Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Friday, September 25, 2009

Two of Cups.




O değil de;

Hoşgeldin.

~ Rose

Thursday, September 24, 2009

Gitme.


"Nerdeyim?"

"Yanımda. En güzel rüyalarının birinde."
Ama gözlerini açtığında sadece karanlık vardı.

"Ama seni hissedemiyorum."


"Buradayım, korkma."
Bir el eline uzandı.


"Seni çok özledim. Artık hiç gelmiyorsun bana."


"Çünkü bana ihtiyacın kalmadı, biliyorsun bunu."


Ufak dans adımları, karanlıkta görünmeyen yerlerde gezmeye başladı.


"Nasıl böyle söylersin, ihtiyacım var sana. . ."


"Bensizliği öğrenmiştin halbuki?"


"Ama yine de. . .Dur! Gitme!"

Elini uzattı.
Aynaydı bu dokunduğu.

"Gitme."

Friday, September 18, 2009

Dreams.

Fırtına devam ediyordu. Saat daha çok fazla geçmemişti geceyarısını. CamaeL canı sıkkın bir biçimde Kelebek'in yanı başında oturuyordu. Kelebek'in yaraları garip bir çatırtı sesi çıkararak iyileşiyordu. Camy derin bir iç çekip ayağa kalktı. İleride bir ateş yakılmıştı ve insanlar etrafına oturmuş ısınıyorlardı.

Bir süre ateşi izledi. Garip şekiller çıkıyordu alevlerin arasından bu gece. Başını yana eğdi, karanlık bir an için yok oldu gözlerinde. Neden sonra silkinip kendine geldi.

Etrafı kolaçan etmek isteyen Camy, biraz da zaman geçirmek için istiyordu bunu, surlara doğru yürüdü. Surların dışındaki karanlık artık elle dokununca hissedilecek kadar katılaşmıştı. Garip bir korku vardı, bilinmeyenden dolayı. Ama Camy aldırmadı. Surlarda yürüyerek etrafa bakındı. Gece sessizdi. Kalenin pencerelerinin birinden garip bir şarkı yayılıyordu. Gözcü kulelerine tünemiş baykuşların sesi geceyi bölüyordu.

Bir an tüm sesler sustu. CamaeL yavaşça yüzünü karanlığa döndü. Boş gözlerle ona bakan boş gözleri gördü. Dev gibi dişlere sahip dev gibi bir ağız açlıkla üzerine atıldı. Asasını savurmaya fırsat bulamadan dişler, yaratğın yanında minicik kalan bedenine geçti. Karanlığa çekildi. Işığı karanlıkta yok oldu. Tüm kale dehşet içinde ayağa fırladı. Bulutlar aralandı. Ay ışığı geceyi aydınlattı.

"HAYIR!!!"

Kelebek, boğazı parçalanırcasına bir çığlık attı.

"Şşşş, geçti." dedi tatlı bir ses, kollarını onun boynuna dolayarak. "Hepsi geçti. Sadece bir kabus. " Hafif bir kıkırdama. "Hepsi geçti."

"Camy. . ."

"Uyu."

Kelebek, uykuya daldı.

~ Rose

Not: Bunlar zor zamanlar.

Friday, September 11, 2009

SEL


" You can't control the Nature, you can only learn how to live with it. "

Kaç gündür televizyonu açmamıştım, göz bile atmamıştım, akşam yemeğinde dizilere şöyle bir bakmak dışında. Bu sabah kahvaltıyla beraber haberleri izledik annemle. Kanım dondu resmen sel haberlerini görünce.


Bu sel Felaket değil, Afet değil.


Katliam.


Belediye başkanları falan demiş ki; "SPREY KULLANMAYIN!"


Evet, zaten benim kullandığım sprey yüzünden oldu sel. Çok yağdığından oldu. Kusura bakmasın kimse, o sel yüzyıllar önce de vardı, o zaman bir sorun oluyor muydu? Sen su akışının önünü kesersen, yolunu kapatırsan suyun, o da seni alır götürür, kendi yolunu yapar. Akıntı ile savaşamazsın.


"KOMŞUNUZDA YATIN!"


Sizin yüzünüzden insanlar komşularına güvenemez oldu be, ne komşuda yatması? Kapıyı çaldığında kapının arkasından nüfus bilgilerini, kütüğünü öğrenmeden , milyon kilidi zinciri açmaz oldu insanlar. Siz daha af çıkarın, 15000 suçluyu salın bakalım ne olacak.


"DIŞARI ÇIKMAYIN, TOPLU TAŞIM ARAÇLARINI KULLANIN!"


Ki toplu mezar yapasınız değil mi? Karar verin, eve kapanmayıp pazara mı çıkalım? Yoksa dışarı çıkıp toplu taşıma mı kullanalım? Zaten damla düşünce eve kapanmamız lazım, kar yağsın eve kapanmamız lazım, şu olsun eve kapan bu olsun eve kapan. Önlem almayalım pahalı, rant eden yerleri yerleşime açmazsak cebimizi dolduramayız, en iyisi eve tıkalım milleti. Dayayalım diziyi önlerine, Bihterle Behlül'ün sevişmesini izlerken unutur giderler nasıl olsa. Ya da merak etsinler bu sefer ne felaket olacak başka bir dizide.


Bir başkası da gitmiş, dere yatağında sel olacak diye ağaçları kesmiş. İyi halt etmiş. Sonra erozyondu toprak kaybıydı. Sen kes ağaçları daha kes, nasıl durduracaksın o seli. Nasıl engelleyeceksin. Merakla bekliyorum televizyon karşısında.


Bu kadar yağmur yeni değil.
Antalya'da hep oluyor öyle yağmurlar, geçen sene daha Boğaçayı köprüsünü yıkan sel felaketi oldu ne yani? Can kaybı 1, o da boğa çayının üstünde yanlış yerde yanlış zamanda olan, romantizm yaşamaya çalışmış biri. Diyeceksiniz Antalya'yla İstanbul'u bir mi tutuyorsun? Tutuyorum ne var? Dereyatağı varsa var, Yağmur çoksa o da var, sizin kar tatiliniz varken bizim yağmur tatilimiz olurdu o derece var. Ama ben hiç okumadım 30-40 kişi ölmüş?

Doğayı kontrol etmeye çalışamazsınız. Drenajı engelleyip engelleyip üstüne bina yaptıktan sonra, suya geçit vermeyip akışı engelledikten sonra gidip "Sprey kullanmayın!" diye başkalarını suçlayamazsınız! Suçunuzu kabul edin; O gün o boğulanlar siz olmalıydınız!


Doğayı kontrol edemezsiniz, öğrenin şunu artık egosu yüksek insanoğulları! Miladdan önce insanlar doğaya tapıyorduysa, saygı gösteriyorduysa bir sebebi var! Sen doğadan üstün değilsin!
Onun işine karışırsan, o da sana bedelini böyle ağır ödetir.

Ölen yakınlarına baş sağlığı.


~ Rose

Tuesday, September 08, 2009

Tılsım's Betrayal.

Geceyarısı, gökyüzü artık görünmez olmuştu. Sadece yakılan kamp ateşlerinin etrafı görünüyordu. Pek çok savaşçı onların etrafına toplanmış, birbirlerine sokulmuş, zaman geçiriyorlardı. Sessizdi, garip bir şekilde sanki sesler varolmuyordu. Karanlık havayı kendine çekiyor, yoğun bir depresif dalga sarmalıyordu tüm kaleyi.

CamaeL üzerinde açık mavi sabahlığıyla terasta, korkulukların üzerine tünemiş duruyordu. Tüm zamanını zırhın içinde geçirmekten bedeni morluklarla dolmuş, kasları ağırlık yüzünden ağrımaya başlamıştı. Kelebek muhtemelen odasında olmalıydı; kitap okuyor veya içiyordu herhalde.


Kapı çaldığını fark ettiğinde çok geçmemiş olmasını diledi. Süzülerek kapıya gidip açtı.


"Ah, sen miydin?" dedi CamaeL gülümseyerek ve siyah saçlı cadıyı içeri buyur etti.

Kadın hiçbir şey söylemeden içeri girdi, şöminenin önünde durdu. Şöminenin alevleri cadının bakışlarıyla yeşil renge büründü.


"Umm, bir sorun mu var?" dedi CamaeL, kadına bir kadeh şarap ikram ederken. Kadın kadehi alıp, şöminenin kenarına dayandı.

"Gidiyorum." dedi kısa ve net bir şekilde.

Kadehini dudaklarından ayıran Camy, şaşkınlıkla kadına baktı. "Ama. . . ? Neden?"


"Düş. . .hayaller. . . Normalde renkli bir yer olması gerek burası, asla gerçek olamayacak, ama herkesin için için gerçek olmasını istediği şeyler dolu."
dedi alaycı bir ses tonuyla.


"Burasının adı o yüzden Düş, ve hayallerin varlığı için savaşıyoruz, Tılsım." dedi Camy kaşlarını çatarak.

"Evet, hayalleri gerçekleştirmek için savaşıyoruz. . . Gerçekleştiremediğimiz için daha çok karanlığa saplandığımız hayaller."

"Hayal kuramazsan kendinden fazlası olamazsın." Camy ayağa kalkıp kadehi masanın üzerine bıraktı.


Tılsım sakince CamaeL'e yaklaştı. Camy hareket edemediğini fark etti; cadının gözlerine kilitlenmişti. Cadının bir eli kadehini tutarken, öbürü CamaeL'in boğazını kavradı.


"Ama hayallere dalarsan asla uyanamazsın küçük kız."
Gülümsedi. CamaeL nefes almakta zorlanıyordu.


"Onu rahat bırak!
"Kızıl bir karaltı ikisinin arasına girerek ayırdı; CamaeL yere, dizlerinin üzerine düşerken, cadı sadece bir iki adım geri atarak durdu. Bir şıngırtı duyuldu; elindeki kadeh ani bir hareketle yere düşmüştü. "Eğer gideceksen git!"


"Gideceğim."
dedi cadı gülümseyerek, alaycı bakışını sürdürerek. "Sizin yerinizde olsam savaşı terk ederdim." Kapıya yöneldi. Çıkmadan durdu, arkasını dönmeden "Sarışının kalıp kalmayacağını bilemem." dedi. Karanlığa karıştı.


"Ne yaptığını sanıyor bu?!"
diyerek burnundan soludu Kelebek.


"Beni yalnız bırak." dedi Camy, başını kaldırmadan.

"Ama...?"

"GİT!!" diye haykırdı Camy.

"P..peki." Kelebek şaşkınlıkla odadan çıktı. Camy'nin hıçkırıklarının geceye karıştığını duyabiliyordu.

~ Rose


Not: Tılsım savaşı terk etti.

Friday, September 04, 2009

Heaven or Hell. . .

Bu Elessar için =)


The Dante's Inferno Test has banished you to the Seventh Level of Hell!
Here is how you matched up against all the levels:
LevelScore
Purgatory (Repenting Believers)Very Low
Level 1 - Limbo (Virtuous Non-Believers)Low
Level 2 (Lustful)High
Level 3 (Gluttonous)High
Level 4 (Prodigal and Avaricious)Moderate
Level 5 (Wrathful and Gloomy)High
Level 6 - The City of Dis (Heretics)Low
Level 7 (Violent)Very High
Level 8- the Malebolge (Fraudulent, Malicious, Panderers)High
Level 9 - Cocytus (Treacherous)Low

Take the Dante's Inferno Hell Test

Neden böyle çıktığım hakkında hiçbir fikrim yok =D

Thursday, September 03, 2009

Leviathan : Tılsım


Aslı için bir hediye gene =)

Adra'nın bloguna yaptığım ufak gezintiden sonra kafamda oluşan resim işte =)

Sevgiler

~ Rose