Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, November 05, 2008

Rüyalar ve Kabuslar

Hani bazen ufacık bir şey size hayatın ne kadar kısa, kızgınlıkların ne kadar manasız olduğunu anımsatır ya, bu sabahki rüyam da bunun gibi pek çok şeyi algılamamı sağladı gene. Unuttuğum şeyler. Hatırlamam gerken şeyler.

O vardı rüyamda, mekan garipti, mevsim de sonbahardı. Hafiften bizim liseye benziyordu ama formalarımız yoktu. Ders vardı ama üniversitedeki elemanlar vardı. Tanımadığım insanlar bir de. Öyle sırf yolun ortasındaki sandalyemi geri çektim diye kavga çıkardım ben. Kızdı bana, gitti. Pişman olup yanına gittiğimde hala kızgındı bana. Peki dedim. Gittim. Okulda moralim bozukken hep yaptığım gibi merdivenlere oturdum. Arkadaşları geldi bunun, müzik zevkimle ilgili konuştular. Gittiler.

Sonra mekan değişti gene, yapraklar kırmızı ve sarıydı. Ağaçlar çıplaktı, rüzgar esiyordu ve ben simsiyahlarımı çekmiştim gene. Ağlıyordum da, hani, mezarlıktı burası. Yapraklar döküldükçe gözyaşları iniyordu yanaklarımdan.

Ölmüştü.

Saçma salak bişeyden kalbini kırmıştım ve gönlünü alamadan ölmüştü.

Yoktu.

Kaybetmiştim gene. Ve elimden bir şey gelmiyordu istemeden. Pişmanlıklar kemiriyordu hep beni olduğu gibi. Canım yanıyordu çok, dayanılmaz bi acı ve üzüntü. (hatta uykumda ağladım bile sanırım bilmiyorum.). Sonra, o vardı orda, ilerde bir ağacın yanında dikilmiş bana bakan.

İnanamadım, ama inanmayı istedim.

İnandım.

Farkındaydım gerçek olmadığının, gömmüştüm onu daha bir dakika önce, nasıl gerçek olabilirdi ki?

Ama acımı dindirmemiş miydi onu görmek, biraz olsun? Söyleyemediklerimi söylemek rahatlatmamış mıydı beni? Hepsi bir yalan da olsa. . . Tekrar mutlu olabilecektim belki. . .

Ve hayaliyle yaşadım bir süre, şizofren bir hayat. Ne kadar sağlıklıydı ya da akıl karı bilmiyorum, ama rüyamda mutluydum öyle ben.

Ama sonra hesaplaşma günü geldi gene; günlerimi beraber geçirdiğim şeyin sadece bir hayal olduğunu kabullenme günü.

Uyandım.

Ve içim hala acıyor benim.

Okuyacaksınız, belki saçma gelecek size. . . Anlayamayacaksınız beni, umrumda değil. Bazı şeyleri tekrar hatırlamamı sağladı bu rüyam.

Daha dikkatli olmam gerektiğini hatırlattı bana; hayat bir oyun değil. Ve her şey istediğim gibi olamaz, değil mi?

Uyanman gerek Camy, ve gözlerini açman. Her şey güllük gülistanlık değil, her şey istediğin gibi değil.

Hayaller güzel.

Hayaller mutlu.

Hayaller tatlı.

Ama uyanmalısın. Gözlerini aç ve bir nefes al. Yüzüne soğuk su çarp. Bir kahve iç. Kendine gel.

Kabullen.

Bugün orada olacakların, yarın belki olmayacaklarını unutma, ve alıştır bu düşünceye kendini.

Bırak, gitsin. Bırak, geçsin. Daha fazla taşıma acıyı üzerinde.

Eninde sonunda sadece sen ve beniz. . .

Ben bunları yapabilsem de, sen yapabilecek misin? Kolay olacak mı senin için?

. . .Bilmiyorum.

~ Rose

" . . . yastığına senin sarılıp kokunla uyumuşum 
üstüm açılmış, ürperirken sabah olmuş
"uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada"
uyandım, aradım, bulamadım

suçum neydi?
neden böyle oldu?

bu sabah bir umut var içimde;
nasıl olsa geri gelirsin diye
her şey yerli yerinde yine
bu sabahların bir anlamı olmalı

koltuğuna senin kıvrılıp, hayalinle uyumuşum
camlar açık kalmış, üşürken sabah olmuş
"uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada"
uyandım, aradım, bulamadım . . . "

Vega - Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı
(Theme Song oldu bu da bu yazıya)

ps: Odam böcük kaynıyor, neden bilmiyorum. Masamda karıncalar, duvarımda örümcek. Anlayamadım bir türlü.)

No comments: