Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Sunday, October 11, 2009

S'arrus'u Arayış - Arayış

Pullus bir anda durdu. Ağzından köpükler saçıyordu ve ter damlaları iyice belirgin hale gelmişti aygırın parlak tüyleri üzerinde. Onu daha fazla hareket ettiremeyeceğini anlayan Kelebek, yavaşça atın üzerinden aşağı süzüldü. Normalde atlar yorgunluklarını hissedemezlerdi ama, Pullus'u farklı kılan ve ona kanının ısınmasını sağlayan en büyük etkenlerden biriydi bu; at, sınırlarını biliyordu.

Yolculuğa çıkalı bir ay olmuştu. Onlarca köy ve kasaba gezmiş, normal bir insanın bir ayda kat edebileceğinden daha fazla yol katetmişti. Gördüğü herkese sormuştu; neredeydi? Kimse görmemiş miydi? Hiçbir haber yok muydu? En ufak bir ses bile? Ona benzeyen biri dahi mi geçmemişti buradan?

Umutsuzluğa kapıldı; öyle bir adamın köylerde dinlene dinlene yaya ya da atlı yolculuk yapıyor olmasını beklemek aptallıktı.

Atı yavaşça yanında yürüterek az ilerdeki ufak kasabaya gitti. Minicikti burası, ağıllardan buranın hayvancılıkla geçindiği belliydi. Güzdü, etraf bozkır kaplıydı. Köyün etrafını çevreleyen tepeler korunak sağlıyordu köye. Bu gece kalabilirdi, evet. Hem Pullus iyice dinlenir ve tekrar yola çıkmaya hazır hale gelirdi. Üstelik, handa etrafı soruşturabilirdi; kim bilir, belki birileri bir şeyler duymuştur. . . ya da görmüştür. En ufak bir his bile bir iz olabilirdi, değil mi?

Atı ahıra bağlayıp uzun burnunu okşadı. "Çok iyi iş çıkardın bugün. İyice dinlen. En pahalı en doyurucu yemlerden alacağım sana." Gülümsedi. Sonra içeri gitti.

Köy gibi ufacıktı han da. İçeridekiler muhtemelen her gün gelen köylülerdi. İçiyor, hayvanların ne kadar yavrulayacağından falan bahsediyorlardı. Pelerinine sıkıca sarınıp ilerledi. Adım atmasıyla beraber tüm gözler bir anlığına ona çevrildi. Umursamadan hancıya yaklaştı; kendisi için sıcak çorba, Pullus içinse yem istedi ve parasını ödedi. Hancı büyük bir mutlulukla parayı kabul etti, bir tas çorbayı Kelebek'e uzattıktan sonra atı doyurmak için ahıra yollandı.

Kelebek yavaşça çorbasını kaşıkladı, bir yandan etrafa göz gezdirerek. Hayır, herkes yerel halktandı. Bir şeyler bilse bilse hancı bilirdi. Sessizce adamın geri dönmesini bekledi.

"Hancı, ben birini arıyorum, bana yardımcı olabilecek birini biliyor musun?" diye sordu adamı yanına çağırarak, kısık bir sesle.

"Üzgünüm hanımım," dedi hancı üzgün bir sesle. "Buradan pek geçen olmaz. Buraya gelenler de ya hayvanlarla ilgilidir ya da tepedeki bilgeyi aramaya gelmiştir."

"Tepedeki bilge?"

"Evet, hanımım. Köyün kuzeyinden bir yol geçer, o yolu takip ederseniz, iki günlük yoldur tepeye. Tepenin en üst noktasında ufak bir kulübede yaşar o bilge. Derler ki herşeyi görür bilirmiş. Değişik değişik şeyleri karıştırır merhemler ilaçlar hazırlarmış. Rüyasında gördüğü her şey gerçek olurmuş. Belki, hanımım, size yardım edebilecek kişi odur?"

"Belki. Teşekkür ederim, bir oda ver bana."

Hancı bir anahtar uzattı. Kadın anahtarı sıkıca tutarak odaya çıktı ve kendini yatağa attı. Sabah erkenden yola çıkacaktı, evet. Eğer bu bilge bir düzenbaz değilse, gerçekten hakkında söylenenleri yapabiliyorsa, belki. . . belki ona yardım edebilirdi.

Belki. . .

~ Rose

Apocalyptica - Harmageddon

Devamı: Adramelech'den : http://thedesertempire.blogspot.com/2009/10/dream-within-dream.html

No comments: