Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, January 13, 2010

Av Partisi - Epilog

Ava çıkalı çok uzun zaman olmamıştı, belki bir belki iki gece en fazla. Avcıların ellerinde bolca avla geri dönmesi, şehirde kalmayı tercih etmiş olan konuklar tarafından heyecanla karşılandı. Hemen bir grup hizmetçi onların elinden avları alıp işlemek için mutfak bölümüne götürdüler. Bir tek Morrigan'ın emri ile beyaz geyik kalmıştı meydanda. Kadın kendini toparlamış görünüyordu ve gariptir ki yüzünde bir gülümseme vardı.

Yere bırakılmış geyiğin üzerine eğilip hayvanı inceledi. Başını salladı. "Gerçekten güzel iş. İyi vakit geçirdiğinizi umarım." dedi kuzgun saçlı kadın. "Hangi şanslı, geyiği alt etmeyi başaran?"

Çağlayan çekingence öne çıktı, ne yapacağını bilemez bir biçimde. Eli ayağına dolanmıştı.

"Şaşırtıcı." Morrigan kadını süzdü. "O zaman ödülü hak ediyorsun." Morriganın kemikli eli beyaz geyiğin kürkü üzerinde dolandı bir süre. Sonra tek bir yeri kavradı parmakları ve sertçe yukarı çekti sanki bir parça kumaşı yırtarcasına. Öbür eli aynı anda boynuzları kavramış, sanki kılıçları kıran boynuzlar onlar değilmiş gibi kolayca kadının elinde kalmıştı. Morrigan elinde işlenmiş geyik boynuzundan kristal bir kolye, işlenmiş beyaz geyik kürkünden bir palto tutuyordu. Geyiğin derisiz bedeninin durması gereken yerde işe çamur yığınından başka bir şey yoktu.

Kalabalıktan bir şaşkınlık nidası yükselirken Morrigan bir kahkaha attı. "Benim beyaz geyiklerim büyülü ve zekidir dostlarım. Daha iyi denemeliydiniz. Ancak, Çağlayan, sen bir ilüzyon bile olsa beyaz geyiği alt etmeyi başardın. Bu yüzden bunlar senin. Beyaz geyiğin sana hediyeleri bunlar." Palto ve kolyeyi kadının ellerine tutuşturdu. "Her neyse, tavşan haşlama nerede? Açlıktan ölüyorum."

Bu şaşırtıcı olaydan sonra herkes hararetli bir muhabbete girişti ve şölen alanına geçildi. Akşama doğru ateşler yakılmış, sofralar kurulmuştu. Konuklar burada geçirecekleri son geceden olabildiğince fazla keyif almaya çalışıyor, Kelebek olabildiğince iyi bir ev sahibesi olmaya çabalıyordu.

En sonunda yemekler geldi. Çağlayan tavşan yahnisi servis eden iki hizmetçinin söylediklerini duyduğunda hafifçe yüzü soldu. "Avlanan tavşanlardan biri, körmüş." diyordu. Öbürüyse şaşırdı buna. "Kör bir tavşan?"

Ve gece danslar ve şarkılarla devam etti.

***

Ertesi sabah hazırlanan konuklar bir bir yola çıktılar. Şölene övgüler yağdı ve teşekkürler edildi. Kelebek herkesle tek tek vedalaştı, dostlarıyla kucaklaştı, başka ziyaretler için sözler aldı ve sözler verdi. Düş'ün liderleri de yola çıktılar konuklarla beraber. Çok geçmeden Düş'de bir sarhoşun akşamdan kalmalık yaşadığı ertesi gün gibi bir hava esmeye başladı. Sessiz, sakin ve garip bir şekilde boş.

Kelebek güldü. Bir kaç gün içinde çevredeki köyleri ziyarete gidecek, durumu gözden geçirmesi gerekecekti. Vakti varken dinlenmeyi seçti ve odasına yollandı.

~ Rose

Battlestar Galactica - Passacaglia

2 comments:

mit said...

Güzel bir bölümdü. Bu Morrigan'ı bir yerlerden gözüm ısırıyor sanki :) Onun adını her okuyuşumda Dragon Age geliyor aklıma. Bağlantı var mı?

CamaeL said...

Dragon Age'deki ile bir bağlantısı yok, ancak Dragon Agedeki Morrigan ile benim hikayemdeki Kuzgunlardan Morrigan'ın kökeni aynı; Kelt Savaş Tanrıçası Morrigan.

Kendileri savaş meydanındaki ölülerden ve kanlarından beslenen, çoğunlukla savaş arabasında kızıl saçlarıyla dehşet saçan ya da geceleri yaşlı bir kadın formunda gezen, tarihin büyük kahramanlarından çocuk doğurmaya çalışan bir tanrıçadır. Savaş meydanlarında kuzgun biçiminde dolandığı söylenir.

Omnia - Morrigan şarkısını da tavsiye ederim =)