Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Saturday, October 17, 2009

S'arrus'u Arayış - Ölüm

Gözlerini araladığında sabah olmuştu. Rahatsızca kıpırdanıp yattığı yerden doğruldu. Ne olmuştu? Etrafına bakındı; siyah ayna yerde duruyordu. Hatırladı. Bir anda, gitmesi gereken yol canlandı gözünde tekrar. Uzun yolculuk. Upuzun.

Ayağa kalktı, çantasından kalın ve uzun bir kumaş çıkardı. Aynaya dokunmamaya çalışarak kumaşa sardı kat kat onu. Kucakladı, kanatlarını açıp Düş'e doğru yol aldı.

***
Düş'e vardığında başka bir günün başka bir gecesiydi artık. Bahar iyice kendini göstermiş, çiçekler yeşermişti. Soluklanmak için avluya indi, aynayı yere dayadı. Ne yapması gerektiğini biliyordu. Bir eliyle aynayı taşıyarak odasına çıktı.

Odası, bıraktığı gibiydi. Hiçbir şey değişmemişti ve tertemizdi. Gülümsedi. Aynayı yatağın kenarına dayadı ve üzerine o dönünceye kadar buna dokunulmamasını belirten bir not bıraktı. Temiz giysiler giydi. Yatağında dinlendi. Baltasını bileyiledi ve sapını sıkıca tutarak geniş terasa ilerledi. Arkasında yere düşen bir kaç tüy bırakıp, güneye doğru gitti.

***
Uzun yolu boyunca pek çok kez aralar verdi. Her yorulduğunda farklı bir mevsim yaşayan, farklı yiyecekler yiyen, farklı karakteristikleri olan, farklı bir köyde kaldı. Hep misafirperverlikle karşılandı, ağırlandı. Garipti. Ama yine de hoşuna gitti bu Kelebek'in.

Okyanusu ve son kıtayı geçip de, karları gördüğünde, yolculuğunun sonuna geldiğini anladı Kelebek.

***
Karda attığı her adımda, ayağının altında sıkışan kartaneleri çatırdıyor, soğuk tenini yakıyor, beyaz mekan gözlerini alıyordu. Büyülenmiş gibiydi ama. Etrafındaki güzelliği izlemekten bir an ne için orada olduğunu unuttu kadın. Bir an tökezleyip nerede durduğunu fark ettiğinde, her şey kafasına dank etti.

Siyah ayna'da gördüğü yer, evet. Önündeki simsiyah kapı dağıldı birden bire, sis oldu, gitti. Baltasına sıkı sıkı sarıldı kasın içeri adım atarken. Daha ne olduğunu anlamadan kapı bir andakapandı ardından, ve ne yaparsa yapsın, oynamadı yerinden. Kelebek iç çekti; anlaşılan farkedilmişti geldiği.

Yürümeye başladı binanın içinde. Bir şeyler hissediyordu, ve yürüdükçe garip bir boğukluk hissi kapladı içini. Sanki. . . Çebmerler çiziyordu, buradan daha önce geçmemiş miydi? Yok, orası değildi sanırım. Çıkmaz sokak? Bu bir şaka olmalıydı.

Kaç saat boyunca yürüdü, kaç saat boyunca aradı bilmiyordu. Soluk almak her geçen saniye zorlaşıyor, ayakta durmak için daha fazla bir çaba harcıyordu. Evet, belki ölemezdi, buna inanıyordu en azından, ama bu yerin gücü her neydiyse, çok çabuk tüketiyordu onu; belki yenilenme hızından da hızlı.

Olduğu yere çöktü, baltasını yere bıraktı. Saçlarını kavradı şakaklarından, bilincini korumaya çalışırken çekiştirdi saçlarını; acı hissederse belki kendini tutabilirdi çünkü.

O an dayanamadı. Acı dolu bir çığlık ciğerlerinden koptu ve bu garip binada yankılandı, Kelebek'in son sözleri olarak.

"Yüzünü göster S'arrus! Buraya kadar geldim. . . Yüzünü göster artık!"

~ Rose

Stream of Passion - Wherever You Are

Devamı:

S'arrus bir sis gibi dolaştı Kelebeğin etrafında. Bir kaç metre önünde cisimleşti. "Hmm, demek bu kadar dayandın?" dedi hafif küçümser bir sesle.



"Yolumu bulamıyorum." dedi kadın, gözleri sımsıkı kapalı, zihnini uyanık tutmaya çalışırken. "Yoruldum. Çok yorgunum. O kadar uzun zamandır yoldayım ki, bilmiyorum. Artık bilmiyorum. Bitmesini istiyorum sadece. Bir yere varmak istiyorum."



“Varmak istediğin yerde neresi? Bu kadar uzun yürüyüp hala varmadıysan bir gariplik yok mudur, Kelebek?"



“Seni bulmaya çalışıyorum. Ama nereye gidersem gideyim, yoksun." Avuçlarını yüzüne bastırıp tırnaklarını kafa derisine geçirdi acıyla. "Artık seni bulmak istiyorum, içimdeki açlık beni yakıyor, yol göstermeni istiyorum bana. Daha ne kadar yol gitmeliyim seni bulmak için? Daha kaç yıl aramalıyım seni?"



"Sadece iki gün oldu Kelebek, sen yola çıkalı."



Kadın şaşkınlıkla kafasını kaldırıp gözlerini açtı. "İki gün mü?"



“Bir gün ve Yirmi ile üç saat."



“İki kereden fazla gördüm gün batımını. Mevsimlerin değiştiğini gördüm, hayır. Gerçek değil söylediğin." Sendeleyerek ayağa kalkmaya çalıştı kadın. "Daha uzun. . . Daha uzun. . . Hissettim."



Sen sadece hissetmek istediğini hissettin. Sen sadece benim hissetmeni istediğimi hissettin. İstediğini seç, acısı aynıdır."



O zaman gene elimde bir parça gereksiz eşya, kıtanın öbür ucuna yolculuk mu edeceğim?" dedi Kelebek yorgun bir sesle. "Burada durmak acı veriyor bana, ne olacaksa olsun artık."



“Gitmek mi istiyorsun?"



Şu bilinmezliğin geçmesini istiyorum sadece. Bitti mi? Devam mı edeceğim yoksa? En sonunda seninle kalabilecek miyim? Yoksa gene sisi gibi dağılıp terk mi edeceksin beni? Eğer bu sonsa, en sonunda artık seninleysem, nerede olduğumun bir önemi yok."



S'arrus'un yüzündeki ifade değişti. Duygusuz bir ifadeydi artık yüzündeki. Bu sırada gölgelerden bir adam daha çıktı. Bembeyaz giyinmişti ve gözleri ve saçları da bembeyazdı. Yüzü hafif inceydi, sert bakışlı ve asil yürüyüşlüydü. Çok eski bir lehçesi vardı bu dili kullanmakta. S'arrus ile bir süre bilinmez bir dilde konuştular. Sonra Sifaus elini kaldırdı ve ortamı soğuttu. Sular dondu ve buzlar sertleşti. Ancak taze bir hava doldurdu odayı. S'arrus Kelebeğe yaklaştı. İki parmağını Kelebeğin çenesinin altına hafifçe değdirdi. Garip, çatlak bir sesle "Ayağa kalk" dedi.



Kadın hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve hafifçe gözlerini kuşkulu bir ifadeyle kısarak ikisini de süzdü. Neler oluyordu?



S'arrus uzun bir süre Kelebeğin yüzüne baktı. Sifaus arkasını dönmüş ve bir kitap almış okuyordu. Ancak bir gözü kardeşindeydi. "O seni kendi haline bırakmak istiyor, tam anlamıyla. Ben ise kafese sokmak, tam anlamıyla." dedi kızın aklından geçenleri okur gibi.



Hangisi olacak peki?" dedi Kelebek dikkatlice adama bakarak. Kararsızca bir elini kaldırdı, yine çekinerek adamın göğsüne koydu elini, sanki sise dönüşüp kaybolmasını bekler gibi.



S'arrus kadının elini hissettiğinde, ölü damarlarından kan aktı sanki. "Sen ne dilerdin?" dedi tehditkâr bir sesle, kendini pek kontrol edemiyordu.



Kadın gülümsedi, adama yanaştı, gözlerini kapadı ve bu sefer yanağını yasladı adamın göğsüne. "Yanında kaldığım sürece, hangisi olduğu önemli değil."



Kolları ile sıkı sıkı sarıldı kadına, kendine çekti onu.



“O zaman, yolun sonu burası mı?" diye sordu kadın, kollarını adama sararken. Bir an için kalp atışlarının odada yankılanacağı fikrine kapıldı kadın.



Aklını okur gibi, "Kalp atışların kulaklarımda yankılanıyor, burası olduğunu düşünüyorsan burasıdır." dedi ve kadının ona çok yakın olan yüzüne baktı.



“O zaman öyledir." Kadının yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.



Kısaca öptü kadını. Sonra geri çekildi. Korkusu yoktu ama yine de kendini kaybetmişti. Uzun zamandır olmayan bir şey olmuştu onun içinde.



Kelebek gözlerini kırpıştırdı şaşkınlıkla. Sonra gülümseyerek baktı geri çekilen adama. Hiçbir şey söylemeden, daha sıkı sarıldı bu sefer.



S'arrus bir an korkuyla doldu. Kadının daha da sıkı sarılmasıyla daha büyük bir korkuya dönüştü içindeki fırtınalar. Ancak sustu.



Yüzü, acı çekiyormuş gibi buruşmuştu.



Adamın tepkisini fark eden kadın, bir kaç adım geri çekilerek ellerini arkasında kavuşturdu ve başını yana eğdi. "Özür dilerim." dedi adamdan uzağa bakarak.



Kadından uzaklaştı S'arrus. Sise dönüşüp gizli kentin derinlerine ilerledi. Yok etmek istedi kendini ancak imkansızdı bu. İçindeki savaş...



Sifaus kitabı bırakarak kadının yanına yürümeye başladı.



Kelebek sessizce bir kenara oturdu. Kafasını hafifçe kaldırıp merakla ona doğru yürüyen adama baktı.



Nasılsın?" dedi adam. Nefesi buz gibiydi sesi gibi.



İyi. Yorgun. Galiba bir de kafası karışık. Genel olarak iyi ama." dedi sessizce.



"Hmm." dedi hafif bir tebessümle. "Ateş'in başına gelenleri hatırladı." dedi Sifaus kıza. "Korkuyor."



"Ateş?" Kelebek gözlerini kırpıştırdı. "Ne oldu ki?" S'arrus ve korkmak. Eh, bu yeni bir şeydi.



"Ateş... Sen onu Adramelech diye biliyordun sanırım." dedi kaşları çatık bir biçimde.



"Ah, evet." Kelebek güldü. "İroni."



"İroni?" dedi Sifaus. Kaşlarını kaldırmıştı bu sefer. "Ben göremedim sanırım." dedi.



Kadın gözlerini uzağa çevirdi. "Adra'nın başına gelenler S'arrus'u bile korkutacak kadar kötü hm?"



"Adramelech âşık olmuştu. Her şeyden çok sevdi ve şimdi nerede olduğunu tanrılar bilir. Kadın, onu öldürdü... Sayılır."



"Ve S'arrus bu yüzden kovalamamış mıydı Adra'yı?" dedi kadın gülümseyerek. Sonra başını eğdi. "Elimden bir şey gelmez sanırım." Ayağa kalktı. "S'arrus'u gerekirse dünyanın sonuna kadar kovalarım."



"S'arrus'da onu sevmişti. Ama sonra onun acı verdiğini görünce vazgeçti. Adramelech'in mutsuzluğunu görünce, aptallığı yüzünden ikisini de öldürmek istedi."



"Ve kendine kocaman bir duvar kurdu. Sen o duvarı kırıyordun az daha."



"Belki de kırmalıyım." dedi kadım gülümseyerek. "Belki de tüm yolculuğumun amacı budur."



"Onu seviyor musun?" dedi Sifaus. "Neyi kastettiğimi anladığını düşünüyorum" dedi küçümseyen ve hafifte şaka yaparmış gibi bir ses tonuyla.



Kelebek duraksadı. Ona yıllar gibi gelmiş yolculuğunu, yolculukta yaptıklarını düşündü. Hafifçe kafasını salladı. "Sanırım evet." dedi o rahat, alaycı sesiyle.



"Emin olmanı isteyecek." dedi Sifaus, çok kayıtsızdı olaya. "Korkuyor. Hem de çok. Kardeşimi üzersen, hiç bir şey yapmayacağım. S'arrus, Adra'ya anlatmaya çalıştığında Adra anlamadı. Yaptığım hiç bir şey işe yaramayacak o nedenle hiç bir şey yapmayacağım" dedi



"Tek korkan o değil." dedi Kelebek, bu sefer yüzünde acı bir gülümseme vardı.



"Bu hala insan olduğunu gösterir." dedi yüzünde çok daha acı bir gülümseme vardı.



"Elimden bir şey gelmez." dedi Kelebek omuz silkerek. "Çok az kararımdan pişmanlık duydum şimdiye kadar. Sanırım bu yolculuğa çıkmak, aldığım en isabetli karardı. Vardığım yerden mutluyum."



"Nereye vardığının farkında mısın ki?" dedi Sifaus şaşkın bir yüz ifadesiyle.



"Neresi olduğundan çok emin değilim. Ama hislerim bana doğru yerde olduğumu söylüyorlar. O halde, öyle olmalı."



"Sizler çok hızlı karar veriyorsunuz." dedi Sifaus. Ayağa kalktı. "İstediğin gibi yap ancak zor olacak. Çok zor." arkasını döndü ve büyük kütüphanenin karanlığında bir yerlerde kayboldu.



"Sabırsız olduğumu herkes biliyor. Ve evet, hareketlerimin sonucunu çok düşünmediğimde... Ne yapalım, Camy kalbimi söküp beni sınırlarda yaşamaya zorladığından beri, ilk defa bu kadar bütün ve iyi hissediyorum kendimi." Kollarını havaya kaldırıp gerindi. "Peki. . . Nereye kıvrılıp uyuyabilirim acaba. . ." diye mırıldandı kendi kendine.



Havası eskisi kadar sıkıcı ve boğucu değildi. Artık normal geliyordu burası. Hafif siyah bir sis vardı ortamda.



"Hmmm. . . ?" Kelebek başını yana eğdi etraf bakarken.



Bir kaç adım attıktan sonra gözüne bir kanepe çarptı; koyu renk ahşaptan oyulma, siyah deri kaplı bir kanepeydi bu. Kadın yaklaşıp sivri ve keskin hatlı süslemelere dokundu her bir kıvrıma hayranlıkla bakarken. Yavaşça uzandı kanepeye. Ne kadar yorgun olduğunun farkına, başını koyduğunda farketti. Derin bir uykuya daldı yattığı gibi, nerede uyanacağını bilmeden.

No comments: