Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Saturday, March 06, 2010

Kristal Kılıç IV - Yıkım

Kelebek yolun yarısına geldiğinde, çok uzakta olmayan bir köyün üzerinden yükselen kara dumanları fark etti. Duyularını açıp dikkatli dinlediğinde etraftaki tüm hayvanların orayı terk ettiğini, hatta orada yaşayan insanların çığlıklarının bile sustuğunu algıladı. Zamanı azdı belki, ama sorumluluklarının bilincinde olan Kraliçe, dumanın olduğu yere doğru ilerledi.

Ufak bir köydü bu, avcılık ile karın doyururlar, geçimlerini avladıkları hayvanların derilerini satarak karşılarlardı. Kısa bir süre önce başlayan bir hastalık salgınını önlemek ve hastaları iyileştirmek için bir kaç şifacı gönderdiği için iyi biliyordu Kelebek bu köyü. Aldığı son haberler pek iç açıcı değildi, hastalığın nedeni bulunamadığı gibi, tedavisi de yoktu. Gerçi, artık geriye sadece küller kaldığına göre, hastalık bir tehdit oluşturamayacaktı, artık ölü olan halkına.

Dumanı hala tüten binaların etrafında yavaş adımlarla yürüdü kızıl saçlı kadın. Bir keresinde ziyaret etmişti bu köyü; meydandaki havuzun etrafında çocuklar oynuyordu o gün. Çember biçiminde dizilmiş binaların alt katları pazar tezgahlarıyla doluydu o zaman. Taze topladıkları böğürtlenleri sunmuşlardı ona, ve bir kadın kendi ineğinden taze süt sağmıştı. Fırıncı en son pişirdiği tatlı ekmeği getirmişti koşarak. Şimdi, gözlerinin önünden gitmeyen o anıların yerini, kömürleşmiş binalar ve havada uçuşan küller almıştı. Bir de, ölüm sessizliği.

Eskiden bir evin eşiğine doğru yükselen basamak taşlarından biri olan isli taşa ilişti Kelebek. İç çekip etrafı dinlerken gözleri bunun sorumlusunu aradı uzunca bir süre. Kafasındaki şüpheler, yanık bedenlerden birinin sırtına saplı kristal hançeri gördüğünde kesinleşti; Kızkardeşlerin işiydi bu. Duman hala tütmekte olduğuna göre hala etrafta olmalıydılar... Çok uzağa gitmiş olamazlardı...

"Yerinde olsam, bizi aramak yerine kaleye koşardım."

Kelebek hızla ayağa fırladı ve saldırı pozisyonu aldı. Ama etrafına baktığında kimseyi göremedi.

"Bizi arama, istesen de bulamazsın. Kalene dön. Kristal Kılıç'ı bize getir."

"Siz halkıma saldırırken buna kayıtsız kalacağımı mı düşünüyorsunuz?!"

"Bu köyün insanlarının önümü zorunluydu. Bunun hakkında konuşmayacağız. Kristal Kılıç'ı bize getir."

Kelebek hiçbir şey söylemedi. Köyün artık ölü halkı için bir dua mırıldanırken kanatlarını açtı, kaleye doğru yola çıktı.

Ortada bilmediği bir şey dönüyordu, ama ne?

~ Rose

No comments: