Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, December 24, 2009

Av Partisi 0 - Hazırlıklar

Şölenin son günlerine yaklaşılıyordu artık. Arleon'un kış toprakları Aporia'da verilecek büyük şölen için hazırlıklar başlamış, konuklar bir diğer şölene gitmeden önce evlerine uğramak istemiş ve erken ayrılmışlardı. Her şeyin farkında olan Kelebek, Şölen'e görkemli bir son vermek için hazırlıklara başladı. Aklında güzel bir fikir vardı ve bu fikri hayata geçirmek için Morrigan'a ihtiyacı vardı.

Sabah, öğrencileriyle yaptığı dersinden sonra şömine başında çay içen Morrigan'ın yanına gitti.

"Günaydın." dedi gülümseyerek, ve on buyur eden kadının yanına oturdu. Morrigan bir fincan da ona koydu.

"Günaydın. Son bir kaç gecedir kabuslar gördüğünü hissediyorum. Hatta, benim de parçası olduğum kabuslar." Morrigan fincanı Kelebek'e uzattı.

"Ah, evet. Ama büyük bir sorun yaratmıyorlar, geçip gittiler işte." Sakince fincanı aldı ve dudaklarına götürdü. "Aslında buraya yardım istemek için geldim."

"Kabusların için mi?"

"Hayır. . . Şöleni bitirmek istiyorum ama büyük,şölene yaraşır bir sonla. Bir av partisi vermek istiyorum. Ve düşündüm ki. . ."

"Senin için Kuzey'in büyülü beyaz geyiklerinden çağırabilirim?"

"Kesinlikle. Hem akıllı hem büyülü oldukları için, oldukça eğlenceli olacağını düşündüm."

"Sanırım bu konukseverliğin ve muhteşem şöleninden sonra buna hayır diyemem. İstediğinde, av partisinin başladığı sabah bana söyle. Ben de sana çağırayım."

"Teşekkür ederim."

"Şimdi," Morrigan gözlerini kadının gözlerine dikti. "Bana Jezabel'i anlat."

Kelebek şaşkınlıkla Morrigan'a bakakaldı; nasıl bilebilirdi ki?

Orta yaşlı kadın ondan beklenmeyecek bir sıcak gülümsemeyle "Seni kandırmak çok kolay ve ağzından laf almak. Suratından okudum bile ne okumak istediysem."

Kelebek kızardı ve yüzünü fincana gömüp çayı dikti.

--
Şehrin ortasında büyük bir göleti çevreleyen parkta geziyordu kızıl saçlı kadın. Ağaçlar yapraklarını dökmüş, kar birikintileri artık basılmaktan buz kütleleri haline gelmişti. Yine de huzur veren bir görüntüsü vardı bu kış manzarasının. Ağaçlardan birine yaslandı yavaşça, sonra yanağını ağacın güçlü gövdesine yaslayıp gözlerini kapadı.

Düşünmesi gerekliydi.

Hiçbir şey işe yaramamıştı. Bir türlü verdiği sözleri tutamıyordu. Çünkü biliyordu ki, bir kere karar verdiğinde iş inada binecek, belki zaten varolmayan ama varolabilecek olan her şey yok olacaktı.

Bunu yapacak cesareti neden kendinde bulamıyordu?

Yavaşça gölete yürüdü, her bir adımıyla daha çok sulara gömüldü. Yürüdü, ta ki tamamen suyun altında kalana kadar.

Ve orada kaldı.

Saatler sonra tekrar suyun altında sözlerini açtığında kafası hala karmakarışıktı ama son zamanlarda uyuduğu belki de en güzel uykuydu bu. Gülümsedi. Yavaş adımlarla kar suyunun çelikleştirdiği sudan çıktı. Dışarıda buz gibi bir rüzgar esiyor, herkes paltolarına ve kürklerine sarınmış kaçıyordu.

Kelebek ise sadece korseli ıslak elbisesiyle ağır adımlarla, her bir adımında arkasında ıslak bir iz bırakarak kaleye geri yürüyordu.

Bir işaret daha.

Ve sonra her şey bitecek.

~ Rose

Dragon Age Origins OST - Elves at the Mercy of Men

No comments: