Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, November 26, 2009

Düş'ün Liderleri IV: Bülbüllerden Lucinia

Günün ortasına doğru Kelebek ve J. kış bahçesinde oturmuş sohbet ediyordu. Morrigan son bir kaç gündür eğitimlerini boşlayan öğrencilerini fazladan çalışma ile cezalandırıyordu, Noctua ise geceki avdan sabaha karşı yorgun bir biçimde dönmüş, avladıkları taze geyik ve tavşanları kale mutfağına bıraktıktan sonra odasına çekilmişti.

Bir anda papağnların rahatsız edici çığlıkları doldurdu avluyu. Aralarında bir tane ufak kuşun olduğu 6 kuş avluya indi. Bu ufak kuş bir bülbüldü ve yavaşça ayağa kalktığında fırfırlı elbisesinin içinde, uzun sarı saçları olan ufak bir kıza dönüştü. Elbisesinin kolu yırtıktı ve derin bir kesikten oluk oluk kan akıyordu.

"Leydim, ormanda -!" diye başladı söze ama lafı yarım kaldı.

"Lucinia!" J. gözleri kocaman açılmış bir biçimde panikle bağırdı. Turuncu ve yeşil kanatları gerilirken kılıcını çekmiş, ormana doğru süzülmeye başlamıştı. Kelebek J.'in adamlarına başıyla işaret etti; bu bülbül kızın yaralarına bakılacaktı çabucak; kesik derin görünüyordu. Çok fazla oyalanmadan baltasını kaptı o da ve J.'in peşinden gitti.

Nerede olduklarını bulmak pek zor olmadı; J. direk bülbül seslerini duymuş, eşsiz yön duygusuyla nereden geldiğini bulmuştu (gemi kaptanı olmasının artılarından biriydi bu asla şaşırtılamayan yön duygusu.). Ağaçların arasına sert bir dalış yaptı kılıcı çekili bir biçimde ama bunun pek de gerekli olmadığını fark etti yere indiğinde. Nitekim, hemen onun ardından yere inen Kelebek bir kahkaha patlattı.

16-17 yaşlarında ufak bir kız, korsesinin arkasına doğru uzayan fırfırlı eteğini dalgalandırarak daldan dala konuyor, bir yandan eğlenirken onlara saldırmış olan gölge yaratıklara bir görünüp bir kaybolan hançeriyle saldırıyordu. Hemen onun arkasında ise bir grup ufak kız vardı kertenkelelere binmiş, korkuyla titreyen. En sonunda gölge ortadan kaybolduğunda küçük kız üzerini başını düzeltti, kısa sarı-yeşil saçlarını kontrol etti, bileğindeki gizli bıçakları yerlerine yerleştirdi ve şaşkın bir surat ifadesiyle ona bakan J. ve Kelebek'e baktı.

"Ah, size geldiğimi haber versin diye yollamıştım onu ben, sizi paniklettirsin diye değil." Küçük kız kıkırdadı. "J.!" diye bir mutlu çığlık attı sonra, koşarak genç adama sarıldı kucağına tırmanıp. "Seni görmeyi beklemiyordum." yanağını yanağına dayadı sonra gözlerini aralayıp Kelebek'e el salladı. "Merhaba ev sahibi!"

Lucinia ya da daha çok kullandığı adıyla Bülbül, Güney-Doğu kentinin Lideriydi ve J.'in tam simetriğindeki kenti yönetiyordu. Tropikal ormanlarla dolu, kocaman ağaçların yükseldiği, yağmurun eksik olmadığı bir kentti bu. Ağaçların üzerine inşa edilmiş, kat kat ip merdivenlerle içinde gezilebilen, renk renk çiçeklerle bezeli, yer yüzünde cennet bir kentti bu. Kuş sesleri yankılanırdı ormanlarda daima. Her türlü bitki yetiştiği için orada yaşayan halk şifalı bitkileri kurutur, meyve ve sebze yetiştirir, onlarla geçim sağlardı. Şifalı otları çeşitli iksirlere, kremlere, merhemlere ve ilaçlara dönüştürmekte en iyisiydiler. Bir diğer geçim kaynakları ise keresteydi. Ormana zarar veremeyecek kadar alırlar, çoğunlukla zaten düşmüş olan ağaçlardan çok güzel ahşap mobilyalar, enstrümanlar ve eşyalar yaparlardı. Buradaki akademide belki de tüm Aesten'in en hünerli ozanları yetişirdi.

Kelebek ve J.'in öncerliğindeki küçük kızlar grubu ormanın içinden geçerek Düş'ün geniş kapılarına vardılar. İçeri girdiklerinde J. Bülbül'ü yavaşça yere bıraktı (tüm şımarıklığıyla J.'e taşıtmıştı kendini), kızlar kertenkeleleri bakıma götürürken bir kaç tanesi de eşyaları odalara taşıdı. Bu yeni gelen kız büyük bir dedikodu zincirini başlatmıştı ve kıskanç J. hayranları çoktan ondan nefret etmeye başlamıştı.

"Burası hiç de hatırladığım gibi değil. Kar yağmazdı ki burda?!" diye homurdandı Bülbül avluda karların içinde koştururken. "Ama çok şey değişmiş. Hmm. Neyse, ne zaman yiyoruz?"

Kelebek gülerek onu yemek salonuna götürdü. Her zamankinden fazla ve çok çeşitli hazırlanmıştı masa bu sefer. Noctua yine şöminenin başında piposunu tüttürüyordu ki Bülbül'ün girişiyle ayağa kalkıp sevgiyle kucakladı küçük kızı. "Bülbülümüz gelmiş."

"Evet babalık, benim şarkılarım olmadan bu şölen hiçbir şeye benzemez!" Adamı ellerinden tutup bir kaç tur etrafında döndü sonra masadaki yerini aldı, kimseyi beklemeden o küçük bedeninden beklenmeyecek miktarlarda yiyeceği tabağına doldurmaya başladı. J. sessizce onun yanına oturdu, Morrigan ise rahatsız bakışlarla süzüyordu onu.

"Gölgelerin sayısında artış var Kelebek, hoş günler geçirmiyor musun yoksa?" diye sordu Bülbük bir tavuk butu kemirirken. "Güzel düşler gör kabuslar değil. Kabusları haketmiyorsun."

Kelebek sadece gülümseyerek şarabını yudumladı. Bir kaç parça sebze dışında hiçbir şeye dokunmamıştı hala. Sessizce masadakileri izlemekle yetiniyordu; muhabbet eden farklı kültürdeki insanların sesleri, kahkahaları. . . Uzun zamandır böyle bir şeyle karşılaşmamıştı. En azından artık bülbüllerin sesi diğer rahatsız edici detone sesleri bastırabiliyordu.

"Sana hediye olarak benim özel olarak kardığım iyileştirici merhemi getirdim. Hoş, pek ihtiyacın yok sanırım artık." dudak büktü. "Kalp ağrısına da iyi gelir." diye fısıldadı sonra, göz ucuyla J.'e bakarak. "Bir de şarkılarımızı getirdik sana. CamaeL'e ise en iyi ustamın son yaptığı kemanı getirdim. Yeterli olur herhalde, değil mi?" alt dudağını ısırıyordu gerginlikle.

Kelebek kızın avucundaki şişeyi aldı, yavaşça içini açıp kokladı; çok güzel kokan bir merhemdi bu. Keyifle gülümsedi, kapağı geri kapattı. "Sadece gelmiş olman bile yeterli Bülbül, ağırlaşan Düş'ün havasına neşe getirdin."

Kız neşeyle bir çığlık attı ve bir anda şarkı söylemeye başladı. Şarkısı o an tüm hollerde yankılanırken herkes bir an durup kızın rahatlatıcı sesini dinledi.

Gece yatmadan önce merhemden bir parça sürdü Kelebek, iç çekerek çekmeceye baktı içindekini görürcesine. Yatağına uzandığında ise uzun zamandır hiç uyumadığı kadar kesintisiz uyudu. Öyle ki, bir kaç oda ötesinde J. ve Bülbül'ün kavgalarını duymadı bile.

Ne bağırışlarını ne de kapıların çarpılış seslerini.

Sadece derin ve sessiz bir uyku vardı o gece.

~ Rose

Sweeney Todd Soundtrack - Greenfinch and Linnetbird

No comments: