Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, December 23, 2009

Rosemary's Baby / Jezabel II

[ Fantomas - Rosemary's Baby : http://www.youtube.com/watch?v=HrSqZzkCgAU ]
------

"Elimi tut, korkma sakın. Burdayım, merak etme."


CamaeL , Kelebek'in elini sımsıkı tutuyor, kızıl saçlı kadının suratı acıyla kasılıp boğazından çığlıklar yükselirken ona olabildiğince destek oluyordu. Morrigan'ın odasındalardı; Kelebek kalçası yatağın kenarına gelecek şekilde yatağa uzanmış, CamaeL'in kucağına kafasını dayamıştı. Kızın elini sımsıkı tutuyor, gelen her bir sancıda çığlığı basıyordu.

"Ikın." diye bir emir verdi Morrigan, sakince Kelebek'in şiş karnına bastırırken. Soğuk kanlılığını koruyor, Kelebek'in bacaklarının arasından akan kana tepki vermeden işini yapıyordu. "Bitmek üzere. Daha sert."

Terden saçları sırılsıklam olmuş kadın yarım gündür doğumdaydı. Zordu, kanıyordu, canı acıyordu, gözyaşları ver ile sırılsıklamdı yüzü. Çığlıkları tüm kalede yankılanırken herkes büyük bir endişeyle beklemedeydi.

"Yeter!" diye son bir çığlık attı Kelebek can havliyle. O an bir bebeğin ağlayışı yükseldi Morrigan'ın durduğu taraftan.

"Sağlıklı bir kız." dedi kadın bebeğin göbek bağını kesip ılık suyla bebeği silerken. "Görünür bir kusuru yok." Sıcacık battaniyelere sardı sonra bebeği. Yaklaşıp Kelebek'in kollarına bıraktı. Kelebek onu kollarına aldığında ne kaybettiği kan ne de yarım gündür çektiği sancılar umrunda oldu. Bir an yüzü buruştu, gözlerinden bir damla yaş düştü bebeğe sarılırken.

"Ben senin. . .annenim?"

***

En güzel ahşap beşik, en güzel kumaşlardan yapılma yastıklarla süslü bu muhteşem beşik, Kelebek'in cibinlikli yatağının yanında duruyordu artık. Kelebek, yatakta uzandığı yerde yan dönmüş, kendini toparlayana kadar yattığı yerden beşiği izliyordu. Tek tek tüm liderler onu tebrik etmeye gelmiş, bütün gün Morrigan onun sağlığını kontrol etmiş, tüm ağır işleri Camy yüklenmişti. Şimdi yalnızdı. Bebeğiyle.

Hatırlayamadığı o ufak detay bir an kafasında parladı. Bebeğin babası kimdi? Neden yalnızdı? Bir anda nasıl olmuştu bu?

Uykuya daldı.

***

Bebeğin çığlıkları geceyi dağıtırken yataktan doğruldu Kelebek. "Neler oluyor? Neden ağlıyorsun?" diye sordu uyku sersemi, cevap alamayacağını bildiği halde. Perdeyi çekip beşiğe baktı. Beşiğin önünde bir kadın duruyordu.

"Sen. . .kimsin, ne yaptığını sanıyorsun?!" bir anda yataktan fırladı Kelebek ve beşiğe koştu. Çığlıklar susmuştu.

"Artık ağlamayacak." dedi kendi sesi.

Kelebek şaşkınlıkla beşiğin yanında durana baktı. Kendisine bakıyordu. Ellerinde kan vardı. Yüreği parçalanmış bir halde korku dolu gözlerle çevirdi başını beşiğe. Kan...?

"Bak, ne kadar da mutlu. Artık sonsuza kadar mutlu olacak. Hem sen bilmez misin, erken ölen bebekler, cennete giderler!"

"Sus. . . sus. . . nolur sus. . ." Kelebek geriledi. Gözleri şokun etkisiyle odada dönüyor, ben karşısında duran kendine bir beşiğe bakıyor, elleri saçlarını kökünden tutup çekerken acı hissetmiyordu. Gözlerini her bir açıp kapayışında oda iyice çarpılıyor, beşikteki kan akıp duvarlara yayılıyor, karşısında duran kendisi ölü bebeğini kucağına almış, o rahatsız edici ninniyi söylüyordu.

Bir anda durdu, gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı kan kokusu dolarken burnuna. Sakinleşmeye çalıştı ve o an bir isim parladı zihninde.

"Jezabel."

Gözlerini açtığında yemyeşil bir düzlükteydi ve otlar beline kadar geliyordu. Karşısında o siyah elbiseli, kıvırcık sarı saçlı kadın vardı ve gülüyordu.

"Çabuk öğreniyorsun Kelebekçik."

"Kendini fazla belli ediyorsun."

"Bu seferki performansını daha çok beğendim. Kimseye söylemesen bile ben içini biliyorum. En çok istediğin şeyleri sana verip bir anda geri almak ne kadar eğlenceli bir bilsen."

"Hm hm, eminim öyle olmalı. Bir de amacını anlayabilsem...?"

Sarışın kadın Kelebek'e yaklaştı, ellerini onun yanaklarına yaslayıp yüzünü avuçladı. "Gördüğün ve yaşadığın her bir kabusla, daha da güçlenmiyor musun, Kelebek?"

Kelebek bir bebeğin ağlamasıyla uykusundan uyanıp gözlerini açtı. Aceleyle yataktan fırladı fakat sesin, açık teras kapısının ötesinden, çok uzaklardan geldiğini o an fark etti. Yatağa çöktü tekrar ve kendisini geri atıp tavanı izledi.

O gece, bir daha hiç uyumadı.

~ Rose


No comments: