Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, December 10, 2009

Noctua'yı Ziyaret

Kalenin ana binasının en üst katındaki odasına yerleşip, üzerine çeki düzen verdikten sonra, baltasını yaslı olduğu yerden aldı. Gözü bir an baltanın ucun bağlı, boncuklarla süslü bir tutan sarı saça takıldı. Bakışlarını çevirdi, sanki hiç efor sarfetmiyormuşçasına baltayı elinde çevirerek odasından çıktı.

Yüksek tavanlı koridorları geçti, merdivenlerden indi ve çıktı. En sonunda misafir odalarının birinin önünde durup kapıyı çaldı. "Noctua!"

Yaşlı adam uykulu gözlerle kapıyı araladı fakat Kelebek'i gördüğünde gözleri faltaşı gibi açıldı. Gözleri normal insanlardan fazlasını görürdü ve Kelebek'e baktığında gördükleri hoşuna gitmemişti. Korkutmuştu onu. "Gel. . . Gel içeri." diye buyur etti onu. Kadın içeri girerken Noctua, onun kanla kaplı baltasını getirdiğini de gördü. Ne isteyeceğini az çok tahmin etmişti şimdi.

"Nasılsın, hastalığın geçti mi? Bülbül ortalığı velveleye verdi, görmeliydin. . . Seni gerçekten çok seviyor." Şöminenin başındaki sandalyesine oturup dizlerini battaniyesiyle örttü.

"Hmm, evet iyiyim." dedi kadın dalgınca. Şöminenin alevlerine bakıyordu. Sonra sessizce onu süzen Noctua'ya döndü. "Evet, düşündüğün gibi senden onu istemeye geldim."

"Benden imkansızı istiyorsun Kelebek. Senin için yeni bir silah dövebilirim belki, ama eskisini eritmek? O Ağaç'ın bir hediyesi, hangimiz onun yarattığı bir şeyi değiştirebilir ki?!"

"Ben değiştirdim." dedi Kadın yüzünde sinsi bir sırıtışla. "Ben, değiştim. İmkansız değil. Ve bunu yapabilecek biri varsa o da senden başkası değil, Noctua."

Adam gözlerini kırpıştırdı şaşkınlıkla. Evet, Kelebek değişmişti. Buna hepsi şahit olmuşlardı. Bu Ağaç'ın gücünün zayıfladığını mı gösterirdi, yoksa Ağaç'ın buna izin verdiğine mi, bilemedi.

"Pekala, deneyeceğim." dedi en sonunda ve baltayı almak için elini uzattı. "Ver, bir dengesine bakayım, metaline, özelliklerine. Sonra bana nasıl bir şey istediğini anlat."

Kelebek baltayı uzattı; bir adam boyunda, ince uzun saplı ve çift kenarlı bir baltaydı bu. Ankh şeklindeydi, iç kısmından zincirler sallanıyordu. Düz kenarlarına kelebek kanatları işlenmişti.

"Hmm." dedi adam, ayağa kalkıp bir kaç kez savurarak. "Senin gibi bir hanım için fazla ağır ve büyük bu."

"Uygun." dedi Kelebek sadece. "Onunla doğduğumu unutma, biz biriz."

"Hmm." dedi adam tekrardan silahı denerken. Metali kendi balyozu gibiydi; Aesten üzerinde başka bir eşi daha yoktu. "Nasıl bir şey istiyorsun peki?"

"İşlemecilikte usta sensin, o konuda sana güveniyorum. Silah olaraksa, hem uzun saplı baltalar kullandım, yakın zamanda değiştirmeyi düşünmüyorum. Ama gözlerinin herkesten farklı gördüğünü biliyorum. Bu kararı verebilecek kadarını gördüğünden eminim." Kadın gülümsedi, ayağa kalktı. "İstediğin her şey karşılanacak, nelere ihtiyacın olduğunu bana en yakın zamanda ulaştırırsan, ve en kısa zamanda başlarsan sevinirim."

Adam durdu, bir baltaya bir de kadına baktı. "Ağaç bir gece bana bizim silahlarımızın yapılış sırrını açıklamıştı bana." dedi sessizce, düşüncelerle dolu. "Bunun için gerçekten büyük bir bedel ödemen gerekecek, farkındasın değil mi?"

Kelebek kapının önünde durdu, hafifçe adama dönüp gülümsedi. "Peki bunu yapmazsam ödeyeceğim bedelin farkında mısın Noctua?" diye sordu. "İyi geceler."

Kadın kapıyı arkasından kapatıp giderken Noctua sessizce koltuğuna çöküp önüne koyduğu baltayı incelemeye başladı. Kelebek'in sözleri kafasında yankılanıyordu.

~ Rose

No comments: