Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, November 24, 2009

Düş'ün Liderleri II : Papağanlardan J. Roger

(Geri kalan liderlerin resimlerini vakit oldukça çizip buraya ekleyeceğim, ama hikayelerim, resimleri çizmeyi bitirene kadar bekleyemeyecek. Her güne bir hikaye gene. )

Kuzgunlar tüm gece sessizdi, sadece uzaklardan gelen kanat hışırtıları vardı. Daha sonra, gün doğumuyla beraber avluda kanat sesleri yerini elbiselerin hışırtılarına bıraktı. Şehirlerinden uzak bile olsa Morrigan, tüm öğrencilerinin eğitimine Düş topraklarında devam ediyor, sert bakışlarıyla kızların asalarını tutuşlarına, el hareketlerine ve büyü sözlerindeki telaffuzlarına bakıyordu. En ufak bir hatada affı yoktu; yapması gereken çalışmayı iki katına çıkarıyordu. Kelebek bir süre pencereden onları izledi , sonra gözleri önce güneye, uzaklara kaydı merakla, sonra beyaz karların üzerinde hareket eden bir lekeye.

Bir grup atlı, hızla Düş'e yaklaşıyordu. Uzaktan gözlerinin seçebildiği kadarıyla yeşiller, sarılar ve turuncular vardı en başlarındaki adamın pelerininde. Bunu fark eden kelebek hemen pelerinine sarınıp, bu gece için de bir şölen masası hazırlanmasını emretti.

Çok geçmeden Morrigan, öğrencilerinin günlük eğitimini tamamlamış ve paydos etmişti. Pazaryerindeki meydanda, bir kış bahçesinde oturmuş çayını yudumlarken Kelebek hızlıca yanından geçip başıyla selamladı. Morrigan merakla onun gittiği yöne bakarken, dev kapıların açıldığını gördü.

İçeri bir grup atlı adam girdi, hepsi gençti ve 20lerini geçmemişti. Hepsinin başlarında şapkalar, bandanalar sarılıydı, deri çizmeler, siyah pantolonlar, deri yelekler ve gömlekler giymişlerdi. Bellerinde uzun palalar, hançerler taşıyorlardı. Hepsinin başında ise gemi kaptanlarına özgü şapkası ve ceketiyle bir adam duruyordu. Saçları uzun ve rastalıydı, boncuklarla süslenmişti ve bir kırmızı bandanayla geriye tutturulmuştu.
Yüzünde sevecen ve muzip bir sırıtışla atından aşağı atladı ve Kelebek'in pelerin sandığı renkli papağan kanatlarını titreterek gerindi; kanatlar daha sonra yok oldu. "Evet, beni tanı diye bayrak yerine onları taşıyordum. Gerçekten ağırlar biliyor musun Kelebek?" diyip kıkırdadı; sesi yeni olgunlaşmaya başlamış bir genç adamın sesi gibiydi ve gülümsemesi çok tatlıydı.

"Hoşgeldin J." dedi Kelebek, elini uzatarak. Genç adam kibarca kadının elini tutarak dudaklarına götürüp ufak bir öpücük kondurdu.

"Hoşbulduk leydim!" adam kıkırdayarak doğruldu.

Güney-Batı Şehri'nin lideriydi J. Roger. Deniz ticaretinin kalbinin attığı kentti orası, balıkçılığın en yaygın geçim kaynağı olduğu, sürekli tropikal bir havanın estiği, deniz kokusunun eskisk olmadığı neşeli tavernalar, paralı askerler ve çoğunlukla kanun kaçaklarının bulunduğu bir kent. J. en genç liderlerden biriydi ve lideri olduğu kent de onun gibi kıpır kıpır ve düzensizdi. Yine de herhangi bir tehlike arzetmiyordu; genç görünmesine rağmen otoriter bir liderdi.

Omzundaki papağan korkunç bir sesle J.'in dediklerini tekrarlarken, J. kafifçe gagasını okşadı hayvanın. Bir eli belindeki papağan işlemeli paladaydı (palanın bıçak kısmını papağanın kuyduğu oluşturuyordu.). Adamları da atlardan inerek etları seyislere teslim etti, eşyaları atlardan indirerek kalede ayrılan odalara taşımaya başladılar. Bu eşyaların arasında çok güzel işlemeli kutular, üstü örtülü hediyeler ve J.'in yetenekli olduğu üflemeli çalgılar vardı. Genç adamın bakışları avluda geziyor, bir bir çevresindeki kadınları süzüyordu. Güzel gülümsemesi çoğunu etkisi altına almıştı bile.

Yemek salonuna girdiklerinde, içerisi kandillerle aydınlatılmış, en güzel tütsülerle hava güzelleştirilmiş, masalar yemeklerle donatılmıştı. J.'in adamlarından bir kaçı Kelebek'in çalgıcılarını kovmuş, kendi müzikleri kalenin hollerinde yankılanmaya başlamıştı. Taverna müzikleriydi bunlar ve Kelebek kıkırdadı. Morrigan ve öğrencileri de masadaydı ancak Morrigan her zaman olduğu gibi buz gibi oturuyordu.

Nazik şarap kadehlerinin yerini bu gece büyük bira maşrapaları almıştı. J.'in adamları büyük bir gürültüyle muhabbet edip eğleniyor, Morrigan ve öğrencileri rahatsız bir biçimde yerlerinde kıpırdanıp duruyorlardı. En sonunda Morrigan kafasıyla onayladı ve öğrencileri de J.'in adamlarıyla eğlenceye katıldı. Çiftler oluştu, danslar edildi. Çok geçmeden J. müziği susturdu.

"Çok sevgili ev sahibelerim, Leydi Morrigan, sizi tekrar görmek çok güzel. Ve, siz sevgili bayanlar daima hediyelere bayıldığınız için benim sizi hediyesiz bırakmam çok büyük aptallık olurdu." Parmağını şıklattı ve üç büyük işlemeli kutu geldi. İlki Morrigan'a, ikincisi CamaeL'e, sonuncusu da Kelebek'eydi.

Morrigan kutuyu açtı ve gözleri parladı; gümüş ince işlemelerle süslenmiş, kocaman, yumruk büyüklüğünde incilerle bezenmiş bir saç tokasıydı bu. Morrigan sessizce teşekkür ederek tokayı saçlarına iliştirdi; kıyafetlerinin beyazlığıyla bir uyum içerisindeydi.

"Güney-Batı'nın en özenle aranıp bulunmuş, en eşsiz incileridir onlar, Leydi Morrigan. Kuzgun kara saçlarınızla oluşturduğu o muhteşem kontrastla, simsiyah gecede yolumuzu aydınlatan dolunay gibi, yol gösteren Kuzey Yıldızı gibisiniz!"

Morrigan'ın yanakları hafifçe kızardı ama elini genç adama doğtu sallayarak rahatsız bir hareket yaptı.

Gülüşmelerden sonra CamaeL sessizce kutuyu araladı. Bir el aynası bir de saç fırçası çıktı kutudan; gümüş ve altın işlemeli, sedef kaplamalıydı bunlar. Üzerlerine melek kanatları işlenmişti ince ince ve CamaeL'in sembolü olan Ankh'ı içeriyordu her biri.

"Güney-Batı sahillerinin en yetenekli kakmacılarının eseri, Leydi CamaeL, her bir fırça darbesiyle deniz dalgalarından ipek olsun saçlarınız, aynaya her baktığınızda, denizin suyu gibi berrak bir gülümseme olsun suratınızda." diye devam etti J. suratında aynı gülümsemeyle.

CamaeL gülümseyerek hediyelerini kutusuna geri koydu ve tüm gözler Kelebek'e çevrildi.

Kelebek kutuyu açtığında kırmızı bir ışık yüzüne vurdu. El yordamıyla kutunun içinden çıkardı hediyesini; bu bir rüya kapanıydı. Elastik ince ağaç dallrından bir çembere gerilmiş, parıl parıl ipliklerle örülmüştü. Ahşap çemberden aşağıya turuncu yeşil tüyler, boncuklar, deniz kabukları ve inciler sallanıyordu. Ama herkesin gözünü alan şey, yumurta büyüklüğündeki kırmızı taştı. Tümışığı yansıtıyor, bir saniye sonra tüm ışığı yutuyordu. Ahşaptan bir çerçeve içindeydi ve ahşap çemberin hemen altında yavaşça sallanıyordu.

"Kabuslar asla size gelmesin Leydi Kelebek, en güzel uykular sizin olsun. Gece karanlığında kırmızı taşın ışığı sizi korusun, en rahatsız aydınlıkta ise tüm ışığı soğursun. Sayısız gezilerimin birinde, adaların yerlilerinin bir armağanı idi bu. Ancak benim gibi bir gezginden çok, sizin gibi bir cadının işine yarar diye düşündüm."

Kelebek gülümseyerek rüya kapanını kutuya geri yerleştirdi. "Bu çok güzel J. Teşekkür ederim." dedi ve ayağa kalkarak adamın yanağına ufak bir öpücük kondurdu. Belki de ilk defa J.'in yanaklarının kızardığına şahit oldu adamları. Adam kekeleyerek önemli olmadığını belirtti.

Kahkahalar, gülüşmeler, sohbet ve müzik eşliğinde bütün gece sürdü eğlence. En sonunda herkes odasına çekildiğinde Kelebek yeni hediyesini yatağının başucuna astı. Komidininin çekmecesinden, üstadının ona verdiği kitabı aldı, yapraklarını bir bir çevirerek sevgi dolu gözlerle süzdü her bir kelimeyi.

Yavaşça yorganına kıvrılıp güzel rüyalar dilerken kendi kendine, dışarıdan gülüşmeler ulaşıyordu kulağına. Yüzünde bir gülümsemeyle uykuya daldı kraliçe.

~ Rose

Hans Zimmer - Up is Down

No comments: