Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, April 15, 2009

In the end, it's just Two of Us.

Yüzündeki o gülümsemeyle bana bakıyor her zamanki gibi. Siyah deri bir koltuğa oturmuş, arkasına yaslanmış, bacak bacak üstüne atmış. Elleriyle koltuğun iki yanındaki kollukları kavramış. Rahat görünüyor, bir o kadar da meydan okuyucu. Gözleri beni süzüyor, başını hafifçe yana eğiyor. Uzanıp çantasını alıyor, açıyor; içinden favori sigarasını ve bir kutu kibriti çıkarıyor. Bir sigarayı alıyor dudaklarının arasına, bir kibrit çakıyor. Derin derin içine çekiyor; loş oda bir an yanan tütünün kırmızılığıyla aydınlanıyor.

"Sana daha önce bunu söylemiştim, biliyorsun, değil mi?" diyor bana yüzünde bir gülümsemeyle. "Seni uyarmıştım. "

Cevap vermiyorum. Sadece bakıyorum. Taştan duvarları olan, gri tonlarıda bir oda burası. Bir tek mumlar var odayı aydınlatan; odun çatırtıları, şömine var. Bir de sigaranın ucundaki o ufak yuvarlak. Her bir nefeste kızaran, gri duman uzaklaşırken solan. . .

Dumandan halkalar yapıyor, sigarayı halkalardan geçirerek eğleniyor bir kaç sefer.

"Bak, benim seninle bir sorunum yok, biliyorsun." diyor iç çekerek. "Ama bu batağa bilerek, isteyerek saplandın. Elimden bir şey gelemiyor senin için. Beni, din~le~me~liy~din~" diyor uzatarak her bir heceyi. Melodik bir sesi var.

"Herneyse." Arkasına yaslanıyor gene. "İhtiyacın olursa, buradayım, biliyorsun." Bakışlarını yanan şöminenin alevlerine çeviriyor. Konuşmuyor.

"Sana söylemiştim." diyen sesi hala kulaklarımda, odanın kapısını kapıyorum. Evden çıkıyorum ve gökyüzüne bakıyorum.

"Elimi tut, elimi tut ve asla bırakma. Beraber sonsuza kadar yaşayacağız. Sonsuza kadar ve sonsuzun ötesinde. Kan havuzcuklarına ve kesilmiş kellelere ihtiyaç olmadan. En sonunda, sadece ikimiziz."

Gözlerimi kapıyorum.

...

No comments: