Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, August 26, 2009

Şablon Yükseltme

Merakıma şablon yükseltmeyi yaptım, ancak şansa bakın ki ShoutBox, Kenarlık resmi ve Lyrics of My Heart yokoldu. Onları da geri yüklemeye çalışacağım (gerçi bilmiyorum o resim nereye kayıtlıydı, bende değildi. Neyse).

Artık bir izleme butonumuz var =)

Sevgiler

~ Rose

not: Kelebek için bir resim yapıyorum, adı; "the Darkness inside of Me" . Bu aslen bir yarışma resmi olacak, her ne kadar Kelebek pek içimdeki karanlık olmasa da, genel imajı ona o havayı veriyor. Referanslarla falan çizdiğim bir şey. Bitince buraya da atarım.

not2: Planladığım bir blog layout'u var. Resimlerini çizebilirsem, güzel olacak.

Sunday, August 23, 2009

İnternetime Dokunma!

Leviathan ve Gord10'dan gördüm, aynen destekliyorum.


5posta yazarından bir FF/Twit:

Beyoğlu Belediyesi "Beyaz Bayraklı Temiz İnternet" sloganı ile kendi kafasına göre zararlı sitelere erişimi engellemiş. Ekşi Sözlük bu sitelerden biri. Artık mahkeme kararı da değil, keyfe göre, filtreyi koyanın normlarına göre giriliyor internete demek. Peki şöyle bir şey yapabilir miyiz?

İnternete sansürde parmağı, katkısı olan tüm kuruluşların IP adreslerini tespit edelim. Sonra kendi sitelerimizde, sunucularımızda yapacağımız ayarlarla bu kuruluşlardan sitelerimize gelebilecek her türlü trafiği bloke edelim.

Bu IP lerden gelen ziyaretçiler güzel ve anlamlı, grafikli bir mesaj sayfasına gelsin. O sayfada "İnternetin ne olduğunu henüz kavrayamadığınız için bu siteye giriş yapmanız sakıncalı görülmüş ve tarafımızdan engellenmiştir. Buradaki içeriğin sizin ahlak, politik ve dünya anlayışınıza ters düşmediğini düşünüyorsanız bize haber verin." gibi bir mesaj bulunduralım.

Bu teknik olarak mümkün. Zehir gibi webciler, grafikerler, reklamcılar var aramızda. Bir el atıversin herkes. Çok basit bir biçimde herkesin bunu kendi sunucusunda nasıl uygulayacağına dair bir de manual hazırlansın. Şu işi yapalım derim ben.

Beyoğlu Belediyesini Protesto Hareketinde en önemli avantaj: "Kim olduğun önemli değil, google da hakkında ne yazdığı önemli"- Üstte tartıştığımız yöntemi uygulayabilirsek ve bunu uygularken de medyadan biraz ilgi alırsak, Beyoğlu Belediyesi'ni, güzel bir sürpriz bekliyor.

Her şeyden önce bu protestoya destek veren blog yazarları bloglarında bu konuyu yazsınlar. Bu feedlerde tartıştığımız başlıkları ve blogpostları da Belediye ile paylaşalım, onlara kendilerini savunma hakkı verelim. Belediyenin verdiği/vermediği cevapları bloglarımızda ve FF de paylaşalım. Konuyu yazan tüm bloglar yazılarının sonunda veya içinde bu FF feedlerine ve diğer konuyu yazan bloglara link versinler.

Bu konuyu FF de ve bloglarda gündemde tuttuğumuz ve yazıları birbirine link vererek bağladığımız sürece Google arama sonuçlarında "Beyoğlu Belediyesi" diye yapılan aramalarda ilk 20-30 sonucu almamız çok kolay olacak. Bu sonuçlarda belediye sansürcü, çağdışı, antidemokratik anlayışı ile ön plana çıkacağından bu onlar için eksi bir PR puanı olarak ilelebet Google'a yazılı kalacak.

Wednesday, August 19, 2009

Battlestar Galactica - Frakkin' Awesome.



- BU YAZI AŞIRI DOZ SPOILER İÇERMEKTEDİR. SERİYİ İZLEMEYENLERİN OKUMAMASI ÖNEMLE RİCA OLUNUR.

Sanırım 2007'nin sonlarına doğru idi. Daha eski evdeydik, abim daha Aslı abla ile yeni yeni çıkmaya başlamışlar, her akşam beraber dizi film falan izlemeye başlamıştık. Ve sonra bir gün abim geldi dedi ki ; "Battlestar Galactica indirdim, beraber izleriz."

Bayram vakti öğrendim ki, abim ve aslı abla, diziye bensiz başlamışlardı. Zaten Sci-Fi çok sevmeyen birisi olarak, "kendim indirsem 5 sezon şeyi nasıl izleyeceğim?" şeklinde bir yorum yapmış, abim tarafından yüzüstü bırakılmanın burukluğu ile BSG'ye kendimce gıcık olmuştum. Bir gayretle miniseries'in ilk partını izledikte sonra bile hala "yeter sıkıldım." demiş ve her konusu açıldığında burun kıvırmıştım. Ya benimle izleyecek birini bulacaktım ya da boşverecek ve izlemeyecektim. Sonuçta Sci-Fi birşey, ne kadar etkileyebilirdi beni?


Sonra zaman geçti, abimler arada ikinci defa bitirdiler seriyi 4. sezonun başlamasıyla, gene ben yoktum orda. Sonra yaz geldi, düğün falan, bir yıl geçti. Ben bu yaz staj için İstanbul'a geldim. Aşağı yukarı kaldığım 3 ay içinde Dexter (2 sezon), Fringe (1 sezon), How i Met Your Mother (1 sezon) izledik evde. Daha izlediysek de hatırlamıyorum. Sonra ben önerdim ki "BSG izler misin benimle?" Ablam da dedi ki "Tabii, bi daha izlemek istiyordum zaten."

Birbir zorlukla, yavaş torrentlerle ilk sezon indi ki fark ettim; embaded altyazı vardı hem de Hollandaca. "Dank u" gibi altyazılarla bile olsa ilk sezonu izledik, yarısında ikiyi indirdik. Hız kesmeden ikinciye geçtik. . . Benim yavaş yavaş kanım ısınmaya başlamıştı diziye ama çaktırmıyordum da. Arada sıkıcı geyik bölümler vardıysa da izlemek çok eğlenceliydi. Her akşam 2 ile 5 arası değişen sayıda bölümler izleyerek ilerledik dizide.

Arada Final Five ile ilgili sağlam spoiler'lar yediğim için, sezon 3 finali benim için o kadar da görkemli geçemedi. Bilmiyorum ilk başta beğenememiştim Final Five'ı (özellikle Tory!! nefret ediyorum senden). Sezon 4 biraz zor indi ama indiğinde hazine bulmuşçasına sevindim.



Sezon 4 ilerledikçe ayrılmak zorlaştı. bir yandan merakla birlikte izleme dürtüsü ağır basıyordu, öte yandan "izlersem bitecek!" üzüntüsü. O kadar alışmıştım ki Cylon geyikleri yapmaya ablamla, sürekli tahminlerde bulundukça "izle izle" demesine bana, her Roslin&Adama sahnesinde gaza gelip "Evlenin artık!!" diye bağırıp, artık açık açık aşklarını yaşadıklarında mutlu olmaya, Starbuck delirdiğinde "yetti ama sen de. . ." diye yorum yapmaya, CIC'de her savaşa girildiğinde ablamla birbirimize bakıp Adama'yla beraber "Action stations! Action Stations! Report!!" diye çığrımaya. .. Ve daha bir sürü şey.

En sonunda sezon finali geldi.

Kurtarma operasyonunda "Heyt be, işte Galactica'ya yaraşır bir son!" dedim içimden, içim cız etmişti Baseship'e gidecekler diye. Görev için gönüllü olanları görünce gülümsedim. Roslin bile hayatının son demlerini Galactica'da, savaşta bile olsa kocasının yanında geçirmek istemişti.


(Özellikle bir kaç bölüm öncesindeki isyanda Tom Zarek "Saul Tigh öldü, Adama'yı kurşuna dizdik!" dedikten sonra Roslin'in basehip'de "I'm coming for All of you!" diye bağıran çığlığı gene bir "heyt be" çektirmişti. [Sonradan edit: Roslin: “No. Not now, not ever. Do you hear me? I will use every cannon, every bomb, every bullet, every weapon I have down to my own eyeteeth to end you. I swear it! I’M COMING FOR ALL OF YOU!”] Seviyorum aşk hikayelerini var mı? Roselin&Adama - Zeus&Hera gbi yakıştırıp durdum, sürekli evlensinler bunlar diyip durdum zaten ablam hep koptu bana.) .

Sözlükte insanlar ne derse desindi, Opera house sahnesi bence en vurucu sahnelerden biriydi. Özellikle ben elinde silahla Caprica önde, kucağında çocukla Gaius arkada yürüdükleri sahnede eridim bittim. Herkes kendi rolünü oynadı bilmeden "Pawn of a Higher Power" şeklinde. Arkadan giren müzik öldürdü beni, sahne geçişleri de. Sonra adama'nın CIC'de Simon'lardan birini tepiklediği sahnede koptuk, Gaius "Jesus Baltar"oldu güldük. . . Patlamaların son demlerinde Starbuck arkada "All along the Watch Tower" ile kordinatları girerken parmaklarımı ısırmış, boynumda bir düğüm gözlerim dolu dolu ekrana bakıyordum. Sonra Galactica'nın bir daha Jumplayamayacağı haberi gelince "Yaaa!" diye mızırdanmam geldi, ama işte gene a higher Power; Dünya'ya gelmişlerdi.

Adama amca çekti pilot kıyafetlerini, çıkarken kapıyı kapadı arkasından, bir an anahtar çıkarıp alarm susturacak sanki arabaymışçasına gibi düşünü koptum arada. Dünya'da Gaius "I know about farming" dedğinde, kıl olsam da gözlerim doldu bir an. Roslin&Adama sahnelerinde utanmadan ağladım direk. Starbuck "This is the first day of the rest of your life, Lee" dediğindeiçim cız etti ve Lee arkasını döndüğünde Kara'yı orada görmeyeceğini biliyordum. Anders "Perfection." diye Güneşe yol alırken iç çektim. Ve konuyu günümüze bağladıklarından bir an gerçekten şüphe ettim "Lan?! Yoksa epimiz Cylon kırması mıyız?" diye, o kadar inandırmıştı beni.

Sanırım 2 aydır her gecemi süsleyen, Bozcaada tatilinde rüyalarıma girip özlediğimi hissettiren dizi. Gerçekten savaşın duygusunu verdi. Viper'a binip savaşacak kadar gaza geldim hatta (bu göbekle zor gerçi de boşver. En azından boyum tutuyor galiba, pilotlar ufak oluyordu bildiğim kadarıyla).

Haftalardır sountrackini dinliorum bilgisayarda sadece. Her biri ayrı bir hava, her biri ayrıilhamlar veriyor, hepsi bir başka anı tetikliyor. Dört gözle sezon 4 soundtrackini bekliyorum. Gaeta'nın revirde söylediği şarkı, Kara'nın piyanolu All along the Watch Tower'ı, aksiyon sahnelerinde bomba çıkışlar yapan oryantal müzikleri. İstiyorum.

Ama bir yandan da, BSG bitti ve ne yapacağım bilmiyorum. İlk başta burun kıvırdığım, "E ne var, gidicekler savaşcaklar sonra dünyayı bulacaklar bitecek" diye ti ye aldığım diziyi 2 ayda bitirdim ve bir anda favoriler listemde 1 numarayı kaptı garip bir şekilde. 2 sene önce böyle olacağını düşünmezdim. Plot twistten plot twiste dibime düşüreceğini "Dünyayı bulacaklar bitecek" i bu kadar başarılı anlatacakları aklımın ucundan bile geçmezdi. Gerçi başından beri dedikleri Earth'ün hep bizimki olduğunu düşünüp, nukelandığını görünce "Nasıl yaa?!" tepkisi verip "eneee, nasıl bağlayacaklar acaba" soru işaretleriyle dolmuştum ve gerçekten düşündüğüm kadar basit olmadığını anlamıştım (aslında bu aydınlanmaya Hera ilk ortaya çıktığında varmıştım. E hamile kaldı bu şimdi ne alaka olmuştum.)


Yazı uzadıkça saçmalamaya başladım, yazı uzadıkça kafamda dönüp durmaya başladı her şey. Param olduğunda orjinalini alıp arşivleyeceğim bir dizi bu. Bir daha olsa bi daha izleyeceğim dizi. Çıkınca filmini de diğer serilerini de izleyeceğim dizi hatta. Bana Sci-fi sevdirebilmiş dizi. Karakterler, mekanları, olayları ile benden bir parça haline gelmiş dizi.

Siz şimdi gidin, ben bir doz daha müziklerden alayım damardan. Belki gaza gelir finali izlerim bir daha. İnsanları dürterim "izleyin!" diye. Ne bileyim, ağlarım biraz falan.

Sevgiler.

So say we all!

~ Rose

Not: Şimdi the Dance çalıyor hatta. "Unfinished Business" bölümünden.

Not 2: Biz Kara'yı miniseriesdeki saçıyla seviyorduk. Kısacık böyle. Çok şirindi.

Not 3: İlk başta hiç sevmediğim halde şimdi neden çok seviyorum Roslin'i?

Monday, August 17, 2009

Little Winged

Artık linkin yanında, yukarıda adres çubuğunda, şirin ufacık bir kanat görüyorsunuz =)

2 Günlük evden uzak mini-tatilimden sonragüzel bir sürpriz oldu bana. Minicik bir şey ama düşünülmek güzel =)

Teşekkür ederim bitanem ^^

Not: Canım yoğurtlu kabak, yoğurtlu patates, atatesli omlet gibi şeyler istiyor. Sadece tostla beslenmeyi bırakmak gerek bir süre sonra. Burada güzel yoğurt yok. Sinir oldum.Nerede Antalya'nın Yörükoğlu :(

Not2: Yüksek yerden emir geldi, yarın ofisteyiz =)

Sevgiler.

~ Rose

Thursday, August 06, 2009

Still I wake up, I'm alive.


Aslında hayatımda pek çok şey iyiye gidiyor, ama ben dinlediğim müziklerin etkisiyle bir savaş sahnesi daha yazmak istiyorum. Dolayısıyla, şimdi yazacağım hikaye tamamen hayal ürünü olup, içinde benim hakkımda bir şey barındırmamaktadır :) (Hani genelde kendimden bir şeyler ekliyorum ya, o bakımdan.).

--

Bir patlama sesiyle yatak odasındaki terasın kapısı kıymıklarına ayrıldı. Yatağından sıçrayak uyanan Kelebek, deniz-kum-güneş tatilinin bittiğini anladı. Dört direkli yatağının perdelerini aceleyle açarak yataktan kalktı, geceliğini çabucak çıkarıp kenara fırlattı. Zırhına uzanırken dışarıdaki patlamalar devam ediyordu.


Zırhın kayışlarını sıktıktan sonra çizmelerini giydi, asılı olduğu yerden baltasını kapıp odadan dışarı fırladı. Belki terastan aşağı atlamayı deneyebilirdi, ama anlaşılan gülleler artık patlayabiliyordu ve içeri kadar girebilen bir menzili vardı; uçmak bir nevi intihar olabilirdi. Acele adımlarla merdivenleri indi ve avluya açılan kapıyı kırarcasına açarak etrafına baktı.


Geceydi. Eski alacakaranlık yerini geceye bırakmıştı. Bir kaç asker kızkardeşleri güvenli bir yere doğru götürürken, Kelebek Leviathan'ın sulara daldığını fark etti; anlaşılan gücünü daha dişli düşmanlara saklayacaktı. Zaten kuşatma aletleri hendeğe uzaktaydı. Bu kadar uzak menzile sahip makinaları nasıl yapmışlardı bunlar?!


Gözleri surlara kaydı. CamaeL orada, ayakta duruyordu, Gülleler yanından ya da üzerinden geçerken kıpırdamıyor, sadece izliyordu. Okçular sürekli yanan oklarını fırlatıyor, oklar hedeflerine giderken gökyüzünde sanki kayan yıldızlarmışçasına bir iz bırakıyordu. İleride gölgelerin arasında buzlar yağıyor, toprakgölgeleri içine çekiyordu; ama onlar geceden tekrar doğuyorlardı.

Bir adam, sürekli elindeki mızrağı fırlatıyor, mızrak ona her geri dönüğünde küller saçıyordu etrafında. Kördü bu adam. Bir o kadar da farkındaydı etrafının. Gözlerine ihtiyaç duymadan farkediyordu herşeyi, herşeyin arkasını ve içini görüyordu sanki. Adam bir an dönüp Kelebek'a baktığında, omurgasında bir karıncalanma hissetti Kelebek. Adam daha sonra dönüp mızrağını tekrar fırlattı. Gölgelerden bir grup bir anda kora dönüştü ve parçalanarak yere yıkıldı.


Kelebek hızlıca merdivenleri çıktı; surlara tırmanıyordu. CamaeL le konuşmalıydı. Savaşın durumunu öğrenmeliydi. Destek olmalıydı ona, onu korumalıydı.


"Kelebek! Hayır!"

Korumalıydı. . .Evet.


Hiç fark etmedi üzerine gelen ateştopunu. Vücudunu bir bez bebek gibi lduğu yerden kaldırdı ağır gülle, yavaş yavaş havada hareketine devam ederken Kelebek'i duvarla arasına aldı. Bir anlık bir sessizlikte kemiklerin kırılması duyuldu ama Kelebek bir çığlık bile atmadı. Baltası elinden kayıp düştü ve yere çarparak metalik bir ses çıkardı. Gülle parçalandı, Kelebek gözlerini açık tutmaya çabalarken korkunç bir aydınlık parladı bir anda. Bir el uzandı ona, düşerken yakaladı onu, kucakladı. Anne kucağı gibi sıcaktı, üşüyen bedenini rahatlatmıştı.


"Uyu." dedi Camy'nin sesi. Yavaşça samandan bir yatağa bıraktı Kelebek'in bedenini. Elleri saçlarında gezindi bir kaç defa,hafifçe gülümsediği gördü Kelebek onun bulanık da olsa. Alnında dudaklarını hissetti.

"Uyu şimdi. Sabah, herşey düzelmiş olacak."
elebek konuşmaya çalıştı ama uyumanın daha çekici bir fikir olduğuna kanaat getirdi. Işık yavaşça, o gözlerini kapattıkça gitti. Camy'nin elini elinin üzerinde hissediyordu. . . Sonra birden bedenini bile hissetmediğini farketti.

Ölüyordu.

Hafifçe gülümsedi. Dudaklarından kan sızarken uykuya teslim etti kendini.
Tanrılar Camy'yi bir kez daha korumuş ve onun yerine Kelebek'i almıştı. Kelebek nasıl olsa tekrar kalkacaktı yarın.

" For a thousand times I killed myself

For a thousand times I died.

Still I wake up.

I'm alive."


~ Rose

Tuesday, August 04, 2009

Kita'nın Makyaj Malzemeleri. . .

Maya ile yaptığım ilk modelleme.
Aşağı yukarı 2 saat aldı.
Ömrüm hayatımda maya kullanmış değilim ve program hakkında aldığım brifing 20dk falan =)
Materyalleri daha eklenmedi, üst kapakta ayna olacak =) bu da zaten render değil, screen shot aldım.

~ Rose

Monday, August 03, 2009

Tatil.

Sanırım bunu tatilden önce yazıp koymalıydım ama, tatilden döndüm bile ve bir buçuk hafta kadar internetim yoktu. Özlemişim, bir yandan özlememişim de =) Her neyse. Hikayemizden bir kuple gene. Bu sefer savaş yok, tatil var.

--

Kumsal ve Deniz

Güneş Kelebek'in gözlerine girerek onu rahatsız ediyordu. Homurdanarak yattığı yerde döndü ve garip bir şekilde yattığı yerin yumuşak yatağı değil, hasır olduğunu farketti.

"Nasıl ya?" diye kendi kendine söylenerek doğruldu yattığı yerden, ayakları ılık kuma değdi.

Plajdı burası! Savaştan, karanlıktan, yıkımdan eser yoktu! Müttefikler istedikleri gibi dağılmışlardı, denize giren de vardı top oynayan da, koşan da. Leviathan uzaklarda suyun ve güneşin keyfini çıkarırken, Beyaz Aslan Avcılar aslan biçimine girmiş, en yakındaki güneşli yerde kumlara kıvrılmış sıcalığın tadını çıkarıyorlardı. Uzaktan müzik sesleri geliyordu. CamaeL ise ileride, kıyıda kumlarla oynuyordu. Kahverengi saçlarını örmüş, üzerinde turkuvaz bikinisi, ellerini açtığı çukura daldırıyor, kumlara şekil veriyordu. Bir anda bir şeyi fark etmiş gibi Kelebek'e döndü.

"Uyanmışsın!" dedi yeşil gözleri içi gülümseyerek; savaşın kızıllığı gitmişti.

"Ama. . . nasıl?" dedi Kelebek, Camy'ye yürürken. Üzerinde bordo bir bikini olduğunu gördü kendine bakınca.

"Tatil." dedi sadece omuz silkerek. "O kadar bunaldım ki, tatil istedi canım. Herkese de iyi geldi, baksana yüzlerdeki gülümsemelere? Bir tek ben varım burada savaşı hatırlayan, ve dolayısıyla sen de."

Kelebek o an dikkatlice baktı Camy'nin kumdan yaptığı şekillere. Adanın şekil değiştirmeden önceki haliydi bu; kale yükseliyor, ordular savaşıyor. . . Tüm ayrıntılarıyla bir bir işlemişti Camy. Hatta saldırıdan yıkılan duvarlar bile vardı orada. . . İşte kendisi de orada, kulanin tepesine tünemişti.

"Bu gerçekten çok güzel, iyi uğraşmışsın."

"Kafamdan atmam gerekiyordu değil mi?" Uzanarak Kelebek'in elini tuttu, çekiştirdi. "Hadi, su çok güzel." ve çeke çeke denize götürdü onu. Su soğukçaydı, güneşin yakan ışınlarından uzak bir ana kucağıydı.

Tatil güzeldi.