Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Friday, January 08, 2010

Av Partisi 2 - Ormandaki Lahit

Kalabalık olan avcılar grubu, ormanın sınırlarına geldiklerinde gök gürüldedi. İlk başta sadece bir kaç damla olan yağmur çok geçmeden sağanağa döndü. Lore, sakince bir şemsiye çıkarıp Hesi ile kendisini yağmurdan korurken, Hesi somurttu; yağmur, geyiğin kokusunu geçirecek ve av köpeklerinin iz sürme becerisini minimuma indirecekti. Nathaniel ve Astræa için bu büyük bir sorunmuş gibi görünmüyordu; ikili etrafta dağılmış ve geyiğin bıraktığı izleri arıyorlardı. Liderler ortada görünmüyordu; muhtemelen Noctua ve adamları çoktan ayılarına binip ormanın derinliklerinde kaybolmuştu. Bülbül ve J. ağaçların dallarından dallarına konup tepeden gitmeyi seçiyordu, Kwahu ise gözlerini kapatıp konsantre olmuş, ormanı dinliyordu. Kelebek ise Kisha ile muhabbete dalmış, bir yandan etrafı kolaçan eden Sir Aenas'ı izliyordu. Arleon ve Çağlayan da onların biraz arkasından yürüyordu.

En sonunda grup dağılmaya karar verdi. Kimisi ikili üçlü gruplar şeklinde dağılırken, kimisi tek kalmayı yeğledi.Kelebek, herkese başıyla selam verip ormanın içine ilerledi tek başına. Orman zaten çok büyük değildi ve eninde sonunda buluşacaklardı ama, ilerde bir yerde bir şeyler gördüğünü sanmıştı kızıl saçlı kadın.

Çok uzun olmayan bir yürüyüşten sonra bir açıklığa geldi Kelebek. Baltasını kavrayıp hazır pozisyonda yürümeye başladı; bu ormanın üstünde defalarca uçtuğu halde, böyle bir açıklık gördüğünü anımsamıyordu.Merakla etrafa bakındı; mermer taş bloklar ve yıkıntılarla dolu bir yerdi burası. Sağda solda devrilmiş ağaçlar vardı; anlaşılan burada bir şeyler olmuş, bunun sonucu olarak burası açığa çıkmıştı. Kızıl saçlalı kadın kuşkucu gözlerle etrafa bakarken, yıkıntıların arasında gezmeye devam etti.

Tüm mermer blokların ve taş yıkıntıların üzerinde anlamadığı bir dilden yazılar yazılıydı ve garip şekiller çiziliydi. Eliyle haffçe dokundu yazıların üstüne ve bir süre inceledi fakat yine de bir şey ifade etmedi ona. Omuz silkip yürümeye devam etti. Çok geçmeden açıklığın merkezindeki mermer lahiti fark etti; yaklaştı, kabartmaları süzdü. Dudak büktü; anlamıyordu. Fakat çıkarabildiği kadarıyla burada gömülü olan bir savaşçıydı. Baltasını kenara dayadı, iki eliyle ağır taş kapağı kavra, sertçe ittirerek yerinden oynatıp itti.

Siyah zırhlar içerisinde yatan bir adamdı bu, lahitin içinde yatan. Elleri göğsünde kavuşturulmuştu, siyah, kristal bir kılıç tutuyordu ellerinin arasında. Bir süre adamı süzen Kelebek, onun uzun bir süredir ölü olduğunu anladı. Elini lahitten içeri uzatıp yavaşça zırhına dokundu, sonra elini kristal kılıcın üzerinde gezdirdi. Kılıç onun dokunuşuyla kırmızı kırmızı parladı ve ıslığımsı bir ses yükseldi kılıçtan; büyülü olmalıydı. Ölü adamın ellerini nazikçe kılıçtan kurtarıp süslü kabzayı kavradı. Kılıcı lahitten çıkarıp sırtına astı ve yanındaki bir parşömene onu aldığı noktayı işaretledi, bir kroki çizdi. Parti bitip şehre geri döndüklerinde tarihçileri toplayacak, bu lahitin geldiği yeri araştıracaktı.

Yağmur iyice bastırmaya başladığı an Ormanın içinden bir yerden bir kartal çığlığı yükseldi; Kwahu'nun işaretiydi bu. O an herkes sustu, ormanı ve yağmuru dinledi. Gözleri etrafa daha farkında bir şekilde baktılar, düşünceleri geyikten ve avdan uzaklaştı. O an her bir yağmur damlasının düşüşünü hissettiler iliklerinde ve her bir damlanın yere temasının aslında müzikal bir ses çıkardığını duydular. Başlangıçta bir fısıltı gibiydi bu ses ve tekdüzeydi. Ama daha dikkatli dinledikleri her saniye netleşti, ses yükseldi ve çeşitlendi. Uzaklardan gelen bir şarkıydı bu. . . Çok geçmeden gözleri her bir damlanın düştüğü noktadan yayılan, çok kısa bir süre görünüp kaybolan renkli dalgaları seçebilmeye başladı. Her bir damlanın rengi de tıpkı çıkardığı ses gibi farklıydı. Çok geçmeden tüm Düş bu renk ve ses cümbüşünün etkisi altında kalmıştı.

"Leviathan'ın Yağmurları." diye mırıldandı Kelebek ve gülümsedi. Bir günde iki muhteşem şey görme fırsatını yakalamıştı. Parşömeni cebine sıkıştırdı, lahiti kapattı ve ormanın derinliklerine doğru yola koyuldu.

~ Rose

3 comments:

mit said...

Merhabalar. Hikaye yazan bloglar çok aramama rağmen pek sık karşılaştığım bir şey değildir. Bu yüzden sayfanızı keşfettiğimde hemen izleme listeme aldım.

Daha çok yeni olduğumdan hikayeniz hakkında yorum yapmak için erken. Ama şimdiye kadar okuduğum iki bölüm oldukça keyifliydi.

Tek eleştirim birkaç yazım hatası olabilir. Onlar da o kadar dikkate değer şeyler değil.

Takipçinizim. Sevgiler...

CamaeL said...

Hikayeleri genelde bir oturuşta ve dikkat etmeden, tekrar okumadan yazdığım için yazım hatası çok olabiliyor. Bir ara oturup hepsini düzelteceğim. Geri dönüşler kelimelerin kaçmasına neden oluyor çoğunlukla çünkü ^^

Mail atmıştım size, ulaşmadı mı? =D

Bir de, Düş ile alakalı asıl hikaye kısmı 100.Savaş çağrısı ile bulabilirsiniz, 2009 Haziran'da ^^

Arşivin ondan önceki kısmı biraz trivia, en eskilerse benim ergenlik dönemi zırvalarım =D

Yakın zamanda yazacağım ve davetiye koyacağım Jousting Turnuvasına davetlisiniz hıı =)

mit said...

Mailiniz ulaşmış, geç fark ettim kusura bakmayın. Hemen cevapladım :)

Bilgilendirme için teşekkürler. En kısa zamanda belirttiğiniz kısımdan itibaren okumaya başlayacağım.

Turnuvaya severek katılırım :) Ne kadar başarılı olurum orasını bilemem ama :)Çok teşekkürler.