Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, November 11, 2009

Değişim.

Kelebek'i rahatsız uykusundan uyandıran şey, kağının önünde duyduğu zincir şakırtılarıydı. Kapısı tıklanmadan önce CamaeL'in onu ziyarete geldiğini farketmişti.

"Gel," diyebildi sadece, bir yandan ayılmaya uğraşıp kafasını kaşırken. Yatağın perdesini aralayıp terliklerini giydi, üzerine sabahlığını geçirdi.

"Uyuyor muydun? Rahatsız etmiyorum umarım?"

"Yok, gel. Uyanmıştım zaten, iyi oldu." Kelebek, kızın elinde iki kupa sıcak çay olduğunu fark etti. Çekmecelerden birine uzanıp bir kutu kurabiye çıkarıp masaya koydu ve rahat kadife kaplı koltuğuna yerleşip, karşısındaki koltuğu işaret etti. "Gel, otur."

Camy kupanın birini onun önüne koydu, sonra o da yerine yerleşip kupayı avuçlarının arasına aldı. "Aslında iyi olup olmadığını kontrol etmek için gelmiştim." dedi çekingen bir tavırla.

"Gerek yok ki buna, seni endişelendiren ne?" çayından bir yudum aldı.

"Umm. . . Seni daha önce aşıkken gördüm, evet o aralar hiçbir şeyi kolaylaştırmıyordum seni, ama o sarışını kaybettiğinde neler yaptığını görecek kadar yanındaydım ve seni durduracak kadar da güçlüydüm. Etrafa ve kendine çok zarar veriyordun; bilhassa kendine. Toparlanana kadar yıllar geçti ve seni kendine zarar vermekten vazgeçirmek zordu, vazgeçtiğinde de çok geçti zaten."

"..." Kelebek sessizce kızı dinlemeye devam etti.

"Bugün Düş'e geri döndüğünde kaledeki herkes bir katliama hazırdı, aslında hepimizin kafasını koparıp kalenin hendeklerini kanla dolduracağın üzerine bahislere bile girenler oldu. ÜStelik bu sefer seni durduramayacak kadar da güçsüzüm. Bir kısım ise intihar edeceğin ihtimali üzerinde duruyordu, ki odanda bu hançeri buldum daha sonra. Ama, yokluğunu fark etmediğine göre böyle bir şey yok aklında."

"Evet, yok."

"Seni anlayamıyorum artık. Bugün geldin ve hiçbir şey olmamış gibi odana girip işlerinle ilgilendin. Korkuyorum ve bu beni endişelendiriyor."

Kelebek bir kahkaha patlattı. "Ah, hepinizin kafasını koparıp hendekleri kan doldurmak fikri çok iyiymiş, üstelik adıma yaraşır bir hareket olurmuş ama hmm. . . Gereksiz. Kendimi öldürmek? Aptalca."

Camy'nin gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Kısa zamanda böyle bir değişim çok garip gelmişti ona.

"İçimde garip bir huzur var Camy, ne yapmam gerektiğini biliyorum artık sanırım. Sanırım kendime bir amaç buldum. Daha önce algılayamadığım şeyler şu an o kadar açık ve net ki. . . "

"Nedir...?"

"Açıklaması zor. Gerçekten, yapabilsem yapardım. Ama şu son bir kaç dönemde, yaptığım yolculuklar, S'arrus'un bana gösterdikleri, okuduğum kitaplar. . . Hepsi bana çok iyi geldi. Yakında belki bir yolculuğa daha çıkacağım. Daha nereye ve ne için gideceğimi bilmiyorum ama biliyorum yollara tekrar düşmem gerektiğini. Ve bunun için Leviathan'a gideceğim önce Pullus'u almak için."

"Anlıyorum."

Fincanlar boşalmıştı, ikisi uzunca bir süre konuşmuşlardı. En sonunda Camy, fincanları alıp ayağa kalktı. "Artık işlere geri dönsem iyi olacak."

"İyi olduğunu görmek güzel."

"Senin de." Camy gülümsedi ve yavaşça odayı terk etti.

Kelebek kurabiye kutusunu yerine koydu, terasa çıktı. Hava serindi, gökyüzü bulutluydu ama içini üşüten başka bir şey vardı. Hissettiğinin ne olduğunu anlayamadı. Gözleri güneye uzanan ufka takıldı ve en iyi dileklerini fısıldadı rüzgara. Korkuluklara tüneyip boylu boyunca uzandı taşların üzerine.

Gökyüzü güzeldi. Deniz güzeldi. Karla kaplı Düş güzeldi. Kendisini kötü hissetmesi için bir neden yoktu.

Gülümsedi.

~ Rose

Rob Lane - Merlin Soundtrack

No comments: