizde."

"Neden?"

"Çünkü öyle olması gerekiyor."

"Neden?"

Kadın cevap vermedi.

"Neden?!" Kelebek kemerinden hançerini çıkarıp kadının boğazına dayadı.

"Sadece yapılması gerekeni yapıyoruz." Sarışın kadının gözlerinde hiçbir ifade yoktu. "İstersen beni öldür, ama daha fazlası gelecek. Buraya gelen ve ölen her bir kızkardeş Düş'e zarar verecek. O kılıç bu kalede, senin ellerinde kalmaya devam ettikçe nehirler kan olup akacak, suyunuz bizim zehrimize karışacak."

"Bana hiçbir cevap vermeyeceksin, değil mi?"

Kadın başını iki yana salladı.


"Öyleyse," Kelebek gülümsedi. "Suçlarınızdan dolayı seni yargılayıp cezalandırmaktan başka bir şey kalmıyor ortada." Kadının kelepçesini, asılı olduğu çengelden çıkarıp kadını ittirdi ve meydana çıkardı. Etrafında insanlar toplandığında kadını sertçe itekledi, kadın dizlerinin üzerine düştü.

"Bu kadın, ölen 7 kolcumuzun ve yakılan köylerimizin sorumlusu olan Karatoprağın Kızkardeşleri'ne mensuptur ve kristal hançerleriyle yıkım ve ölüm saçmaktadır. Cezasını Kraliçe olarak vermek bana düşüyor."

Sarışın kadın başını kaldırıp Kelebek'e baktı, gözlerinde hüzün vardı. "Ben gittiğimde daha fazlası gelecek Kraliçe, daha fazla zarar gelecek ülkene, kardeşlerimin dediğini yap. Kimsenin hançerlere dokunmasına izin verme, panzehir-"

Daha fazla konuşamadan elbiseleri ve saçları alev aldı kadının, ama hiç ses çıkarmadı, tek bir çığlık bile atmadı. Hareket etmedi, ayaa kalkmak dışında ve dudakları sadece bir dua ile kıpırdadı Karatoprak'a minnet ve şükran sunan.

En sonunda, rüzgar kadının küllerini savurdu, insanlar biraz korku biraz tatmin duygusuyla evlerine döndüler. Kelebek kenardaki bir basamağa ilişip etrafa saçılan küllere baktı, sessizce gözlerini kapayıp duvara dayandı. Kafası karma karışıktı artık.

~ Rose

No comments: