Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Saturday, December 26, 2009

Moth 00.

---

Gün ağarırken, doğu kıpkırmızıydı. Güneş sanki bulutları öldürmüş, gökyüzü kan kesmişti. Düş, sessizdi. tüm kentler uykudaydı, doğa uykudaydı, gece avcılarının inlerine çekildiği, gündüz yaratıklarının daha uyanmadığı saatti. Sessizdi tüm ülke; tek ses rüzgarın ağaçların yapraklarını hışırdatmasıydı, bir de kıyıya vuran dalgaların.

Gözlerini bir atın kişnemesiyle araladı Camy. Tüm ülkenin uykuda olduğu bu saatte, kim uyanıktı ki? Merakla yataktan çıkıp pencereye ilerledi. Ufka baktığında, çok uzaklarda siyah bir at ve atın üzerinde bordo pelerinli bir figür seçebildi. Atın hızından mı yoksa pelerinin bordo olmasından mı bilemedi, ama gidenin Kelebek olduğunu anladı. Merakla üzerini giyinip asasını aldı ve merdivenleri aşıp kızıl saçlı kadının odasına çıktı.

Kapı aralıktı. Çalışma masasının üstü haritalar, çizimler ve sayfalar dolusu yazıyla doluydu. Yerli yerinde olmayan bir kaç şey vardı; yaktığı odasının ve Sammy'nin eşyalarının külleri, baltası, son bir aydır tuttuğu günlüğü. Onun dışında bir kaç parça kıyafet almıştı yanına. Çalışma masasının ve şöminenin üstündeki şamdanlardaki mumlar eriyip tükenmişti. Yatağı bozulmamıştı; anlaşılan bir süredir uyku uyumuyordu kraliçe; bu kaçışın planını ne zamandır yapıyordu?

Merakla odada yürümeye devam etti ve az ilerde, perde ile örtülü duvarı fark etti. Kırmızı damlalar onu oraya yönlendiriyordu, duvarın dibinde yerde gümüş bir hançer duruyordu. Camy garipsedi, kaşlarını çatıp bir eliyle perdeyi kavradı, sertçe aşağı çekti. Perde kolayca çıktı ve süzülerek yere indi.

"Geri döneceğim." yazılıydı büyük kırmızı harflerle ve Kelebek'in kanlı el izleri vardı tüm duvarda, mürekkeple kazınmış kargacık burgacık pek çok notla beraber. Okunması zordu, net olanlar ise Camy'nin anlamadığı bir dilde yazılıydı. Ama en korkunç olan, duvara konup orada ölüp kalmış olan onlarca kelebekti. bir kaçı hala kanatlarını titretiyor, geri kalanı sessizce ve hareketsizce öylece duruyordu.

Camy bir kaç geri adım attı ve duvara parça parça bakmak yerine bir bütün olarak süzdü dikkatlice. Şaşkınlıkla gözleri kocaman açıldı.

Yazı, el izleri, mürekkeple kazınmış notlar ve ölü kelebekler, sanki bir haritayı andırıyor, içine çizilmiş yol ise tek bir sembole benziyordu.

Kocaman bir gece kelebeğine.

Perdeyi geri duvara örttü Camy, kapıyı arkasından çekti ve kilitledi. Kelebek geri dönene kadar, Düş'de şölen devam edecek, kimse onun yokluğunu bilmeyecekti. O geri döndüğünde ise, hiçbir şey olmamış gibi davranacak, bundan kimseye bahsetmeyecekti.

Çünkü Camy biliyordu ki, Kelebek geri döneceğini söylediyse dönecekti.

Eskisinden daha güçlü olarak.

Tıpkı S'arrus'u aramaya çıktığındaki gibi. geri döndüğünde kontrolü ele aldığı gibi. Geri döndüğünde yine bir şeyler değişecekti. Ve eğer dikkat etseydi, Ağaç'ın bahçesinde açan çiçekleri görebilirdi. . .

~ Rose

Kelebek'in bu yolculuğu, aylar önce ön gördüğüm ama ne zaman ya da nereye dair olacağını bilmediğim bir hikayeydi. Ancak, bunun olacağını biliyordum. Yolculuk hikayesi, kağıtlara yazılacak, blog'a taşıyıp taşımayacağımı bilmiyorum. Av yazısı ise, sanırım eve döndüğümde yayınlanacak. Burada internet bağlantım kısıtlı.

Not: Kelebek'in yazdığı yazılar, çizdiği rotalar ve odasında kararı vermek için uyguladığı kan ritüelleri hakkında bir fikrim yok. Tıpkı Camy gibi, gözlerimi açtığımda, yoktu.

No comments: