Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Friday, December 04, 2009

Bülbül'ün Valsi

Yas gecesi bittikten sonra şölen kaldığı yerden tüm hızıyla devam etti. Kelebek 2 gün daha siyahlar giyindi, ama üçüncü gün kan kırmızısı şölen giysisi ile göz kamaştırıyordu. Gündüz yapılan hazırlıklar sırasında Ağaç'ın dibine bıraktığı mumu kontrol etti; yanmış ve sönmüştü. Kalıntıları alıp toprağa gömdü. Artık hazırlıkların tamamlanıp tamamlanmadığını gözden geçirebilir, akşam için hazırlanabilirdi.

Gece olduğunda şölen alanında yine ılık bir hava vardı; geçmiş 3 günün soğuk havası gitmiş, şölenin yapıldığı iç alandaki karlar erimişti. Konuklar hallerinden memnundu fakat Kelebek Bülbül'de ters giden bir şeyler olduğunu sezebiliyordu.

"Bülbül, iyi misin?" diye sordu küçük kıza. Küçük kız kafasını büyük bir dondurma kasesine gömmüş, sinirle hiç durmaksızın, kaşık kaşık ağzına dolduruyordu meyveli dondurmayı.

"İyiyim tabii ki, neden?!" dedi ama bir homurtu çıktı dolu ağzından daha çok.

"Normalde de çok yediğini biliyorum ama bu gece sanki sinirini çıkarmak için yediğini hissediyorum."

"Evet, belki?"

"Yardım edebileceğim bir şey olup olmadığını sormak istemiştim."

"Yok?"

"Ah, peki. İyi eğlenceler o zaman." Kelebek omuz silkerek kalktı. Alacağı cevabı kızın gözlerinden almıştı; J. ile kavgalıydılar. Yine.

Liderlerin Büyük Savaşı bitip huzur ve barış yılları hüküm sürmeye başladığında sıklaşan diplomatik ilişkiler ile birlikte liderler, aslında farklı oldukları kadar aynı olduklarını anlamışlardı. Bu görüşmelerde özellikle Bülbül ve J.'in birbirlerine olan ilgisi zamanla farklılaşmış, en sonunda birbirlerine olan aşklarını itiraf etmişlerdi. Tek sorun, J.'in bir türlü tutkularından vaz geçip, önüne gelene kur yapmaktan kendini alamamasıydı. Bülbül her seferinde bu konuda kavga çıkarıyor, J. ise istese de kendini değiştiremiyordu.

Yine de birbirlerini çok seviyorlardı ve her seferinde barışıyorlardı.

Kelebek'in ona baktığını gören CamaeL, eline kemanını alıp hafif hareketli bir şarkı çalmaya başladı; Bülbül bu şarkıya karşı koyamazdı. Önce kaseyi bıraktı elinden, sonra ayaklarını tempoyla yere vurmaya başladı. Hafifçe şarkıyı mırıldanıyordu. En sonunda ayaklandı ve parmak uçlarında döne döne dans etmeye başladı. Gözleri kapalıydı ve J.'i onunla dans ederken düşlüyordu; çok eskiden, Güney-Batı sahillerindeki ilk buluşmada dans ettikleri gibi.

Bir birleri etrafında dönmüşler, kaçamak hareketlerle birbirlerine dokunmuşlar, vur kaçlarla hoş bir kareografi yakalamışlardı o zamanlar. Şimdi vücudu istemsizce aynı tempoda, aynı kareografiyle hareket ediyor, kalbinin gerçekte ne istediğini açık ediyordu herkese. Ne güzel bir histi, sanki J.'de onunla dans ediyor gibi, uyumla. . .

Bülbül ile beraber dallardaki kuşlar ötüyor, bir kaçı onun tepesinde ve etrafında dönüyor, ona eşlik ediyorlardı. Sadece kemanın sesi, dans adımları ve kuşlar vardı. Bülbül artık gülümsüyordu.

Sonra müzik yavaşladı, adımlar duruldu, o am belinde bir çift el hissetti Bülbül, tıpkı o gece gibi, en sonunda ona sarılmaya cesaret edebilmişti J. Kollarını sımsıkı sarmıştı küçük kıza, çenesini başının üstüne koymuş ve sevgiyle gözlerini kapamıştı.

"Beni affet." diye fısıldadı genç adam.

Bülbül sadece sarıldı genç adama ve tııpkı o geceki gibi kaçamak bir öpücük kondurdu dudaklarına.

Gece sonlandığında tekrar el eleydiler.

~ Rose

Yann Tiersen - L'Autre Valse d'Amélie (Version Quatuor à Cordes et Piano)

No comments: