Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Wednesday, November 26, 2008

Çizim Masası ve Ardındaki Hikayeler I

" Şuraya bırakın lütfen. "

Evet, vidaları eksik ve ayakları takılı değilken, anne karnında yatan bir cenin gibi, kıvrılmış duruyordu masa, ama olsun, benim masam olacaktı bundan sonra. Benimle yaşayacaktı. Auram sinecekti üzerine. Ellerim üzerinde gezdikçe hissedecekti beni ve alışacaktı bana. Günlerimiz ve gecelerimiz bir olacaktı.

Ve evet, bu sadece, şu an odamda yatan, ayakları takılmamış bir çizim masasıydı. 2 yıldır nedense akıl edip edinmediğim bir masa. Ama artık yarayacaktı işime; sadece okul çizimlerim için değil, gelecek planlarım için de lazımdı.

Günler boyu çizecek, sonra hayallere dalıp ingilizce bir biçimde çalıştığım projeyi "Making of -" lara anlatıyormuş numarası yapacaktım. Gülümseyecektim. Eğlenecektim. Eskizlerimi yapacaktım onunla. Evet, güzel olacak her şey.

Dandik ve bayık giden hayatımda bir iyilik var artık.

Güzel giden bir şeyler var.

Benim şimdi, ayakları takılı olmasa da, bir çizim masam var.

Beni bu kadar mutlu edebileceğini hiç düşünmemiştim.

Odamı toparlayıp, yerini hazırlamalıyım şimdi.

Çocuklar gibi şen masa geldiğinden beri. Onu uzun zamandır öyle görmedim. . . En azından, *O* öldüğünden beri. Kana susamışlığı artmıştı iyice, haykırıyordu geceleri, benden uzaktayken. Biliyordum, duyuyordum gene. Saldırıyordu etrafa; bulabildiği tüm canlılara- bulamazsa duvarlara. Tırnakları kopupu kanı akana kadar duvarlara yazılar yazıyordu. Anlatıyordu hikayesini. Sonra bir sigara yakıp bileklerini kesiyordu. Akan kanla resimler yapıyordu bu sefer.

Ölemiyordu da.

Sabah, onu yerde baygın yatarken buluyordum, kanlı giysilerini çıkarıp temizliyordum, ıslak bezlerle vücudunu temizleyip, yeni ve sıcacık giysiler giydiriyordum. Kanamaktan kabuk tutmuş parmaklarını bandajlıyordum. Battaniyelere sarıp uyutuyordum, ve o uyuken duvarları ve yeri siliyordum. Saçma görünen ama büyük anlamları olan, güçlü çizgilere sahip, ama karanlıklar dolu, kanla özümsenmiş resimler. . . Harfler kazılı kimi yerlerde. . . Ve siliyordum hepsini, hiç varolmamışlar gibi.

Ve sonra bir gün, ben sessizce kitabımı okurken, şen şakrak daldı içeriye. "Bir masa buldum! İkinci el, ama çok güzel!" dedi neşeyle.

"Masa?"

"Çizim masası! 80x120 , azıcık ufakça ama işimi görecek cinsten! Düşünsene, şu masayı kenara itersem tam buraya sığacak! Sandalyemi de önüne alıp tüm gece çizim yapabilicem! Hem de belim ağrımadan!" ve sonra bana sarıldı.

Bir masa mıydı onu bu kadar mutlu eden? Anlayamadım, ama etmişti işte!

Sevindim. Sevinçle yedi yemeğini, ve sonra odayı toparladı. Parmakları iyileşmişti ama gene de bandajlıydı. Ara ara sızlıyordu anladığım kadarıyla. Yine de iyi hissediyordu, ve bunu gözle görebiliyordum.

"Bak göreceksin, her şey süper olacak Camy!" diye seslendi bana, bir yandan masanın üstünü toplarken. "Vidaları da aldım mı, masamı kurar, çizerim herşeyi! Bu büyük bir adım!"

"Evet," dedim gülümseyerek. "Her şey daha güzel olacak."

~ Rose

" . . . Forfeit the game, before somebody else
Takes you out of the frame, puts your name to shame
Cover up your face, you can’t run the race
The pace is too fast, you just won’t last

You love the way I look at you
While taking pleasure in the awful things you put me through
You take away if I give in
My life, my pride is broken

You like to think you’re never wrong
(You live what you learn)
You have to act like you’re someone
(You live what you learn)
You want someone to hurt like you
(You live what you learn)
You want to share what you’ve been through
(You live what you learn)

You love the things I say I’ll do
The way I’ll hurt myself again just to get back at you
You take away when I give in
My life, my pride is broken

You like to think you’re never wrong
(You live what you learn)
You have to act like you’re someone
(You live what you learn)
You want someone to hurt like you
(You live what you learn)
You want to share what you’ve been through
(You live what you learn)

Forfeit the game, before somebody else
Takes you out of the frame, puts your name to shame
Cover up your face, you can’t run the race
The pace is too fast, you just won’t last

Forfeit the game, before somebody else
Takes you out of the frame, puts your name to shame
Cover up your face, you can’t run the race
The pace is too fast, you just won’t last

You like to think you’re never wrong
(You live what you learn)
You have to act like you’re someone
(You live what you learn)
You want someone to hurt like you
(You live what you learn)
You want to share what you’ve been through
(You live what you learn). . . "

Points of Authority - Linkin Park
(Çocukluumun şarkısı.)

1 comment:

Valendra said...

Hayırlı uğurlu olsuuuunXDD
Hakkaten neden daha önce almadın ki? Bu arada bana cidden çok benziyosun sen, hayali ropörtajları ben de kendi kendime çok veriyorum canım sıkıldıkça XD
*huggle*