Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, October 13, 2009

S'arrus'u Arayış - Meydan Okumalar/ S'arrus'u Arayış - Açlık

Adramelech'in yoğun isteği üzerine, iki bölüm birden kuşağı. . .
***



Soğuktu. Teninde hissediyordu soğuğu. Gözlerini araladı; bembeyaz bir yerdi burası; sadece yer değil, gök ve hatta soluduğu hava bile bembeyazdı. Garipsedi.

"Bu 'gözlerini başka yerde açmak' tribi beni sıkmaya başladı." diye homurdandı yerden kalkarken. Üzerinde dar, koyu kırmızı bir elbise vardı; bembeyaz zeminin üzerinde bir kan damlasına benziyordu. Etrafına bakındı.

Bembeyazdı evet. . . Yansıyacak hiçbir renk yoktu ancak karanlık değildi. . . Gözlerini kaldırdı ve etrafı aydınlatan şeye baktı. Parıl parıl parlayan bir ışık topu? Işıl ışıl. . . Ama insan boyunda? Hareket ediyordu. Adım adım uzaklaşıyordu Kelebek'den.

"Bekle!" diye seslendi arkasından ve koşmaya başladı. Ancak ışık ne durdu ne de yavaşladı. Aksine, Kelebek ne kadar hızlı koşarsa, ışık da o kadar büyük bir hızla ondan uzaklaşıyordu. Nefes nefese kalıncaya kadar koştu, ama yetişemedi. Ne kadar seslendiyse de fayda etmedi. En sonunda, sadece takip etmenin en doğru seçenek olduğunu kabullendi.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordu en sonunda.

"Doğru soruları sorduğunda cevaplarını alacaksın." dedi bir kadının sesi. Aynı anda tüm dillerde, tüm ses tonlarında konuşuyordu sanki.

"Beni nereye götürüyorsun?"

". . . Karşı tarafa."

"Kar-" Kelebek bir anda adımını boşluğa attığını fark etti; onu destekleyen bir kara parçası yoktu artık. Işık ise, sanki hala yolda yürüyormuşçasına adımlar atıyor, ilerlemeye devam ediyordu. Bulutların arasında kayboldu bir süre sonra.

Düşüyordu.

İlk denediği şey homurdanarak kanatlarına yüklenmek oldu. Ama kanatlarını hissetmiyordu.

"Kanatlarım?! yoklar?!" Panikledi. Daha önce bu kadar paniklediğini hatırlamıyordu; büyük bir hızla düşüyordu, kurtulmasını sağlayabilecek en ufak bir şey yoktu ve sadece. . . düşüyordu?!

Ancak yer görünmüyordu. Sadece, derin, korkunç ve kabus gibi bir düşme hissi vardı kalbini hızla attıran. Her an yeri görme korkusu sarmıştı tüm bedenini.

Ama neden hala yer görünmemişti?

"Pekala, sıkıldım." dedi yüksek sesle. "Eğer sonum gerçekten ölümse hazırım. Ama sonsuza kadar düşmek beni korkutuyor."

Hala düşüyordu.

"Yeter!!!" diye bir çığlık attı, gözleri dolmuştu, sinirleri boşaldı.

Yer hala görünmemişti.

Hiçbir şeyin işe yaramadığını kabullenen Kelebek, yapabileceği en son şey yaptı; tüm zihnini boşalttı. Kendini tüm düşüncelerden arındırdı, hiç bir his, hiç bir duygu kalmayana kadar, bulunduğu yerin beyazlığı beynini kaplayana kadar

"Artık karşıdasın." Işık karşısında duruyor, ve yine yürüyordu. Kelebek, ayaklarının yere bastığını fark etti. Artık adımlarını daha dikkatli atarak takip ediyordu ışığı. Garip bir şekilde ışık solmuştu. Hatlarını seçebiliyordu.

Kocaman, metal bir taç vardı havada duran, bir de yerde sürünen beyaz etekleri görebiliyordu.
Sessizce takip etti.

***



Tüm sesler bir anda yankılandı gene Kelebek'in kulaklarında.

"Yüzleş."

Ne olduğunu anlamadan, Kelebek kendini simsiyah bir karanlığın içinde buldu.

"Şimdi ne v-" Kelimeleri yarım kaldı.

"Merhaba, Kelebek."
Bu ses, bu gülümseme, bu yüz. . .

"Sen. . ." Kelebek'in elleri titremeye başladı, gözleri anlamsızca yaşlarla doldu. "Sen. . . ölmüştün. . ."

"Evet." dedi sarışın uzun boylu adam. Öldüğü günkü gibi kotu ve üzerine bol gelen montunu giyiyordu. Boynunda ise, Kelebek'in ona hediye ettiği atkısı dolanmıştı.

"O zaman. . . Ben de mi öldüm?"

"Bilmem?"

"Tıpkı eskisi gibi, sesin az çıkıyor. Ama huzurluydun sen en sonunda. . . Ben de. Gitmiştin sen, unutmuştum seni!" Ağzında bir kan tadı hissetti. Dokundu; evet, kendi kanıydı. Başını eğdiğinde, kan kırmızısı giysinin kendi kanıyla yapış yapış olduğunu gördü. Gayrı ihtiyari eli kalbine gitti; evet, kanayan oydu. "Nasıl . . ."

"Beni özledin mi?"

"Hem de nasıl. . .Her gün, her saniye bir ömür gibi geldi bana. Ben-" sözü öksürüklerle kesildi. Kan kusuyordu.

"Hep benimle kalmak ister misin, sevgilim?"

"Ben. . ." Gözleri kararıyordu. Ona uzanan, o çok sevdiği beyaz elleri gördü.

"Gel, gidelim." dedi onun tatlı sesi. "Ellerini ver bana."

Nefesi soluklaştı. Ah, gitmeyi nasıl da istiyordu! Aşık olduğu adam, uğruna her şeyi göze aldığı adam. . . Ve sonsuzluk. Asla bitmeyen o ölmeyenlik acısının bitişi. O ana kadar dua ettiği her şey.

Elini kaldırdı.

"Gel hadi, gidelim sevgilim."

Bir hıçkırık sesi yükseldi Kelebekten; ağlıyordu. Ve her şey yıldırım hızıyla oldu.

"Beni affet." Bir ok gibi ayağa fırladı, eli onun boynunu kavrarken, kendini savurarak arkasına geçti. Kolları ona sarıldı ve bir kemik kırılma sesi duyuldu derin karanlıkta. Sarışın adamın gülümsemesi hala yüzünde yere yıkılırken Kelebek göz yaşlarını sildi. "Artık beraber olamayız. Artık sana ait değilim."

Tüm siyahlık yok oldu. Yeniden beyazlıklar içerisindeydi şimdi. Yorgundu, kan kaybetmişti, soğuktan donuyordu. Ama Işık oradaydı, ve fark etti ki, bu aslında bir kadındı. Gariptir, artık yürümüyordu.

"Yolun sonuna geldin." dedi kadın. Bembeyaz elbiseler içinde, uzun bembeyaz saçlara sahip, ışıklar saçan bembeyaz gözlerle bakan, ışığın kendisi olan bir kadındı. Metalden tasının etrafında ışık topları dönüyor, elinde ise ahşam bir kutu tutuyordu.

"Ne oldu şimdi, ben anlamadım hiçbir şey."

"Ben senin ruh rehberinim." dedi kadın. "Aradığın cevapları bulabilmen için, seni test ettim. Ne kadar ileri gideceğini görmeliydim. Önce en büyük korkunla yüzleştin, sonra da kapanmamış yaranla."

"Evet evet. Sonra?"

Kadın rahatsızca kıpırdandı.
"Artık bu senin." dedi kutuyu uzatarak. "Sorularına cevap olacak, bulmak istediğine bir yön gösterecek sana."

Tek kaşını kaldırıp şüpheyle baktı Kelebek. Kutuyu aldı, yavaşça araladı. "Bu da nedir?" dedi kaşlarını çatarak. Kadife kumaşların içinde şimsiyah bir parça ayna vardı. Kutunun üzerine ise garip işaretler kazınmıştı.

"Bulmak için, görmelisin." dedi kadın Kelebek'e bakarak ve kutuyu işaret etti.

Kelebek derin bir nefes aldı, yavaşça siyah ayna parçasını eline aldı. "Bulmak için görmeliyim evet. Hm , aynı zamanda bulmak için sizin saçma sapan meydan okumalarınızı geçmeliyim. Tatmak istemediğim duyguları tadayım, dayanamadığım acıları tekrar yaşayayım. Ve bunların hepsi bir parça kırık ayna, ve sizin şifreli sözleriniz için olsun?"

Işığın yaratığı allak bullak bir yüz ifadesiyle baktı Kelebek'e.

"Ama hayır. Çektiğim acının karşılığında daha fazlasını hak ediyorum."

Kelebek, kadının üzerine yürüdü. Işık ise gülümseyerek cevap verdi; ta ki bir şeyi fark edene kadar; bulundukları mekanın kontrolünü kaybetmişti.

"Ah, şimdi biraz da senden bahsedelim ışık topu." Kelebek adım adım ışığı sönmüş olan kadına yaklaştı. O her bir adım atışında kadın geriliyordu. Ve sonra bir yere çarpıp durdu.

"Sürpriz." diye fısıldadı Kelebek, ayna kadının boğazını deşmeden önce. Bembeyaz bir yerin ortasında, kan kırmızı bir lekeydiler artık. Kadının kanla kaplı dudaklarını öptü yavaşça. "İyi uykular."

Ve sonra boğazından aşağı akan sıcak sıvıyı hissetti. Artık üşümüyordu.

***

This hunger, burns deep inside me.

~ Rose

Apocalyptica - Path


i want to live in fire
with all the taste i desire
it's all good if you let me dive
with some sharks on the ground

you lose your routine
you lose your routine
cause i found my path

(chorus)
what the hell are you trying
now i know there is something more
what happened to you
still staying on my path
are you still denying
now i know there is something more
that this is the truth

it's all in you

what do you came for; what did you expect to find
what do you life for; what did you expect to find (x3)

so boundless i feel
and boundless all my fears
stop running back to old times

you lose your routine...
cause i found my path


Adramalech'den bunun üzerine; http://thedesertempire.blogspot.com/2009/10/kahkahalar.html


No comments: