Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Friday, September 18, 2009

Dreams.

Fırtına devam ediyordu. Saat daha çok fazla geçmemişti geceyarısını. CamaeL canı sıkkın bir biçimde Kelebek'in yanı başında oturuyordu. Kelebek'in yaraları garip bir çatırtı sesi çıkararak iyileşiyordu. Camy derin bir iç çekip ayağa kalktı. İleride bir ateş yakılmıştı ve insanlar etrafına oturmuş ısınıyorlardı.

Bir süre ateşi izledi. Garip şekiller çıkıyordu alevlerin arasından bu gece. Başını yana eğdi, karanlık bir an için yok oldu gözlerinde. Neden sonra silkinip kendine geldi.

Etrafı kolaçan etmek isteyen Camy, biraz da zaman geçirmek için istiyordu bunu, surlara doğru yürüdü. Surların dışındaki karanlık artık elle dokununca hissedilecek kadar katılaşmıştı. Garip bir korku vardı, bilinmeyenden dolayı. Ama Camy aldırmadı. Surlarda yürüyerek etrafa bakındı. Gece sessizdi. Kalenin pencerelerinin birinden garip bir şarkı yayılıyordu. Gözcü kulelerine tünemiş baykuşların sesi geceyi bölüyordu.

Bir an tüm sesler sustu. CamaeL yavaşça yüzünü karanlığa döndü. Boş gözlerle ona bakan boş gözleri gördü. Dev gibi dişlere sahip dev gibi bir ağız açlıkla üzerine atıldı. Asasını savurmaya fırsat bulamadan dişler, yaratğın yanında minicik kalan bedenine geçti. Karanlığa çekildi. Işığı karanlıkta yok oldu. Tüm kale dehşet içinde ayağa fırladı. Bulutlar aralandı. Ay ışığı geceyi aydınlattı.

"HAYIR!!!"

Kelebek, boğazı parçalanırcasına bir çığlık attı.

"Şşşş, geçti." dedi tatlı bir ses, kollarını onun boynuna dolayarak. "Hepsi geçti. Sadece bir kabus. " Hafif bir kıkırdama. "Hepsi geçti."

"Camy. . ."

"Uyu."

Kelebek, uykuya daldı.

~ Rose

Not: Bunlar zor zamanlar.

No comments: