Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Monday, December 14, 2009

Winter Dance

Gün boyu yorucu bir etkinlikler silsilesinden sonra Kelebek, bir şölen akşamına daha hazırlanmak için odasındaydı. Bu gece şölen alanında büyük ateşler yakılacak, liderlerin yanlarında getirdikleri yetenekli çalgıcılar bir süredir beraber prova ettikleri şarkıları çalacaklardı. Konuklar da eşleşerek, salon danslarıyla eğlenecekti. Evet, kesinlikle güne uygun bir etkinlik olacaktı bu.

Üzerini giyindikten ve makyajını bitirdikten hemen sonra şölen alanına indi Kelebek. Herkes birer ikişer gruplaşmış, aralarında sohbet ediyorlardı. Hizmetkarlar hiçbir masayı boş bırakmıyorlardı; Kelebek tatmin olmuş bir biçimde hepsine başını salladı. Ve en son konuk da şölen alanına ayak bastığında çalgıcılar yerlerini alıp bir vals melodisi çalmaya başladılar.

Konuklar ve liderler, kendi aralarında eşleştikleri gibi bir bir dansa kalkıp geniş çimenlikte dönmeye başladılar gülümseyerek. Kelebek sessizce oturduğu yerden izlemeye karar vermişti ki, uzun, ince beyaz bir el ona uzandı.

"Bu dansı lütfeder misiniz, leydim?"

Yabancı biriydi bu, uzun siyah cüppeler giymişti ve yüzü gölgeliydi, seçemedi kim olduğunu. Elini uzatıp ayağa kalktı, adamın bir eli onu belinden kavrarken, öbürü sıkıca elini tuttu. Kelebek şaşkın bir biçimde adama bakmaya devam ederken, adam çok çoktan kontrolü ele almış, Kelebek'in adımlarını yönlendiriyor, şarkıya uygun adımlar atıp onu etrafta döndürüyordu. Çok geçmeden fısıldaşmalar başladı. Çiftler dans alanını bir bir terk ederken gözler Kelebek ve gizemli kavalyesinin üzerindeydi artık. Mükemmel bir uyum içinde dans ediyorlardı, ritim hiç bozulmuyor, sanki havada süzülüyorlardı.

Sonra müzik yavaşladı, adımlar da. En sonunda durdular. Kelebek adama baktı, yüzünü seçmeye çalışarak.

"Sen. . . kimsin?" diyebildi sadece.

"Beni bu kadar çabuk mu unuttun?" Başlığının altından beyaz saçları görünüyordu, Kelebek'in yanağındaki elinin dokunuşuysa tanıdıktı. Adamın yüzü yavaşça kadınınkine yaklaşırken başlığı düştü arkaya, Kelebek'in gözleri kocaman açıldı şaşkınlıkla karışık bir korkuyla ama öpücüğe karşı koyamadı.

"Hmmmmh. . . Hayır . . ." Sersem bir biçimde gözlerini araladı; odasındaydı. Şömine yanıyordu ve üzerine bir battaniye örtülmüştü. Pencereden dışarıya göz attı; gün yeni batıyordu. Gördüğü. . . rüya mıydı? Eli kılıç şeklinde dövülmüş metal mektup açacağına gitti ve gergin bir biçimde onunla oynamaya başladı. Herşeyi yakmıştı ama yine de tamamen kurtulamamıştı? Hmh, bu olmamalıydı, hayır. Düşüncelerinde, ona yer yoktu; yasını tutmuş ve herşeyi bitirmişti.

"Bitti!" diye bağırdı kendi kendine ve ani bir sinirle kağıt açacağını fırlattı.

"Hey, dikkat et!" dedi Camy, hemen sağında, kapının kasasına saplanmış olan mektup açacağına bakarak. "Dans başlamak üzere, onu haber vermeye geldim."

Kelebek hiçbir şey söylemeden onu takip etti. Tıpkı rüyasındaki gibiydi şölen alanı ve tıpkı rüyasındaki gibi başladı dans.

Ama gece boyunca Kelebek, bir kere bile dansa kalkmadı.

~ Rose

Blackmore's Night - Winter (Basse Dance) [ http://www.youtube.com/watch?v=PKSqyFJXSM4 daha iyi bir versiyonunu bulamadım :/ 3dk lık orjinalini bulun bir yerden mutlaka :/ ]

not: Bir gece bişi yazmadım diye herkes başıma çöktü =) buyrun efendim güzel bir hikaye size bu gecelik =)

1 comment:

Sir Aenas said...

Gün gelecek kabuslarının yerini hayallerin alacak. Bu yüzden artık korkma.