Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, January 13, 2009

Bugün kırmızı ile mavi karışımı bir renkte yazasım var. Bilmiyorum, içim karışık, kafam da karışık. Sanki beynimi bir yumak yapmışlar, almışlar ipleri döndürüp dolandırıp sarmalamışlar sıkıca, bir yerden çeksem öteki tarafta düğüm oluyor, öte taraftan çeksem çözülmüyor. Bi yandan iyi güzel hoş da bu karışıklık, yine de bir gün çözmek gerekecek sanki. İşte o zaman, İskender'in yaptığı kararlılıkla çekip kılıcımı bölmem lazım yumağı ikiye. ehh. Belki bür gün, zamanı geldiğinde.

Şimdi, sadece bu tatlı karışıklığın tadını çıkarmak istiyorum. Ne biliyim, mesela son 2.5 aydır falan hiç ağlamadım, en azından kriz şeklide ağlamadım.CamaeL "Sammy'yi özledim!" diye viyaklamadı, Kelebek "Ölü aşkımın ardından yas tutuyorum." modunu çıkarıp attı üzerinden. Eski hallerine döndüler.Garip bir huzur var kızlar birbirlerini kucaklarken.

Kelebeğin yaraları artık kanamıyor. Camy de ona işkence etmekten vazgeçti. Beraber film izliyorlar geceleri. Sonra da sarılıp uyuyorlar.

Müzik dışında derin bir sessizlik hakim zihnimde.

uzun zamandır beklediğim huzur?

Belki de .

Hatta umarım.

Hala bazen. . . . bazen çok korkuyorum, yarın gözlerimi açtığımda kızları gene eski hallerinde bulacağım diye. Ve çok korkuyorum boşlukta kalacağım diye yine. Ama korkmakla elime bir şey geçmeyecek bunu da biliyorum.

Garip bir gülümseme yayılıyor suratıma sonra. İçimde kızlar kıkırdıyorlar bana aynada bakıp. Ben de onlara katılıyorum. Artık sadece kendimim. Başkası için kendimi değiştirmeme gerek yok;

"Çünkü ben kendim gibiyken güzelim."

ve,

"Cennet, gülümsememde saklı."

Artık gözlerimden bir damla yaş akarsa, bu ancak içime sığmayan mutluluğumdan.

Ve gerçekliğine hala inanamadığım şeyler yüzünden.

Yaşlı adam, lütfen yukardan bana baktığını, bana değer verdiğini, ve bu sefer gerçekten mutlu olabileceğimi söyle bana.

Bu sefer elimi uzatıp yakaladığımda, herşeyin küle dönüşüp, avuçlarımdan kayıp gitmeyeceğini söyle.

Lütfen.

Bu kez, bu bir rüya olmasın.

Uyanmak istiyorum.

Uyanmak istiyorum.

~ Rose

" . . . Cotton and cardboard, cellophane and paper, thread, needle to employ,
All felt and fabric, birds fly and cats play.
Golden the pony boy,
Made out of cloth and standing so still, just like a simple toy.
Gray as the sky on a day without sun,
Golden the pony boy.
Screwdrivers, rubber bands, glue guns and pliers, tools to create or destroy.
Patiently waiting, un-calculating,
Golden the pony boy.

Flying wheels and coloured reels,
Spin into motion,
Bringing him lots of joy,
Trot, canter, gallop,
Over land and sea,
Golden the pony boy
. . . "
The Science of Sleep - Golden the Pony Boy

Saturday, January 10, 2009

Temporary Peace

- Söylesene Kelebek, söz verilmişti bana, sözler verilmişti. Şimdi. . . şimdi neredeler Kelebek? Bilmiyorum, inanmıştım ben ama. Neden anlamadılar? Neden?

- Eninde sonunda sadece sen ve beniz miniğim. Artık buna alışmalısın.

- Evet, sanırım.

- Evet, Öyle miniğim.

~ Rose

" . . .
Started a search to no avail
A light that shines behind the veil
(trying to find it)
And all around us everywhere
Is all that we could ever share
(if only we could see it)
Believe there's truth that's beyond me
Life ever changing weaving destiny

And it feels like I'm flying above you
Dream that I'm dying to find the truth
Seems like you're trying to bring me down
Back down to earth back down to earth

Layers of dust and yesterdays
Shadows fading in the haze
(of what I couldn't say)
And though I said my hands were tied
Times have changed and now I find
(I'm free for the first time)
Feel so close to everything now
Strange how life makes sense in time now

And it feels like I'm flying above you
Dream that I'm dying to find the truth
Seems like you're trying to bring me down
Back down to earth back down to earth
Back down to earth back down to earth. . . "

Anathema - Flying

ps. Ağlar ağlar susar.
Ama asla unutmaz.

Thursday, January 01, 2009

Yeni Yıl.

Yeni bir yıla girdik işte. 2009 falanmış bu yıl. Bir sene daha geçti, ve hala yerimizde sayıyoruz, belki geri geri yürüyoruz, tünelin sonundaki ışık gittikçe uzaklaşıyor yaklaşacağı yere, ama ne fayda işte; düşmüş melekler çağındayız. Kanatlarını açıp yükselmek yerine, sıcak ve rahat karanlığı seçiyorlar. Sonra, benimki hala ışık saçacağım diye paralıyor kendini. Hayır, o da gitsin karanlıkta kaybolsun ne hali varsa görsün demiyorumi hayır, sadece o kadar alışmış ki aşağıdakilerin gözleri karanlığa, alışık değiller ona, alışık değiller birden parıldayan aydınlığına. Korkuyorlar, belki ayrılmak istemiyorlar, itiyorlar onun elini. . . . Ama neyse ki en sonunda öğrenebildi elini uzatanların elini tutmaya,i diğerleri için ne kadar çabalarsa fayda etmeyeceğini.

2009 bana ne gitrdi? Kalp kırıklığı acı falan. Belki benim de bir ışığa ihtiyacım var. Biricik sevgilimi toprağa gömdüğümden beri, gülümsemem çok seyrek belki, çoğpunlukla sahte belki, ama olsun. Yaşıyorum ve ölmedim. Ölemedim. Ölemem. Daha yapacak çok işim var, alacak çok kellem, miniğimi karşılarında savunacağım çok kötü adam var daha. Baltamdaki kan kurumadan, kanatlarımdaki tüm tüyler kopmadan gidemem ki ben.

Onu teslim edecek kadar güvenecek birini bulmadan, uyuyamam ki ben.

2009. . . ne istesem senden bu yıl? Kendime ayırabileceğim daha çok zaman mesela. Oturup yayılabileceğim bir kaç saat daha fazla, belki uyuyabileceğim ya da istediğim gibi müzik dinleyebileceğim. Bir de biraz daha para. Malzemeler pahalı, bilgisayar arızalansa yenileyecek param mevcut değil. Sonra. . . bir de belki şu içimde kanayan yarayı dikebilecek bir çift el. Sıcak olsun, parmakuçları yumuşak olsun, şefkatle dokunsun. İğne ve ipliği tutabilsin sakince, ama her batırışında içi acısın, bana yardımı dokunacağını bildiği halde, her iç çekişimde üzülsün benimle birlikte.

Çok şey mi istiyorum yaşlı adam?

2009! Yeni yıl yeni yıl yeni yıl! Yeni yılda kat yağsın yeniden! Altında koşturmaca olsun, parmaklarım donsun belki ama eğlence de olsun! Yeni yeni kıyafetler olsun, kumaş olsun aksesuar dikeyim. Bir geceliğine Sammy benim olsun tekrar, sonra bir öpücükle ayrılalım gene. Hiç ağlamasın Kelebek bu yıl, çünkü o ağladığında benden beter oluyor. Etrafı alıp götüren kan gölünü hesaba katmadan üstelik.

Yaralar açılmasın tekrar, ağlamasın kimse. Canı sıkkın olmasın. Karanlık perdesi aralansın ve güneş girsin odalara. Gözlerini aralasın artık uyuyanlar, belki o zaman daha yaşanacak bir hale gelir dünya. Ağlamasın kimse, sel alıp götürmesin sonra dünyayı.

2009 da. . . Şeker olsun çikolata olsun.

Herkese iyi yıllar.

İyi yıllar.

~ Rose

" . . . White are the far-off plains, and white
The fading forests grow;
The wind dies out along the height
And denser still the snow,
A gathering weight on roof and tree
Falls down scarce audibly.

The road before me smooths and fills
Apace, and all about
The fences dwindle, and the hills
Are blotted slowly out;
The naked trees loom spectrally
Into the dim white sky.

The meadows and far-sheeted streams
Lie still without a sound;
Like some soft minister of dreams
The snow-fall hoods me round;
In wood and water, earth and air,
A silence everywhere.

Save when Some farmer's sleigh, urged on,
With rustling runner and sharp bells,
Swings by me and is gone;
Or from the empty waste I hear
A sound remote and clear;

The barking of a dog, or call
To cattle, sharply pealed,
Borne, echoing from some wayside stall
Or barnyard far afield;

Then all is silent and the snow falls
Settling soft and slow
The evening deepens and the grey
Folds closer earth and sky
The world seems shrouded, far away.

Its noises sleep, and I as secret as
Yon buried stream plod dumbly on and dream.. . ."

Loreena McKennitt - Snow