Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Thursday, December 31, 2009

İyi yıllar =)

Bugün Moth hikayesi yok, aslında moth'luk olaylar da oldu ama neyse =)

Yeni yıl umarım herkese güzel şeyler getirir, son gününde bir anda kucağıma fırlattıkları gibi ^^

Herkese iyi yıllar!

~ Rose

Not: Düş resmi olarak Aesten Dünya projesinden ayrılmış bulunmakta. Adra ile olan arkadaşlığımızın iş ortaklığına dönmesinden mutlu değilim, bu yüzden Düş hikayeleri artık Düş olarak sadece burada yayınlanacak.

Moth 05 - Küllerden küllere

"Öldürmeyi, gömmeyi, yakmayı, yok etmeyi denedim. . . Her şeyi denedim. Kendimi öldürdüm defalarca, belki acısı hafifler diye. Ama her defasında daha net bir biçimde geri döndüler bana, daha gerçek bir biçimde. Kurtulamadım. Fark edemediğim bir şey olmalıydı, göremediğim bir yol."

Kızıl saçlı kadının ayakları kumların sıcaklığından yanıyordu ama önemsemeden yürümeye devam etti.

"Ama artık görüyorum."

Moth 04 - Sürgün

"Sürgünde geçirdiğim günler zordu. Ama belki de, buna ihtiyacım vardı."

"Keşke senin için orada olabilseydim." dedi kadın, kollarını ona sıkı sıkı sararak. "Keşke orada olabilseydim."

Monday, December 28, 2009

Moth 03 - Alışveriş

Bazen sadece vitrinlere bakmak, eski anıları canlandıran ufak bir cam biblo almak, pek çok soruyu çözümleyebilir.

Ve bir de, hiçlikten kucağıma düşen eski bir defter var, içindeki yazıları zor okunan.

~ Rose

Not: Hikayenin orjinal metninden çok, yazarın hikaye üzerine yorumlarıdır =)

Sunday, December 27, 2009

Moth 02 - Onu Öldürme

"Lütfen. . . Onu öldürme. Yaşamasına izin ver!" Kızın hıçkırıkları yankılandı .

Moth 01 - Damsel in Distress



Saturday, December 26, 2009

Moth 00.

---

Gün ağarırken, doğu kıpkırmızıydı. Güneş sanki bulutları öldürmüş, gökyüzü kan kesmişti. Düş, sessizdi. tüm kentler uykudaydı, doğa uykudaydı, gece avcılarının inlerine çekildiği, gündüz yaratıklarının daha uyanmadığı saatti. Sessizdi tüm ülke; tek ses rüzgarın ağaçların yapraklarını hışırdatmasıydı, bir de kıyıya vuran dalgaların.

Gözlerini bir atın kişnemesiyle araladı Camy. Tüm ülkenin uykuda olduğu bu saatte, kim uyanıktı ki? Merakla yataktan çıkıp pencereye ilerledi. Ufka baktığında, çok uzaklarda siyah bir at ve atın üzerinde bordo pelerinli bir figür seçebildi. Atın hızından mı yoksa pelerinin bordo olmasından mı bilemedi, ama gidenin Kelebek olduğunu anladı. Merakla üzerini giyinip asasını aldı ve merdivenleri aşıp kızıl saçlı kadının odasına çıktı.

Kapı aralıktı. Çalışma masasının üstü haritalar, çizimler ve sayfalar dolusu yazıyla doluydu. Yerli yerinde olmayan bir kaç şey vardı; yaktığı odasının ve Sammy'nin eşyalarının külleri, baltası, son bir aydır tuttuğu günlüğü. Onun dışında bir kaç parça kıyafet almıştı yanına. Çalışma masasının ve şöminenin üstündeki şamdanlardaki mumlar eriyip tükenmişti. Yatağı bozulmamıştı; anlaşılan bir süredir uyku uyumuyordu kraliçe; bu kaçışın planını ne zamandır yapıyordu?

Merakla odada yürümeye devam etti ve az ilerde, perde ile örtülü duvarı fark etti. Kırmızı damlalar onu oraya yönlendiriyordu, duvarın dibinde yerde gümüş bir hançer duruyordu. Camy garipsedi, kaşlarını çatıp bir eliyle perdeyi kavradı, sertçe aşağı çekti. Perde kolayca çıktı ve süzülerek yere indi.

"Geri döneceğim." yazılıydı büyük kırmızı harflerle ve Kelebek'in kanlı el izleri vardı tüm duvarda, mürekkeple kazınmış kargacık burgacık pek çok notla beraber. Okunması zordu, net olanlar ise Camy'nin anlamadığı bir dilde yazılıydı. Ama en korkunç olan, duvara konup orada ölüp kalmış olan onlarca kelebekti. bir kaçı hala kanatlarını titretiyor, geri kalanı sessizce ve hareketsizce öylece duruyordu.

Camy bir kaç geri adım attı ve duvara parça parça bakmak yerine bir bütün olarak süzdü dikkatlice. Şaşkınlıkla gözleri kocaman açıldı.

Yazı, el izleri, mürekkeple kazınmış notlar ve ölü kelebekler, sanki bir haritayı andırıyor, içine çizilmiş yol ise tek bir sembole benziyordu.

Kocaman bir gece kelebeğine.

Perdeyi geri duvara örttü Camy, kapıyı arkasından çekti ve kilitledi. Kelebek geri dönene kadar, Düş'de şölen devam edecek, kimse onun yokluğunu bilmeyecekti. O geri döndüğünde ise, hiçbir şey olmamış gibi davranacak, bundan kimseye bahsetmeyecekti.

Çünkü Camy biliyordu ki, Kelebek geri döneceğini söylediyse dönecekti.

Eskisinden daha güçlü olarak.

Tıpkı S'arrus'u aramaya çıktığındaki gibi. geri döndüğünde kontrolü ele aldığı gibi. Geri döndüğünde yine bir şeyler değişecekti. Ve eğer dikkat etseydi, Ağaç'ın bahçesinde açan çiçekleri görebilirdi. . .

~ Rose

Kelebek'in bu yolculuğu, aylar önce ön gördüğüm ama ne zaman ya da nereye dair olacağını bilmediğim bir hikayeydi. Ancak, bunun olacağını biliyordum. Yolculuk hikayesi, kağıtlara yazılacak, blog'a taşıyıp taşımayacağımı bilmiyorum. Av yazısı ise, sanırım eve döndüğümde yayınlanacak. Burada internet bağlantım kısıtlı.

Not: Kelebek'in yazdığı yazılar, çizdiği rotalar ve odasında kararı vermek için uyguladığı kan ritüelleri hakkında bir fikrim yok. Tıpkı Camy gibi, gözlerimi açtığımda, yoktu.

Friday, December 25, 2009

From Butterfly to Moth

Ful versiyon için; http://www.youtube.com/watch?v=aXx3qb4H0po&feature=related

İstanbul <3

Bu akşam 7'de uçağım kalkıyor bu diyarlardan. Haftaya Pazar'a kadar İstanbul'da oluciim. Gezi eğlence tozma oh.

Yeni yıl yazısı yazacaktım ben ama unuttum. Hikayenin kalanını da. Meeh.

2010 daha güzel bir yıl olsun. Daha az boğuşayım dertlerle. Zaten herkesin isteği o değil mi?

Bir de, benim için ağlayın olur mu ^^

Sizi seviyorum.

~ Rose

Thursday, December 24, 2009

Butik Hesionka alışverişim <3 Yay!

BUTİK HESİONKA ALIŞVERİŞİM GELDİİ! ( Aslında bir hafta oldu geleli ama fotoğrafları ancak çekip koymaya vaktim oldu <3)>

Buuu Victorian Lady Top Hat! Çok tatlı bişi, tokalı böyle takıyorsun. Nerede kullanırım bilmiyorum ama benim olmalıydı <3
Bu Poof Poof berem. Panda o fare değil >.<>Bu daa Hesi'nin hediyesi bileklik! Çok tatlı, daha önce hiç kullanmadığım tarzda bir şey ama bayıldım <3

Bu arada Butik Hesionka , bu da Hesionka Blog ! Mutlaka bakın, hem çok güzel şeyler var butikte, hem de Hesi'nin yazıları über eğlenceli =D

Merakla yeni gelecek ürünleri bekliyorum <3

~ Rose

Av Partisi 0 - Hazırlıklar

Şölenin son günlerine yaklaşılıyordu artık. Arleon'un kış toprakları Aporia'da verilecek büyük şölen için hazırlıklar başlamış, konuklar bir diğer şölene gitmeden önce evlerine uğramak istemiş ve erken ayrılmışlardı. Her şeyin farkında olan Kelebek, Şölen'e görkemli bir son vermek için hazırlıklara başladı. Aklında güzel bir fikir vardı ve bu fikri hayata geçirmek için Morrigan'a ihtiyacı vardı.

Sabah, öğrencileriyle yaptığı dersinden sonra şömine başında çay içen Morrigan'ın yanına gitti.

"Günaydın." dedi gülümseyerek, ve on buyur eden kadının yanına oturdu. Morrigan bir fincan da ona koydu.

"Günaydın. Son bir kaç gecedir kabuslar gördüğünü hissediyorum. Hatta, benim de parçası olduğum kabuslar." Morrigan fincanı Kelebek'e uzattı.

"Ah, evet. Ama büyük bir sorun yaratmıyorlar, geçip gittiler işte." Sakince fincanı aldı ve dudaklarına götürdü. "Aslında buraya yardım istemek için geldim."

"Kabusların için mi?"

"Hayır. . . Şöleni bitirmek istiyorum ama büyük,şölene yaraşır bir sonla. Bir av partisi vermek istiyorum. Ve düşündüm ki. . ."

"Senin için Kuzey'in büyülü beyaz geyiklerinden çağırabilirim?"

"Kesinlikle. Hem akıllı hem büyülü oldukları için, oldukça eğlenceli olacağını düşündüm."

"Sanırım bu konukseverliğin ve muhteşem şöleninden sonra buna hayır diyemem. İstediğinde, av partisinin başladığı sabah bana söyle. Ben de sana çağırayım."

"Teşekkür ederim."

"Şimdi," Morrigan gözlerini kadının gözlerine dikti. "Bana Jezabel'i anlat."

Kelebek şaşkınlıkla Morrigan'a bakakaldı; nasıl bilebilirdi ki?

Orta yaşlı kadın ondan beklenmeyecek bir sıcak gülümsemeyle "Seni kandırmak çok kolay ve ağzından laf almak. Suratından okudum bile ne okumak istediysem."

Kelebek kızardı ve yüzünü fincana gömüp çayı dikti.

--
Şehrin ortasında büyük bir göleti çevreleyen parkta geziyordu kızıl saçlı kadın. Ağaçlar yapraklarını dökmüş, kar birikintileri artık basılmaktan buz kütleleri haline gelmişti. Yine de huzur veren bir görüntüsü vardı bu kış manzarasının. Ağaçlardan birine yaslandı yavaşça, sonra yanağını ağacın güçlü gövdesine yaslayıp gözlerini kapadı.

Düşünmesi gerekliydi.

Hiçbir şey işe yaramamıştı. Bir türlü verdiği sözleri tutamıyordu. Çünkü biliyordu ki, bir kere karar verdiğinde iş inada binecek, belki zaten varolmayan ama varolabilecek olan her şey yok olacaktı.

Bunu yapacak cesareti neden kendinde bulamıyordu?

Yavaşça gölete yürüdü, her bir adımıyla daha çok sulara gömüldü. Yürüdü, ta ki tamamen suyun altında kalana kadar.

Ve orada kaldı.

Saatler sonra tekrar suyun altında sözlerini açtığında kafası hala karmakarışıktı ama son zamanlarda uyuduğu belki de en güzel uykuydu bu. Gülümsedi. Yavaş adımlarla kar suyunun çelikleştirdiği sudan çıktı. Dışarıda buz gibi bir rüzgar esiyor, herkes paltolarına ve kürklerine sarınmış kaçıyordu.

Kelebek ise sadece korseli ıslak elbisesiyle ağır adımlarla, her bir adımında arkasında ıslak bir iz bırakarak kaleye geri yürüyordu.

Bir işaret daha.

Ve sonra her şey bitecek.

~ Rose

Dragon Age Origins OST - Elves at the Mercy of Men

Wednesday, December 23, 2009

Rosemary's Baby / Jezabel II

[ Fantomas - Rosemary's Baby : http://www.youtube.com/watch?v=HrSqZzkCgAU ]
------

"Elimi tut, korkma sakın. Burdayım, merak etme."


CamaeL , Kelebek'in elini sımsıkı tutuyor, kızıl saçlı kadının suratı acıyla kasılıp boğazından çığlıklar yükselirken ona olabildiğince destek oluyordu. Morrigan'ın odasındalardı; Kelebek kalçası yatağın kenarına gelecek şekilde yatağa uzanmış, CamaeL'in kucağına kafasını dayamıştı. Kızın elini sımsıkı tutuyor, gelen her bir sancıda çığlığı basıyordu.

"Ikın." diye bir emir verdi Morrigan, sakince Kelebek'in şiş karnına bastırırken. Soğuk kanlılığını koruyor, Kelebek'in bacaklarının arasından akan kana tepki vermeden işini yapıyordu. "Bitmek üzere. Daha sert."

Terden saçları sırılsıklam olmuş kadın yarım gündür doğumdaydı. Zordu, kanıyordu, canı acıyordu, gözyaşları ver ile sırılsıklamdı yüzü. Çığlıkları tüm kalede yankılanırken herkes büyük bir endişeyle beklemedeydi.

"Yeter!" diye son bir çığlık attı Kelebek can havliyle. O an bir bebeğin ağlayışı yükseldi Morrigan'ın durduğu taraftan.

"Sağlıklı bir kız." dedi kadın bebeğin göbek bağını kesip ılık suyla bebeği silerken. "Görünür bir kusuru yok." Sıcacık battaniyelere sardı sonra bebeği. Yaklaşıp Kelebek'in kollarına bıraktı. Kelebek onu kollarına aldığında ne kaybettiği kan ne de yarım gündür çektiği sancılar umrunda oldu. Bir an yüzü buruştu, gözlerinden bir damla yaş düştü bebeğe sarılırken.

"Ben senin. . .annenim?"

***

En güzel ahşap beşik, en güzel kumaşlardan yapılma yastıklarla süslü bu muhteşem beşik, Kelebek'in cibinlikli yatağının yanında duruyordu artık. Kelebek, yatakta uzandığı yerde yan dönmüş, kendini toparlayana kadar yattığı yerden beşiği izliyordu. Tek tek tüm liderler onu tebrik etmeye gelmiş, bütün gün Morrigan onun sağlığını kontrol etmiş, tüm ağır işleri Camy yüklenmişti. Şimdi yalnızdı. Bebeğiyle.

Hatırlayamadığı o ufak detay bir an kafasında parladı. Bebeğin babası kimdi? Neden yalnızdı? Bir anda nasıl olmuştu bu?

Uykuya daldı.

***

Bebeğin çığlıkları geceyi dağıtırken yataktan doğruldu Kelebek. "Neler oluyor? Neden ağlıyorsun?" diye sordu uyku sersemi, cevap alamayacağını bildiği halde. Perdeyi çekip beşiğe baktı. Beşiğin önünde bir kadın duruyordu.

"Sen. . .kimsin, ne yaptığını sanıyorsun?!" bir anda yataktan fırladı Kelebek ve beşiğe koştu. Çığlıklar susmuştu.

"Artık ağlamayacak." dedi kendi sesi.

Kelebek şaşkınlıkla beşiğin yanında durana baktı. Kendisine bakıyordu. Ellerinde kan vardı. Yüreği parçalanmış bir halde korku dolu gözlerle çevirdi başını beşiğe. Kan...?

"Bak, ne kadar da mutlu. Artık sonsuza kadar mutlu olacak. Hem sen bilmez misin, erken ölen bebekler, cennete giderler!"

"Sus. . . sus. . . nolur sus. . ." Kelebek geriledi. Gözleri şokun etkisiyle odada dönüyor, ben karşısında duran kendine bir beşiğe bakıyor, elleri saçlarını kökünden tutup çekerken acı hissetmiyordu. Gözlerini her bir açıp kapayışında oda iyice çarpılıyor, beşikteki kan akıp duvarlara yayılıyor, karşısında duran kendisi ölü bebeğini kucağına almış, o rahatsız edici ninniyi söylüyordu.

Bir anda durdu, gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı kan kokusu dolarken burnuna. Sakinleşmeye çalıştı ve o an bir isim parladı zihninde.

"Jezabel."

Gözlerini açtığında yemyeşil bir düzlükteydi ve otlar beline kadar geliyordu. Karşısında o siyah elbiseli, kıvırcık sarı saçlı kadın vardı ve gülüyordu.

"Çabuk öğreniyorsun Kelebekçik."

"Kendini fazla belli ediyorsun."

"Bu seferki performansını daha çok beğendim. Kimseye söylemesen bile ben içini biliyorum. En çok istediğin şeyleri sana verip bir anda geri almak ne kadar eğlenceli bir bilsen."

"Hm hm, eminim öyle olmalı. Bir de amacını anlayabilsem...?"

Sarışın kadın Kelebek'e yaklaştı, ellerini onun yanaklarına yaslayıp yüzünü avuçladı. "Gördüğün ve yaşadığın her bir kabusla, daha da güçlenmiyor musun, Kelebek?"

Kelebek bir bebeğin ağlamasıyla uykusundan uyanıp gözlerini açtı. Aceleyle yataktan fırladı fakat sesin, açık teras kapısının ötesinden, çok uzaklardan geldiğini o an fark etti. Yatağa çöktü tekrar ve kendisini geri atıp tavanı izledi.

O gece, bir daha hiç uyumadı.

~ Rose


Wednesday, December 16, 2009

Duyuru!

Haftaya salı akşamına kadar buraya bakmayı bırakabilirsiniz, proje teslimi dolayısıyla evde olmayacağım çünkü, kafam meşgul olduğu için de hikaye yazamayacağım.

Geldiğimde önce Butik Hesionka alışverişim, sonra Loreanla ortak bir hikayemiz olacak. ardından 3 bölümlük bir av partisi yazacağım. Ava katılmak isteyenler bana mail atabilir, hikayede boy gösterebilirler =) yorum da olur farketmez.

Dua edin benim için. öpüldünüz. Kızdı birisi xD

~ Rose

Monday, December 14, 2009

Winter Dance

Gün boyu yorucu bir etkinlikler silsilesinden sonra Kelebek, bir şölen akşamına daha hazırlanmak için odasındaydı. Bu gece şölen alanında büyük ateşler yakılacak, liderlerin yanlarında getirdikleri yetenekli çalgıcılar bir süredir beraber prova ettikleri şarkıları çalacaklardı. Konuklar da eşleşerek, salon danslarıyla eğlenecekti. Evet, kesinlikle güne uygun bir etkinlik olacaktı bu.

Üzerini giyindikten ve makyajını bitirdikten hemen sonra şölen alanına indi Kelebek. Herkes birer ikişer gruplaşmış, aralarında sohbet ediyorlardı. Hizmetkarlar hiçbir masayı boş bırakmıyorlardı; Kelebek tatmin olmuş bir biçimde hepsine başını salladı. Ve en son konuk da şölen alanına ayak bastığında çalgıcılar yerlerini alıp bir vals melodisi çalmaya başladılar.

Konuklar ve liderler, kendi aralarında eşleştikleri gibi bir bir dansa kalkıp geniş çimenlikte dönmeye başladılar gülümseyerek. Kelebek sessizce oturduğu yerden izlemeye karar vermişti ki, uzun, ince beyaz bir el ona uzandı.

"Bu dansı lütfeder misiniz, leydim?"

Yabancı biriydi bu, uzun siyah cüppeler giymişti ve yüzü gölgeliydi, seçemedi kim olduğunu. Elini uzatıp ayağa kalktı, adamın bir eli onu belinden kavrarken, öbürü sıkıca elini tuttu. Kelebek şaşkın bir biçimde adama bakmaya devam ederken, adam çok çoktan kontrolü ele almış, Kelebek'in adımlarını yönlendiriyor, şarkıya uygun adımlar atıp onu etrafta döndürüyordu. Çok geçmeden fısıldaşmalar başladı. Çiftler dans alanını bir bir terk ederken gözler Kelebek ve gizemli kavalyesinin üzerindeydi artık. Mükemmel bir uyum içinde dans ediyorlardı, ritim hiç bozulmuyor, sanki havada süzülüyorlardı.

Sonra müzik yavaşladı, adımlar da. En sonunda durdular. Kelebek adama baktı, yüzünü seçmeye çalışarak.

"Sen. . . kimsin?" diyebildi sadece.

"Beni bu kadar çabuk mu unuttun?" Başlığının altından beyaz saçları görünüyordu, Kelebek'in yanağındaki elinin dokunuşuysa tanıdıktı. Adamın yüzü yavaşça kadınınkine yaklaşırken başlığı düştü arkaya, Kelebek'in gözleri kocaman açıldı şaşkınlıkla karışık bir korkuyla ama öpücüğe karşı koyamadı.

"Hmmmmh. . . Hayır . . ." Sersem bir biçimde gözlerini araladı; odasındaydı. Şömine yanıyordu ve üzerine bir battaniye örtülmüştü. Pencereden dışarıya göz attı; gün yeni batıyordu. Gördüğü. . . rüya mıydı? Eli kılıç şeklinde dövülmüş metal mektup açacağına gitti ve gergin bir biçimde onunla oynamaya başladı. Herşeyi yakmıştı ama yine de tamamen kurtulamamıştı? Hmh, bu olmamalıydı, hayır. Düşüncelerinde, ona yer yoktu; yasını tutmuş ve herşeyi bitirmişti.

"Bitti!" diye bağırdı kendi kendine ve ani bir sinirle kağıt açacağını fırlattı.

"Hey, dikkat et!" dedi Camy, hemen sağında, kapının kasasına saplanmış olan mektup açacağına bakarak. "Dans başlamak üzere, onu haber vermeye geldim."

Kelebek hiçbir şey söylemeden onu takip etti. Tıpkı rüyasındaki gibiydi şölen alanı ve tıpkı rüyasındaki gibi başladı dans.

Ama gece boyunca Kelebek, bir kere bile dansa kalkmadı.

~ Rose

Blackmore's Night - Winter (Basse Dance) [ http://www.youtube.com/watch?v=PKSqyFJXSM4 daha iyi bir versiyonunu bulamadım :/ 3dk lık orjinalini bulun bir yerden mutlaka :/ ]

not: Bir gece bişi yazmadım diye herkes başıma çöktü =) buyrun efendim güzel bir hikaye size bu gecelik =)

Sunday, December 13, 2009

"Şölen aylardır sürüyor." dedi Kelebek terastan kenti izlerken. "Kraliçe oluşumu bu kadar kutlamak yetmeli. Belki bir ay daha, ve sonra işler var yapılacak."

"Yeni yıl geliyor. " dedi Camy, elindeki not defterine aceleyle bir şeyler çiziktirirken. "Yeni yıl kutlamaları başlayacak. Duyduğuma göre değişik komşu ülkelerde kutlama planları var. Onlara katılabiliriz."

"Evet, gelecek davetiyeleri dikkatli incelemek gerek. Bir de, iç çember beni gördü, dış çemberi ziyaret etmek istiyorum. "

Düş yuvarlak bir adaydı ve 6 büyük kent dışında başka şehirler ve köylerden oluşuyordu. Bu diğer şehirler ve köyler çemberler halinde dizilmişti; İç Çember başkent Düş'e yakın olan köyleri kapsıyordu. Dış Çember ise diğer 5 kente daha yakın olan, kıyı taraflarındaki şehirlerdi.

"Görmek istiyorum. Böylece ilerde neler yapmam gerektiğini daha iyi anlayabilirim. Benden ne beklendiğini bilmeliyim."

"Tabiiki. Ziyaret edeceğin köylere geleceğine dair haber salınsın mı? Eğer bunu istersen önce bana bir liste vermen gerekli."

"Önümüzde bitirmemiz gereken bir şölen var öncelikle. Konukların bir kısmı zaten ayrıldı, bırak, geri kalanını mutlu edebildiğimiz kadar edelim. İlerleyen günlerde gezinin detaylarını konuşuruz. Kitap satıcısı geldi mi?"

"Evet, bekleme salonunda, kabul odasına alalım mı?"

"Evet lütfen. Sıcak çay ve atıştırmalıklar da. Bugünün büyük bir kısmını orada geçireceğim. Ayrıca duyduğuma göre iç çemberdeki köylerin birinden yetenekli bir gösteri grubu varmış Düş'e. Bu gece sahne alsınlar. İhtiyaçlarının karşılandığından emin ol."

"Elbette. On dakika içinde kabul odasını görüşmeye hazır hale getirtirim. Başka bir şey?"

"Teşekkür ederim." dedi Kelebek gülümseyerek.

Camy onun gülümsemesine aynı şekilde karşılık verdikten sonra odayı terk etti. Notlarına bakıp planını yaptı kafasından ve en az zamanda en çok yolu nasıl kat edeceğini hesaplayarak koridorları adımlamaya başladı.

"Hmmh." Kızıl saçlı kadın gülümseyerek gerindi ve görüşme için hazırlık yapmaya başladı; eğer satıcı doğru söylüyorduysa, arşivi bayağı genişti ve geniş bir arşiv tam ihtiyacı olan şeydi.

~ Rose

Rob Lane - Merlin OST

Saturday, December 12, 2009

=)


AutoCAD'im kasıldı kaldı blok patlatırken, ben de biraz buraya yazayım diyorum. Sürekli hikaye yazıp duruyorum buraya, okuyan bir kitlem var, en azından okuduğunu bildiğim bana geri dönenler var;

Öncelikli olarak desteğini esirgemeyen, ziyaret etmeyi ve ziyaret etmelerini sevdiğim Çağlayan/Tılsım ve Arleon var.
Ragnor ara ara bana geri dönüşlerde bulunuyor ^^
Geagle her yeni yazımda ilk dürttüğüm kişi.
En son Sir Aenas, hikayelerimi irdelemeye başladı.
Ayna-i Marzi de ara sıra yorumlarını eksik etmiyor ^^
Jhemm, eskisi kadar sık olmasa da takip ettiğini biliyorum.
Bir de bir zamanlar Adramelech vardı, ama gene ortadan kayboldu =) Bir gün geri dönerse eminim onun da yorumlarını alacağım =D

Bunların dışında da okuyanlar var eminim, sanırım en son bir de UrieL bakıyordu buralara tekrardan. Yazmayı unuttuklarım varsa ya bana geri dönüş yapmıyorlardır ya da haberim olmuyordur geldiklerinden =)

Kısa sürede çok şey yazdım, daha ne yazacağım bakalım. Yeni silah tasarımı bitti, liderlerin bir kaçını daha çizmeliyim. sonra onlarla ilgili resimli bir post yazacağım. Biraz sıkışık bir döneme girdim. Sağlığım düzeliyor neyse ki.

Ayrıca ziyaretçi listesine not: Hesionka'nun butiğini mutlaka ziyaret edin!!! Çok tatlı işleri var bir de kendisi çok tatlı biri. Loreathan'ın bloguna da baktım, ilginç yazıları var, özellikle Twilight ve oyun klişeleri yazılarını sevdim.

İleriki gülerde gelebilitesi olan yazılar! [ Kaming Suun.]
- Hesionka Butik
- Yılbaşı
- Jezabel II
- Daha fazla şölen!
- Arleon ve Asporia ile alakalı bişeyler.
- Resimli Düş konsept çalışmaları. Başkalarının resimlerini koymaktan sıkıldım biraz. Aslında fotoğraf çekecek birilerini bulsam kendi fotoğraflarımı koymak istiyorum da neyse. Sonra artık.

Şans dileyin; iki hafta sonra uygulama proje sunumu var. Bu sefer sinir krizi geçirmeden atlatmak istiyorum. Gelecek dönem ise ne olursa olsun tek almalıyım projeyi, çünkü çok zorlandım bu dönem. Ama iyi kötü kapatıyoruz dönemi =) Yılbaşında ise sanırım öncelikli planım iptal olduğu için ablamlayım. Wii oynayacağız tüm gece galiba =D Umarım yani en azından.

Şimdi işlerime döneyim. Bir ara sıcak silikon edinip kırık takılarımı tamir edeceğim. Çok şey yapmak istemek ama zaman bulamamak. Zaman olunca popoyu sandalyeden kaldıramamak. Of! Arada Dragon Age Origins'i bitirdim, Alistair'le sonsuza dek mutlu yaşadık. Haha!

~ Rose

Blackmore's Night albümleri.

S'arrus'u Arayış, Şölen ve Liderler'in Kamera Arkası! Karakterler hakkında bilmedikleriniz =D

- Pullus'a benzeyen bir at bulmak zordu! Daha sonra onu Kelebek'e alıştırmak ve Kelebek'e binicilik dersleri aldırtmak zorunda kaldık.
- S'arrus'un dediği gibi iki gün sürmedi o çekim, gayet uzun sürdü. Ama senaryo gereği iki gün dendiğinde içim acıdı.
- Kütüphane gerçekten soğuktu.
- Filmde makaslanan yerler vardı Kelebek'in isteği üzerine. Director's Cut editionlar nette geziyor, doğru yere bakan görür !
- Vedalar yazısı içi özenle dövülen hançeri görmesine rağmen Kelebek inatla senaryoyu değiştirtip, kendine zarar verip duran bir karakter oynamayacağı konusunda ültimatom verdi. Bunun üzerine biz de bunu vurgulamak için kum saatinde karar kıldık.
- Kelebek'in Düş'ü ele geçirişi sırasında hiçbir asker veya kurt zarar görmedi.
- Liderler için seçim yapılırken çok zorlandık, birimizden biri beğenemedi çünkü. Ama şu an kendilerinden hoşnutuz.
- Noctua sürekli geç kalıyor.
- Her bir şölen sahnesi için oldukça yüklü yiyecek ve içecek masrafı yapılıyor. Ağaç'ın etrafındaki ışıklandırma ve tüm müzik de ayrı bir uğraş gerektiriyor.
- J. ve Bülbül aslında nişanlı.
- Morrigan normalde anne kıvamında bir kadın. Ama oynadığı karakter değil =D
- Kwahu gerçekten kızılderili soyundan geliyor, hm hm. Bir kaç kere ateş etrafında dans etti, bize de gösterdi, çok eğlendik.
- Gölge varlığın her bir sahnesinin efektleri için çok para ödüyoruz o yüzden çoğunlukla sadece ses olarak var.
- Rüya sahnesinde görünen Jezabel'i çağırmak zor oldu ve çağırmak için telefon kullanmadık. Çok korkunçtu.
- Kullandığımız kanın çoğu sahte =p Gerçek desek işin yoksa bi ton yüksek merciyle uğraş dur di mi.
- Her bir çekimden önce hep beraber toplanıp bi ton şarkı dinleyip arka plan müziği seçiyoruz.
- Kelebek lükse çok düşkün. O içtiği mimozanın kalanının şişede kaldığını mı sanıyorsunuz siz?
- CamaeL'in eşyaların yakıldığı sahnede ağladığını biliyor muydunuz?
- 17 izleyicimiz olduğu halde bir haftada 227 ziyaretçinin buraya baktığını biliyor muydunuz?
- Çağlayan, Tılsım ve Arleon'a da konuk sanatçı oldukları için teşekkür ederim =D
- Ha bir de, o odayı yaktık gerçekten. Kelebek gerçekten kesti o gece her yerini. Brutal takılmayı seviyor manyak hatun 8D
- Yeni balta dövülürken biz montaj oyunu yaptık, aslında bir kaç saatte bitti o iş.Noctua o kadar da yorulmadı ama tembel işte.
- Bülbül'ün sesi gerçekten güzel, herhangi bir oynama yapmıyoruz kesinlikle.

Yaaa. Kafamda bunun gibi şeyler dönüp duruyor. Karakterler bir türlü yerlerine geçmiyor, ne bileyim repliklerini şaşırıyorlar, yeterince etkili olmuyor, kafasına göre rolünü düzenleyenler var [bkz. Kelebek].

İlerde bir gün baktığımda ne düşünürüm acaba bu hikayelere =)

~ Rose

Friday, December 11, 2009

Queen

Gün doğumunda göl kenarında gezmek eğlenceliydi. Taze ve dokunulmamış kar her bir adımında ayaklarının altında ezilip çatırdıyor, etekleri ayak izlerini siliyordu. Etrafında odasında muhabbet ettiği evcil hayvanı gölgenin varlığını hissedebiliyordu.

"Etrafı ateşe verdim, Camy'ye iki tane çakıp sinirimi attım, bir de her yer kan oldu. Bütün bunları yaptığımda böyle nasıl desem. . . " devrilmiş bir kütüğün üzerine oturdu. "Bir anda etrafta parıl parıl bir aydınlık göreceğimi düşünmüştüm? Ya da ne bileyim, bir şeylerin değişmiş olmasını beklerdim en azından. Bir tek şu garip boşluk hissi var. Ne kadar fazla yer kaplıyormuş o gereksiz şeyler?"

"Muhtemelen öyledir leydim." Bir şişe belirdi ellerinde; ince uzundu ve içinde sarımsı turuncumsu bir sıvı taşıyordu. İnce uzun bir bardağa doldurup kadına uzattı. "Farkına varmak biraz zaman alabilir. Alışkanlıkları bırakmak zordur."

"Sanırım." Bardağı alıp yudumladı. "Hmmm. . . mimoza? Muhteşemsin." Portakal tadı damağına kazınırken hafifçe kütüğün üzerine uzandı. "Bir sonraki hareketim ne olmalı acaba?"

"Şölen hala devam ediyor, leydim." formsuz varlık şimdi gölgeden bir kedi halini almış, kadının yanına kıvrılmıştı. "Siz işlerinizle meşgulken konuklar eğlenmeye devam ediyordu, ve açıkçası şölen alanındaki yokluğunuz şüphe çekmeye başladı."

"Hmm bu gece orda olurum o zaman." gülümsedi. "Şu hediye gelen elbiseyi giyeyim diyorum. Aramızdaki yanlış anlaşılmanın çözülmesi üzerine Çağlayan'ın özene bözene paketlettiği hani."

"Ah, evet. Kelimeler hızlı yol alıyor değil mi leydim?"

"İleten dudaklar doğru iletse hiç bir sorun çıkmaz. Ama her zamanki gibi işin doğru yapılmasını istiyorsam kendim yapmak zorundayım değil mi?" iç çekti, bardağı dikip içkinin tadını çıkardı bir süre, göl manzarasını seyretti, eli gayri ihtiyarı kedi formlu yaratığın başını okşadı. "Eskiden yalnızlık ve sessizlikten korkardım. Ama artık seviyorum."

Bir süre manzaranın keyfini çıkardıktan sonra kaleye geri döndüler.

***

Şölen başladığında Kelebek, üzerinde hediye gelmiş olan elbisesi, en gösterişli takıları ve yeni silahıyla boy gösterdi şölen alanında. Bülbül onun isteğini kırmadı ve istediği şarkıyı söylemeye başladı. Kelebek ise bütün gece boyunca davetli beyefendilerle , Arleon'la, Kwahu, J ve Noctua ile dans etti. Kol kola girip döndüler, kadeh ve kupalarını tokuşturdular, zıpladılar, bağırarak, el çırparak şarkıya eşlik ettiler.

~ Rose

Blackmore's Night - Queen for A Day 1&2

A featherbed to rest my head
On roses would I lay
A full moon would glow every night
And summer would be every day
We'd dance and sing all afternoon
And rain would wash troubles away
Every wish would be granted for me
If I could be Queen for a Day

The finest horse the color of night
The likes you never did see
Silver stars and firelight
And candles would burn just for me
We'd dance and sing all afternoon
And rain would wash troubles away
Every wish would be granted for me
If I could be Queen for a Day...

Ahh, oh but to be the golden one

Ahh, just for one moment in the sun...

And when the night grew cold and dark
And worries ran too deep
Angels would surround my bed
And carry me off to sleep
We'd dance and sing all afternoon
And rain would wash troubles away
Every wish would be granted for me
If I could be Queen for a Day...

Every wish would be granted for me
If I could be Queen for a Day...
I could be Queen for a Day...
I could be Queen for a Day...


queen for a day part 1: http://www.youtube.com/watch?v=MkzFas0WZ2o
queen for a day part 2: http://www.youtube.com/watch?v=mt9GmdJNCNM


Elveda Sammy . . .

Camy bir gürültüyle yataktan zıpladı; kapısı güçlü bir darbeyle kırılmış, Kelebek, elinde daha önce görmediği baltaya benzer bir silahla içeri giriyordu.

"N-neler oluyor?!" diye sordu aceleyle yataktan çıkıp üzerine düzgün bir şeyler geçirirken.

Kelebek cevap vermeden masaların çekmecelerini çıkarıp yere boşaltmaya başladı. Kütüphanedeki kitaplara tek tek bakıp sağa sola fırlatıyor, mücevher kutusunun içindeki eski takıları ise ayırdığı diğer şeylerin üzerine atıyordu.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?!" diye bir çığlık koyverdi Camy, yerden eşyalarını toplamak için ileri atıldı ama Kelebek ani bir hareketle baltayı savurup önünü kesti.

"Karışma."

"Bunlar benim eşyalarım! benim iznim olmadan dokunamazsın onlara!"

Kelebek yorgunca iç çekti. "Bak bakalım hangi eşyalar." diye sordu sadece.

Bir tutan kızıl saç, bir kaç zincir, kolyeler, Sammy'den kalan giysiler, beraber yazdıkları mektuplar, günlüğü. . . "Sammy hakkındaki her şey? Seninle ne alakası var onun?"

"Hepsini yokediyorum." dedi Kelebek ve yerdeki eşyaları metal bir kovaya doldurdu.

"Hayır etmiyorsun, onlar benim eşyalarım!" Kelebek'in baltasına karşılık artık Camy de asasını çıkarıp sertçe ona doğrultmuştu.

"Evet, birbiriyle uyumlu silahlarımız, birbiriyle uyumlu kıyafetlerimiz, bir biriyle uyumlu saçlarımız vardı o zamanlar. O zamanlar AYNI BEDENDEYDİK!" diye haykırdı Kelebek baltayı savururken. "Sana dokunduğunda BANA DA DOKUNDU!" Camy zor da olsa onun saldırılarını savuşturuyordu ama, bu yeni silah gerçekten güçlüydü. . . Verdiği kan, bunun için miydi yoksa?! "Seni terk ettiğinde BENİ DE TERK ETTİ!" Asanın üzerinde çizikler bırakmaya başlamıştı balta ve Camy, korkuyordu. Hem Kelebek'in gücünden, hem de onun söylediklerinin doğru olduğunu bildiği için; korkuyordu. "Ve sen bunlara tutunmaya devam ettikçe, ben asla özgür OLAMAYACAĞIM!"

"Yeter!" diye bağırdı Camy. "Al. . . ne istiyorsan al ve git." Kelebek, güçlüydü. Karşı çıkabileceğinden daha güçlü.

Kelebek durdu, yüzünde tatminkar bir gülümsemeyle ayırdığı eşyaları alıp dağılmış olan odayı terk etti. Camy korkuyla yatağına sinerken o terasta eşyaları büyük bir zevkle yakmakla meşguldü.

"Bu da gitti." dedi kadın kendi kendine, alevlere bakarken. Gülümsedi.

~ Rose

Nox Arcana'nın bilumum enstrümental şarkısı.

Yazar'ın notu ve kısa bir açıklama: CamaeL'in hikayesi ilk yazılırken, daha Düş ve Aesten konseptleri doğmamışken, Kelebek ve Camy aynı bedeni paylaşıyorlardı. Bunu Düş'e uyarladığımda, Ağaç'ın Kelebek'i Camy'nin bir parçası olarak yarattığını, bu yüzden 6 Lider Savaşı sırasında Kelebek'in Camy yanında savaştığını, o yüzden ona o kadar bağlı ve bağımlı olduğunu yazmak mantıklı geldi. Ancak, Kelebek şu anda kendi benliğine sahip, ve gerçekten çok ama çok sinirli =)

Thursday, December 10, 2009

Securis Sanguis

Noctua elinde Kelebek'in baltasıyla Kelebek'in çalışma odasına girdiğinde, Kelebek kanepeye uzanmış, gümüş bir kutuya dizili çikolataları yemekle meşguldü. Sırtını kanepenin koluna yaslamış, oturur pozisyonda duruyordu ve bacak bacak üstüne atmıştı. Üzerinde her zaman giydiğine benzer bir bordo elbise vardı.

"Ah, Noctua, hoşgeldin." dedi kadın, kutuyu sehpanın üzerine bıraktı, oturuşunu düzeltmeye gerek duymadan adama baktı ve parmaklarını emdi. "Sanırım kafanda bir şeyler oluştu?"

"Evet, hazırlıklar tamam." dedi adam, yorgun bir sesle. Fiziksel bir yorgunluktan çok ruhsal bir çöküntü içindeydi. "Ancak başlayabilmek için sana ihtiyacım var."

"Hmm, anlıyorum." Kelebek ayağa kalkıp üstüne çeki düzen verdi. "İhtiyacın olan son şey de bende. Onu da alıp geliyorum. Birazdan ocakta buluşuruz."

Noctua başıyla onaylayıp giderken, Kelebek masanın çekmecesinden tahta bir kutu alıp tatminkar bir gülümseyele doğruldu ve adamın peşinden demirci ocağına gitti.

Büyük bir ateş yanıyordu ocakta ve Noctua'nın adamlarından biri körükle bu ateşi canlı tutuyordu. Öbürü ise bir yandan örsü temizliyordu, bir yandan gerekli aletleri hazır ediyordu. Noctua ise bir kenarda oturmuş, kadının gelmesini bekliyordu. Çok geçmeden Kelebek göründü. Noctua ayağa kalkıp hazırlıklara başladı. Kadın içeri adımını attığında, eski baltası yavaş yavaş erimeye başlamıştı bile.

Metal, özüne dönüyordu.

Yaşlı adam metalin eriyişini izlerken Kelebek adama kutuyu uzattı. Kaşları çatıldı. "Sen. . . ama nasıl?" diye sorabildi sadece.

"Bir tek seninki eksik." dedi Kelebek gülümseyerek. "Zor olmadı." ve sonra hizmetkarlardan biri metal bir kovayla gelip normalde su ile dolu olması gereken yeri kovadaki kanla doldurdu. "Bunu bulmak daha zordu."

Yaşlı adamın gözleri doldu birden. Kulaklarında Kelebek'in daha savaş hiç olmamışkenki sesi vardı. Neşe dolu, saf ve çocuksu. Evet, belki o zamanlar bile büyük bir yıkım yaratacak güce sahipti. . . Ama o zamanlar bunun için içi acırdı. Şimdi? Rahatlığı akıyordu resmen üzerinden. En ufak bir pişmanlık duymuyordu.

Kelebek'in rahatsız edici bir sesle bir şarkıya başlayışı Noctua'yı düşüncelerden uyandırdı. Sözleri tam olarak çıkartamadıysa bile, tüm benliğiyle şarkıdaki büyülü enerjiyi hissedebiliyordu. Yavaşça elindeki kutuyu açıp içindeki kristal şişeyi çıkardı. Tıpayı açtı, kemerindeki hançeri alarak elinde açtığı bir yaradan akan kanı şişenin içine damlattı. Şişeden her bir liderin sesi tek tek fısıltılar halinde yükselirken yaşlı adam kırmızı sıvıyı yavaşça eriyik metale dökerek karıştırmaya başladı. Metal renk değiştirdi bir an ve hafifçe parladı.

Kelebek rahatsız edici şarkısına devam ederken vücudu da şarkının ritmiyle hareket ediyor, o hareket ettikçe alevler daha bir güçlü yükseliyor, metal kaynıyordu. En sonunda Noctua eriyik metali kalıba döktü; eski baltaya benzer bir kalıptu bu, ankh şeklindeydi ama iki yanında üçer çıkıntısı vardı bu yeni silahın. İşlenene kadar belli olmayacaktı nasıl bir şey olacağı anlaşılan.

Şekle diren metali alevlerde ısıtan noctua, dövmeye başladı. Bu metali dövmek için, aynı metalden yapılma kendi balyozunu kullanıyor, yine de ne kadar çok efor sarfettiği yüzünden okunuyordu. Çok geçmeden yaşlı demirci ter içinde kalmıştı ve işi daha yeni başlamıştı.

Baltanın ana parçasını dövüp güçlendirmek, sıcaklığını kan ile susturmak ve soğutmak işlemi bir kaç gün ve bir kaç gece sürdü. En sonunda büyüyle parıl parıl parladı balta ucu ve hazırdı. Bu sefer onu alıp ince işlemeye başladı Noctua. İnce ince kanat tüyleri desenleri işledi. İnce tel metaller yapıp ördü tek tek. En sonunda o kocaman kırmızı taşı yerleştirdi baltanın kalbine. Ve sıra sapa geldiğinde adam yürümekte zorlanıyordu artık. Fakat Kelebek'in şarkısı onu uyanık tutuyordu.

Baltanın sapı da hazır olduktan sonra sıra ikisini birleştirmeye gelmişti. Bir gece onun sağlamlığı üzerinde uğraştı yaşlı adam. İki gecenin sonunda gün ışığı yükselmeye başladığında bitmişti. Kristal şişe boştu artık. Demiri soğutmak için kullanılan kan havuzu pıhtı doluydu. Ocak yanmıyordu ve üç adam yorgunluktan tükenmişti. Noctua cila ve bileyileme işini bitirdikten sonra baltayı kadına sundu.

"Düş'ün leydisi, Kan Cadısı Kelebek için, Ağaç'ın özünden, Liderler'in kanından. Düş'ün kendi parçasından. Günler bitip son gelene kadar, asla kırılmayacak."

Kelebek gülümseyerek aldı baltayı. "Teşekkür ederim, Usta Noctua." Şarkısı sustuğu gibi yığıldı üç adam oldukları yere. Hizmetkarlar onları odalarına taşırken Kelebek bu yeni şaheseri tarttı elinde.

"Öncekinden daha iyi ve daha sağlam." diye mırıldandı kendi kendine. Denemek için körüklerin yanında duran örse doğru savurdu baltayı.

Sanki metalden örs değildi; bir kalıp tereyağıydı kestiği.

Kelebek bir kahkaha atıp çalışma odasına yöneldi. Bir yandan baltasını elinde çeviriyor, bir yandan dudaklarından neşeli bir ıslık dökülüyordu.

~ Rose

Ordo Funebris - Maellus Maleficarum

Noctua'yı Ziyaret

Kalenin ana binasının en üst katındaki odasına yerleşip, üzerine çeki düzen verdikten sonra, baltasını yaslı olduğu yerden aldı. Gözü bir an baltanın ucun bağlı, boncuklarla süslü bir tutan sarı saça takıldı. Bakışlarını çevirdi, sanki hiç efor sarfetmiyormuşçasına baltayı elinde çevirerek odasından çıktı.

Yüksek tavanlı koridorları geçti, merdivenlerden indi ve çıktı. En sonunda misafir odalarının birinin önünde durup kapıyı çaldı. "Noctua!"

Yaşlı adam uykulu gözlerle kapıyı araladı fakat Kelebek'i gördüğünde gözleri faltaşı gibi açıldı. Gözleri normal insanlardan fazlasını görürdü ve Kelebek'e baktığında gördükleri hoşuna gitmemişti. Korkutmuştu onu. "Gel. . . Gel içeri." diye buyur etti onu. Kadın içeri girerken Noctua, onun kanla kaplı baltasını getirdiğini de gördü. Ne isteyeceğini az çok tahmin etmişti şimdi.

"Nasılsın, hastalığın geçti mi? Bülbül ortalığı velveleye verdi, görmeliydin. . . Seni gerçekten çok seviyor." Şöminenin başındaki sandalyesine oturup dizlerini battaniyesiyle örttü.

"Hmm, evet iyiyim." dedi kadın dalgınca. Şöminenin alevlerine bakıyordu. Sonra sessizce onu süzen Noctua'ya döndü. "Evet, düşündüğün gibi senden onu istemeye geldim."

"Benden imkansızı istiyorsun Kelebek. Senin için yeni bir silah dövebilirim belki, ama eskisini eritmek? O Ağaç'ın bir hediyesi, hangimiz onun yarattığı bir şeyi değiştirebilir ki?!"

"Ben değiştirdim." dedi Kadın yüzünde sinsi bir sırıtışla. "Ben, değiştim. İmkansız değil. Ve bunu yapabilecek biri varsa o da senden başkası değil, Noctua."

Adam gözlerini kırpıştırdı şaşkınlıkla. Evet, Kelebek değişmişti. Buna hepsi şahit olmuşlardı. Bu Ağaç'ın gücünün zayıfladığını mı gösterirdi, yoksa Ağaç'ın buna izin verdiğine mi, bilemedi.

"Pekala, deneyeceğim." dedi en sonunda ve baltayı almak için elini uzattı. "Ver, bir dengesine bakayım, metaline, özelliklerine. Sonra bana nasıl bir şey istediğini anlat."

Kelebek baltayı uzattı; bir adam boyunda, ince uzun saplı ve çift kenarlı bir baltaydı bu. Ankh şeklindeydi, iç kısmından zincirler sallanıyordu. Düz kenarlarına kelebek kanatları işlenmişti.

"Hmm." dedi adam, ayağa kalkıp bir kaç kez savurarak. "Senin gibi bir hanım için fazla ağır ve büyük bu."

"Uygun." dedi Kelebek sadece. "Onunla doğduğumu unutma, biz biriz."

"Hmm." dedi adam tekrardan silahı denerken. Metali kendi balyozu gibiydi; Aesten üzerinde başka bir eşi daha yoktu. "Nasıl bir şey istiyorsun peki?"

"İşlemecilikte usta sensin, o konuda sana güveniyorum. Silah olaraksa, hem uzun saplı baltalar kullandım, yakın zamanda değiştirmeyi düşünmüyorum. Ama gözlerinin herkesten farklı gördüğünü biliyorum. Bu kararı verebilecek kadarını gördüğünden eminim." Kadın gülümsedi, ayağa kalktı. "İstediğin her şey karşılanacak, nelere ihtiyacın olduğunu bana en yakın zamanda ulaştırırsan, ve en kısa zamanda başlarsan sevinirim."

Adam durdu, bir baltaya bir de kadına baktı. "Ağaç bir gece bana bizim silahlarımızın yapılış sırrını açıklamıştı bana." dedi sessizce, düşüncelerle dolu. "Bunun için gerçekten büyük bir bedel ödemen gerekecek, farkındasın değil mi?"

Kelebek kapının önünde durdu, hafifçe adama dönüp gülümsedi. "Peki bunu yapmazsam ödeyeceğim bedelin farkında mısın Noctua?" diye sordu. "İyi geceler."

Kadın kapıyı arkasından kapatıp giderken Noctua sessizce koltuğuna çöküp önüne koyduğu baltayı incelemeye başladı. Kelebek'in sözleri kafasında yankılanıyordu.

~ Rose

Dokunduğu Her Şey.


Kelebek yorgun bir biçimde gözlerini kırpıştırıp saate baktı; saatlerdir kesintisiz çalışıyor, elindeki kitabı kopya ediyordu. Son sayfanın son noktasını koyduğunda suratında kocaman bir gülümseme belirdi. Zaman gelmişti.

Paketlediği eşyaları çoktan taşınmıştı; seçtiği giysiler, takıları, kitapları, kutular dolusu ıvır zıvır, aynalar, ve pek çok başka şey. Mobilyalar kalmıştı odada; yatağı, perdeler, çalışma masası, dolap, siyah ayna. . . Onu ararken giydiği giysileri paramparça edip odanın ortasına atmıştı. Dokunduğu herşey orada, tepeleme duruyordu.

Sıra Aesten üzerinde en değer verdiği şeye geldiğinde duraksadı. Parmakları kenetlendi kitaba. Bırakmak istemedi. Sonra kasları gevşedi, bir anda iki kapağı tutup ikiye ayırdı kitabı, dikiş yerlerinden ayrılan yaprakları buruşturup fırlattı. Gözlerini kısıp odayı son bir kez süzdü. Kopyaladığı defteri aldı, teras kapısına çıktı, kanatlarını gererek havalandı. Tüm vücudu yay gibi gerindi ve avuçlarında alevler birikmeye başladı. Büyüdürler, büyüdüler. Ta ki Kelebek bir anda biriken alevleri sert bir hareketle bir zamanlar odası olan kuleye yönlendirene kadar.

Kule çabucak alev aldı. İçindeki her şey, acı bir yanık kokusu bırakarak yanmaya başladı. Değer verdiği, geçmişiyle alakalı tutunduğu herşey, vazgeçemediği her şey, gözlerinin önünde, onun ellerinde yanıyordu. Yüzünde sadistçe ama tatminkar bir gülümsemeyle izledi yangını. Kaledekiler bir yaygara kopardıysa da, Kelebek onları susturdu.

Saatler boyu yandı kuledeki oda, içindeki her bir eşya tamamen yanıp kül olana dek. Alevler sadece yakılmak istenenleri yakmış, kalenin diğer yerlerine sıçramamıştı. Yangın kendi kendine söndüğünde Kelebek odaya girdi tekrar, eliyle süpürür gibi bir hareket yapıp külleri havalandırdı. Eli havada dans eder gibi hareketler çizerek külleri yönetti ve bronz bir kaba doldurdu. Hepsi bittiğinde kabın ağzını kapattı.

"Ve artık dokunduğun hiçbir şey yok bu ülkede." durdu, kabı bir kenara koydu, yerdeki hançeri aldı, duvardaki islenmiş aynaya baktı. "Bir tek şey hariç. . ."

Kelebek hiç ses çıkarmadan ve duraksamadan daldırdı hançeri etine. Dokunduğu hiçbir şey, hiçbir yer üzerinde kalmayana kadar ayrıdı derisini etinden. İşi bittiğinde hala ayaktaydı ve gülüyordu.

"Artık yoksun."

Aynaya tekrar baktığında iyileşmiş olan yüzünü gördü. Az önce kendine yaptığının tek kanıtı ancak elbisesindeki lekeler olabilirdi. . . ya da yerdeki kendi eti.

~ Rose

Bill Brown - Undying Main Theme

Wednesday, December 09, 2009

One Step At a Time.

Kan caısı ter içinde yatağından doğrulduğunda hava karanlıktı. Açık pencereden şölen alanından yükselen müzik ve kahkaha sesleri geliyordu; her şey yolundaydı anlaşılan. Bir kaç dakika gözlerini kapayıp sadece oturdu yatağında, nefesini düzenledi. Bu birdenbire gelen hastalık metabolizmesını mahvetmiş, ölmeyen bedenini güçsüz düşürmüştü. En son ne zaman böyle hasta olmuştu?

Daha önce hiç böyle hasta olmuş muydu?

Sabahlığına uzandı, fakat kıyafetlerinin sırılsıklam olduğunu fark ettiğinde önce onları değiştirmesinin iyi olacağı kafasına dank etti.

"Temiz giysilerini Bülbül hazırlayıp yatağın ayak ucuna bıraktı." Bir çift kırmızı göz Kelebek'e bakıyordu.

"Teşekkür ederim." diye mırıldandı kelebek ve odasındaki varlığa aldırmaksızın çabucak üzerini değişip sabahlığına sarındı. Elinin ters bir hareketiyle şamdandaki üç mum yandı, odayı aydınlattı; odada Kelebek haricinde kimse yoktu.

"Gördüğün kabus gerçekten korkutucu muydu?"

"Korkutucu oldukları için kabus denmiyor mu onlara?"

"Ama senin üzerinde farklı bir etkisi olmuş sanırım."

"Evet, pek çok duygumu öldürdü mesela."

"Ne gibi?"

Rafların birinden gümüş bir kase aldı, içine alkol doldurdu. Çekmecesinden kumaşlara sarılı bir şey çıkarıp kasenin içine attı. Bakışlarını dikti kaseye ve kasenin içindeki alkol alev aldı.

"Geçmişimde fazla durmamam gerektiğini gösterdi mesela.."

Oda hafif bir gül kokusuyla dolarken Kelebek kendini terasa attı. Taş korkuluğun üzerine tünedi. Varlık, Kwahu'nun getirdiği siyah kürkü yavaşça kadının omuzlarına bırakırken, Kelebek onun formsuz başını okşadı. Bununla mest olan varlık, kadının hangi duygularının öldüğünü açıklamamasına dikkat bile etmedi.

"Her seferinde bir adım atacağız." dedi. "Hepsini tek tek yok ettiğimde, gerçekten özgür olacağım."

Su aynası, rengi kan kırmızı bir dolunay gösteriyordu artık.

~ Rose

Jezabel

"Bence üzerine bunu giymelisin, bordo ve kadife. Kesinlikle seni anlatıyor."

Kızıl saçlı kadın gözlerini açtığında kendisini odasında buldu. Yatağı, çalışma masası, giysi dolabı. . . Herşey yerli yerindeydi ama, duvarlar nerdeydi?

"Hmm evet, ve seninn bu muhteşem makyaj malzemelerin. Hmmm."

Simsiyah bir gökyüzü vardı, yıldızlar parlıyordu. Yattığı yerden uzun uzun yıldızlara baktı kadın, bulunduğu yerin gerçek olmadığını biliyordu. Neredeydi? Ne zamandı? Konuşan kimdi?

"Ah, gümüş takılar! Ne kadar güzel olacağım, bak şimdi!"

Kelebek yavaşça yatakta doğrulup yere bastı ve ayaklandı. Geceyi bölen beyaz kar tabakasını seçebiliyordu gözleri uzaktaki. Siyah ve beyaz, zıt ama uyumlu. Bu garip alternatif gerçeklikte bile bir uyum vardı ve her şey güzeldi. Sessizdi. Sakindi.

Omzuna dokunan el ile kendine geldi; garip bir yumuşaklığı vardı elin ve. . . ıslaktı? Yapış yapış bir ıslaklık? Kelebek yavaşça elin sahibine döndü. Kelebek'in kıyafetleri, kolyesi, saçları. . . Sırıtan bir yüz ona evet, yüzlerce bıçak yarasıyla beraber dışarı oluk oluk akan kanla beraber.

"Ne kadar güzelim! Değil mi?!" Kadın şaşkın bir yüzle ona bakan Kelebek'i boşluğa itti. "Ve sen de gidince en güzel hep ben olacağım."

Ah, avlunun karla kaplanmış taşlarıın yaklaştığını görebiliyordu Kelebek. Korkmuyordu ama; düşme korkusunu yenmişti aylar önce. Sert bir çarpma bekliyordu ama...? Yavaşça düştüğü yerden doğruldu. Hm, bu avlunun beyaz taşları değildi? Hatta doğru hatırlıyorsa bu S'arrus'ın kütüphanesinden başka bir yer değildi?

Ayağa kalktı, kar ve buz soğuğunu kemiklerine kadar hissedebiliyordu. Yavaş adımlarla rafların arasında gezerken düşündü; güney adalarıyla beraber batmamış mıydı burası? Değer verdiği pek çok şeyle beraber yok olmamış mıydı?

Kapının olduğu taraftan gelen bir kumaş hışırtısıyla oraya döndü, gözleri sadece bir anda yok olan pelerinin ucunu yakalayabilmişti. Koştu, yetişebilmek için ama bu oda bu kadar büyük değildi, kapı bu kadar uzak değildi? Kapıdan dışarı çıktı; yukarı uzanan merdivenler vardı. Aceleyle basamakları çıktı birer ikişer. Her bir köşeyi döndüğünde sadece pelerinin ucunu görüyordu ve biliyordu ki asla yetişemeyecekti. Tırmandı yine de.

Ve sonra merdivenler bitti, tepedeydiler. Dakikalardır peşinden gittiği adam orada duruyordu işte, o tanıdık figürü. Yüzünde bir gülmsemeyle yaklaştı yavaşça.

"Neler oluyor?" diye sorabildi sadece, ağzından başka bir ses çıkamadı.

"Yaşadığını hissetmek için benden yaralarını geri istemiştin." Adam sağ elini yumruk yaparak kaldırdı. "İstediğini alacaksın."

Kelebek şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bir anda acıyla dizlerinin üzerine düştü; buzdan yüzlerce bıçak etini kesiyor, uzun zamandır hissetmediği bir acıyı tattırıyordu ona. Elleriyle kendini destekledi, son gücüyle kendini adama doğru savurdu; umutsuzca bir hareketti ama o an çaresizce kabullenmektense yapabileceinin en iyisiydi.

Adamın sise dönüşüp ortadan kaybolmasına şaşırmadı, kendini kuleden aşağı düşerken bulmaya da. Nedense beyni ona böyle rüyalar gösterdiğinde hep bir yerlerden düştüğünü gösteriyordu ona. Gülümseyerek gözlerini kapattı.

Gözlerini açtığında eski evindeydi. Bir apartman dairesinden farksızdı bu ev. Tek tek kapıları açıp kapıyor, bir şeyleri, birilerini arıyordu. Üzerindeki kıyafet farklıydı; tülden bir gecelik. Upuzun bir koridor boyunca, sayısız kapı açıp kapattı umutsuzca. En son kapıya dokunduğunda aradığını bulduğunu biliyordu. Kapıyı araladı. . .

"Onu ben öldürdüm!" Kendisiyle göz göze geldi. Elinde eski baltasını tutuyor, üzerinden akan kanlara aldırış etmiyordu. "Ben öldürdüm." Kadının arkasına baktığında kanlı et parçalarının arasında sarı saçları seçebildi. "O istedi. Ben öldürdüm. Hiç ses çıkarmadı."

Kelebek geriledi. O her bir geri adım attığında kendisi ona bir adım yaklaşıyordu. Yüzündeki çarpık gülümseme, kıyafetler, o gözlerinden akan kan şehveti. . . Baltasını kaldırdı yavaşça ve hızlıca indirdi kadının üstüne.

"Tamam, bu kadar işkence yeter sana."

Kelebek titreyerek kolunu gözlerinin üzerinden çekti. Uçsuz bucaksız bir çayırdaydı. Az ilerisinde uzun, kıvırcık sarı saçlı bir kadın duruyordu. Saçları yarım toplanmıştı, siyah uzun bir elbise giyiyordu.

"Pişmanlıklarının ve acılarının sana hala zarar vermesine izin verdiğini görmek acı. Bundan daha iyi bir performans beklerdim senden. Yeterli değil, ama olacak. En azından artık duraksamadan kararlar verebiliyorsun."

Kelebek ayağa kalktı ve etrafa baktı boş gözlerle. "Sen kimsin? Ben nerdeyim? Bunu bana neden yapıyorsun?"

"Sana sadece senin içini gösteriyorum. " kadın güldü. "Kendini bilmen için. Öğrenmen için. İlerde, zor zamanlarda, bunları sana karşı kullanamasınlar diye. Kendini tanıman için. Güçlenmen için."

"Neye karşı? Kime karşı?"

Sarışın kadın, Kelebek'in yüzünü avuçlarının içine alıp fısıldadı.

"Gün geçecek, zaman akacak. Bir dalga edasıyla güç yükselecek ve yok olacak. Bütün bunlar orada olacak ve sen orada olacaksın. Güç yükselecek. . . . Sen, orada olacaksın. . ."

"Ben?. . . Ama. . . Na . . .sıl. . .?"

Kadın Kelebek'in alnına dokundu bir kere ve Kelebek yavaşça yeşil yer örtüsüne düştü derin bir uykuda.

~ Rose

Chris Velasco - Let us Prey [Jericho OST]

Tuesday, December 08, 2009

Parabola

Kelebek o gece şölen alanında görünmedi. Merak ve endişe duyan Bülbül, Morrigan'ı dirsekledi ve beyaz kürklü cüppesinin kolundan çekerek onu kulenin tepesindeki odaya çıkardı. Her zamanki gibi kapı kilitliydi ve Bülbül bu kilidi açamayacağını biliyordu.

Ama Morrigan açabilirdi.

"İnsanların özel hayatına saygı duymayı öğrenmelisin, Lucinia." dedi soğuk bir sesle Morrigan ve geri dönmeye yeltendi.

"Ama, ya kötü bir şey olduysa? Ya başına bir iş geldiyse?" İnatla kadının kolunu çekiştiriyordu.

"Peki ya rahatsız edilmek istemiyorsa? Hem..." sesi odanın içinden gelen öksürük sesleriyle kesildi. Siyah saçlı kadın kaşlarını çattı, asasıyla kilide dokundu hafifçe, kapı açılınca önüne çıkan mavi bariyere avucunu yaslayarak ikiye böldü ve içeri girdi.

Kelebek, bir eliyle sıkı sıkı yatağının perdesini tutmuş, boşluğa doğru öksürüyordu. Gözlerinden acı dolu yaşlar akıyor, ağzından hafif bir kan sızıyordu. Saçlarının ıslaklığından uzun bir süredir yoğun bir şekilde terlediği belliydi.

Morrigan asasını kenara fırlatıp kadının yanına koştu, omuzlarından tutup yatağa geri yatırdı, avucunu alnına yaslayıp ateşine baktı.

Kelebek, yanıyordu.

Sert bir yüzle Bülbül'e döndü. "Çabuk hizmetkarlara söyle, su ve bez getirsinler, Kwahu'ya da haber yolla, Kelebek çok hasta."

Bülbül korku içinde başını salladı ve koşarak uzaklaştı.

"Sakin." dedi kadın, inleyen Kelebek'e. Nefes almakta zorluk çekiyordu, durdurulamaz bir şekilde titriyor, gözleri yuvalarında dönüp duruyordu. Sonra bir anda durdu. Elleri aniden Morrigan'ın yakasını kavradı ve kendine çekti kadını, alev alev yanan gözlerle sayıklamaya başladı.

"Gün geçecek, zaman akacak. Bir dalga edasıyla güç yükselecek ve yok olacak. Bütün bunlar orada olacak ve ben orada olacağım. Güç yükselecek. . . . Ben, orada olacağım. . ."

Elleri gevşedi. Kadın, sayıklayarak uykuya daldı.

"Morrigan!" O an Kwahu kapıda belirdi. Kadın yavaşça Kelebek'in yanından çekildi; sarsılmıştı. Evet, belki ateşle beraber saçmalamaktan ibaret değildi Kelebek'in söyledikleri.

Ama, böyle durumlar değil miydi insanın ruhlar dünyasıyla bağının en yakın olduğu?

Kwahu ağır bir tütsü yakarak odadaki enerjiyi temizlemeye başlamışken Morrigan düşünceli bir biçimde odayı terk etti. Bu konuda düşünmemek en iyisi olacaktı.

~ Rose

---

Not: Hastayım, geberiyorum x.x;;;;