Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, March 11, 2009

Kelebek'leri Kovalamak . . .

Bu yazıyı okurken Narsilion - Dreams About the Eternity yi ve hemen ardından My Falling Darkness ' ı dinlemeniz tavsiye edilir. Dreams About Eternity'nin bir adet Youtube videosu, yazının en altında bulunmaktadır. Diğerininkini bulamadım.
Rapid'den Dreams About the Eternity'yi indirmek için buraya tıklayın~ My Falling Darkness'ı indirmek içinse buraya .

--


Gözlerini açtığında bir otobüsteydi Camy. Ne olduğunu anlayamadı ilk önce. Daha tam olarak uyandığının farkına varmıştı ki, otobüs durdu ve kapıları açıldı. Bir tek o vardı otobüste; indi.

"Burası neresi?" diye dışından sorduğunda satenin sürtünme sesini duydu bir fısıltıyla. "Benimle gel." Bir hışımla arkasını döndü Camy, ama sadece etrafta uçuşan kırmızı kelebekler vardı.


"Beni takip et Camy." diye fısıltı devam etti, hafifçe uzaklaşırken. Kelebekler tek bir yere doğru uçuyorlardı.

"Peki."
dedi Camy, üzerindekilerin tırmanmaya elverişli olmamasına aldırmadan. Yürüdü, yürüdü. Yeri geldi kayalara tırmandı, yeri geldi bir kenara oturdu dinlendi. Etrafında kelebekler uçuyordu renk renk. Ve Biliyordu Camy bunun Kelebek'in işi olduğunu ama bilemiyordu niyetini.


"Hadi ama, tüm gün yok elimizde. . ." diye fısıldadı rüzgar kulağına Camy'nin. "Acele et!~" Puslu vadide yürüdükçe yürüdü, tırmandıkça tırmandı Camy. Nehirler akıyordu yol boyunca, kuşlar şakıyordu, böcekler bıcırdıyordu. Yemyeşil orman örtüsü ise, sepserin kılmıştı vadiyi. Hafif bir sis ve pus tabakası oluşmuştu ama ürkütücü değildi burası. En sonunda tırmandığı en dik kayaya geldi Camy. Tutundu elleriyle, çıktı, tırmandı. Elleri acıdı, tırnakları kırıldı, dizleri sürtüldü ve derisi kalktı ama o umursamadan tırmanmaya devam etti. En sonunda vadinin en tepesine ulaşmıştı.

"Hoşgeldin!" dedi Kelebek, üzerinde her zamanki uzun elbisesi vardı, makyajı tam yapılmıştı. Normal halinden tek farkı, uzun saplı baltası elindeydi ve kanatları vardı; Kelebek acil ve önemli durumlar harici dördü kemerle sabitlenmiş kanatlarını hiç çıkarmazdı ortaya.

"Burası neresi?"
Diye sordu Camy merakla.


"Burası köklerimizin olduğu yer." (ST: This is where our roots are.)

"Kökler?"

"Evet. Bak, orada küçük bir kız var, eteği kardelenlerle dolu." Ufak tefek bir kız vardı ötede, çalıların arasında duran; beline kadar açık renk saçları, kocaman meraklı gözleri ve el dikimi güzel elbisesiyle. Ketenden bir önlük takıyordu ve kardelenler toplatıp eteğinde biriktiriyordu.


"O kim?" diye sordu Camy, merakla başını hafifçe yana eğerek, anlamaya çalıştı.

"Benim."

"Ne?!"


"O küçük kız benim." dedi Kelebek, hüzünlü gözlerle kızı izlerken. Mutlu görünüyordu ve şimdiki hali ile bu küçük kız arasında bulunabilecek tek benzerlik, kocaman gözleri olabilirdi ancak.

"Ben. . . Ben anlamıyorum?? Nasıl?"


"Seni, benimle tanışmaya getirdim, ancak, geç kaldık." Kelebek bir anda kanatlarını Camy'nin etrafına sardı. Camy'nin son gördüğü şey, puslu vadide koşan küçük kızın saçlarının dalgalanışıydı, duyduğu son şey, onun gülüşüydü. O kadar hayat dolu ve neşeliydi ki. . . Kelebek. . . nasıl o olabilirdi?

Gün ışığı, puslu vadi manzarası, yeşillikler ve su sesi yerini insanların mırıltılarına, şehrin pis ve dumanlı kokusuna, sert kaldırım zeminine bıraktı. Kelebek'in kanatları tekrar açılırken Camy'nin gördüğü şey bir an nefesini kesti.

Meydanda toparlanmış ve yığılmış odunlar. . . Ortalarına yerleştirilmiş kazıklar. . . Kazıklara bağlanmış insanlar? Kelebek de oradaydı, uzaklara bakıyordu, ağlamıyordu.


"Ama. . . ?" Camy konuşamadı; doğru kelimeleri bulamıyor, cümle kuramıyordu.

Odunlar ateşe verilip, yananların çığlıkları galeyana gelmiş, tezahuratlar eden izleyicilerin seslerine karışırken, Kelebek gülümsedi.


"Ben sadece bir kaç on yıl geciktim. Evet, cadı diye yakıldım ben. Daha yeni hatırlıyorum."

"Ama??"


"Korkma, bu sadece sayısız geçmiş hayatımızdan birisi, daha yeni hatırladığım." (ST: This is just one of our past lives, which i recently remembered.)

İnsanlar çığlık atığ kurtulmaya çalışırken küçük kız sadece uzaklara bakıyordu. Tek bir damla gözyaşı gile dökmedi. Alevler tamamen onları kaplamadan önce gözlerini Camy'ye çevirdi, gülümsedi.


Kelebek kanatlarını açtığında kendini çalıştığı kitapçıda, masa başında uyur buldu. İs kokusu hala burnundaydı. Görüntü gözünün önünden gitmiyordu. Beyaz bir el, tıpkı teni beyazlığında bir kardelen bıraktı Camy'nin önündeki kitabın üzerine.

"Korkma, sana zarar vermelerine izin vermeyeceğim."


Kelebek gülümsedi.
Camy sadece ayağa fırlayıp, ona
sımsıkı sarıldı ve ağlamaya başladı.


~ Rose