Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, July 09, 2009

Rüya .

İstanbul çok sıcak. Yani, bana çok bir zararı yok bu sıcağın, geçen yaz ve normalde Antalya'da daha beterlerini görmüştüm. Tamam yine de rahatsız edici ama ölecek geberecek kadar değil. Zaten stajımın ofis stajı olması dolayısıyla ofisteyim, ofis klimalı. Serin serin oturuyorum. arada sırada alana çıkıyoruz, park bahçe ve güzel ev geziyoruz. eğleniyorum kendi çapımda. Bol bol da Plants vs Zombies oynuyorum. Acayip eğlenceli bence. PopCap'in oyunları eğlenceli oluyor zaten. Burada net bağlantısı bir çekiyor bir çekmiyor, çekince deçok yavaş oluyor ama olsun.

Prince of Persia takıntısı yaptım şu an. Hayır, oyunlarını oynamıyorum\oynayamıyorum ama müzikleri çok güzel. Ayrıca son PoP'un E3 trailerına hastayım. Sigur Ros- Saeglopur'muş arkada çalan şarkı zaten, direk edindim kendime. Kendi bilgisayarıma geçince, ilk işim PoP oynamak olacak.

Stajın son 2 haftası. Hani daha önce size bir "Fool's Quest"'den bahsetmiştim ya? artık kesinleşti, o yolda yürüyeceğim. Öncelikle kendimi geliştirmem lazım, çizmem lazım, boyamam lazım. Önerilerinizi bekliyorum bu konuda.

İstanbul'da OGZ insanlarıyla görüşüorum, eğlenceli oluyor :) mutlu oluyorum falan. Onun dışında stajdaki diğer stayjerler iğrenç insanlar. Burada çalışan asıl kişiler ise çok sevecen ve süper insanlar. Ofis partisi var sürekli sanki. Sıcak ortam işte. Dışarı çıkan meyve getiriyor, pasta getiriyor, doğum günü falan kutlanıyor. Bir de geleneksel Cuma günü kahvaltıları var. Kilo almazsam iyi.

Anlatacak çok şeyim var, çok doluyum. ama kafamın içinde sadece harleri görebiliyorum, Writer's Block dedikleri bu olsa gerek. Savaştan bir kuple çıtlataym size. Düşman artık iyice yaklaştı :) Sıcak savaş kaçınılmaz oldu.

--

Minik çıplak ayakların mermer zeminde çıkardığı sesler gittikçe arttı. Beyaz satenin hışırtısı bu ölüm sessizliğinde kulakları tırmalıyordu adeta. Küçük, 13-14 yaşlarında bir kızdı bu. Gözlerini kocaman açmış, odadan odaya koşuyor, nefes nefese kalmış olmasına rağmen durmuyordu.

"Nerede. . ." diye mırıldandı bir elini en yakın sütuna koyup nefeslenirken. "Nerdesin!"

Uzaktaydı, sütunlu koridorun en ucunda, kapıların önünde. Ona bakıyordu üzgün gözlerle.

"Hayır!" diye bağırdı küçük kız. Yeşil gözleri göz yaşlarıyla doldu. "Gitme!"

Ama koridorun en uzağı, kapıların önü artık boştu. Kız koştu, kapıları yumruklamaya başladı.

"Hayır! Hayır!! HAYIR!!!"

Kapıdan çıkan ses her bir yumrukta arttı, sanki balyozlar duvara vuruyordu. Ses boğuklaştı. Bir çan tınısı karştı balyozların sesine.

"Camy, saldırı altındayız!" dedi bir kadın sesi.

Kız gözlerini açtı.

Karanlıktı. Mum ışığı odayı aydınlatırken, pencereden çok az gün batımının renkleri görünüyordu. Kelebek, bir elindeşamdan, öbüründe baltası, zırhını kuşanmış halde ona bakıyordu.

"Saldırı altındayız dedim, sağır mısın?"

"Yok. . . sadece, garip bir rüya gördüm." dedi Camy, göz akı olmayan siyah gözlerini uzağa çevirirken. "Durumumuz ne kadar kötü?" dedi yataktan kalkarak. Zırhına uzanarak kanatlarını gerdi, aynaya bakarak deri kayışları sıktı. En sonunda asasını kavradı elleri ve Kelebek'e döndü.

"Surlarımız ilk saldırıyı kaldıracak gibi görünüyor." Bir başka gülle kalın duvarlardan bir parça daha alırken, Kelebek'in sözü kesildi."Bir süre daha onları dışarıda tutabiliriz. Okçular olabildiğince çok. . . *düşmanı* indirmeye çalışıyorlar. Ancak sanki karanlıktan türüyorlar. "

"Belki de gerçekten karanlıktan türüyorlardır." Dedi Camy, kapıdan çıkıp surlara doğru yürürken. Gürültü burada daha da fazlaydı. biriri ardına surlara çarpan gülleler, okların ıslıkları ve bütün bunlar yetmezmiş gibi yağmurun şıpırtısı. "Gün tekrar ağarana kadar dayanmalıyız Kelebek. Müttefiklerimizin durumu. . .?"

"Bir kısmı hazır durumda bekliyorlar, Bir kısmı saldırıda. Bir kısmı ise savaşa çıkamayacak durumda."

"Kimseye ayakbağı olmadan ve kimse bize ayak bağı olmadan bu savaşı bitirmeliyiz."

"Sen iyi misin? solgun görünüyorsun."

"İyiyim. Sadece. . . rüya. Garip bir rüya."


No comments: