Motto...

If you can't handle me at my worst, you don't deserve me at my best.

Tuesday, February 14, 2012

Sevgililer Günü

Sevgililer Günü geyiğine bunu buldum, acayip hoşuma gitti. Bu arada, seriyi de bitirdim sonunda. İyi oldu (sarcasm) zira sonbahara kadar bir daha Doctor Who yok (1963 yapımı hariç). Artık işlerime yoğunlaşıp şu kaostan kurtulabilirim yuppiiii!




Sevgilisi olanlara iyi eğlenceler, olmayanlar içinse "O" oralarda bir yerde =)


Have Faith.


Sevgiler.

Wednesday, February 08, 2012

the Doctor. Doctor Who?

Merhaba!
Naber? Ben süperim teşekkür ederim. Bundan şöyle bir üç hafta önce bir şey oldu, aylarca "of çok sıkıldım ıııh ck" diyip bir türlü izlemediğim Doctor Who'yu izlemeye karar verdim. İlk sezonu zar zor bitirip alışınca, tıpkı bu şekilde başlayan bir başka hikayeyi anımsadım; Battlestar Galactica. İki dizi, ikisine de bir şekilde soğuktum, ikisi de bilim kurgu, ikisi de ilk başta çok sıktı beni. Ve şimdi iki dizi bir numara olmak için kapışıyorlar benim için.




1963 yapımı Doctor Who'ları da izlemek istiyorum ama her bu neslin Doctor Who severi gibi ben de seriye 2005de başlayan seri ile başladım. İlk Doktor beni sıktı. Rolünü sevmediğini okuyabiliyordum. Sanırım beni en güldüren sahne "Protein kaynağı muz" geyiği oldu. Tennant'ı seviyorum, son Doktor'a da daha alışamadım.




Söylemeliyim ki Tennant 4. sezonun sonunda "I don't want to go," diye ağlarken "Ühü, gitmee =(" diye mızıklananlardan biriydim ben de. Ama gitti, iyi oldu. Dizi kısır döngüye girmişti zira. Resmen adam tek başına götürdü diziyi bir süre. Hani, sıska, koca burunlu ilginç bi tip, ama o kadar güzel rol yapıyor ki... Az ağlatmadı beni, bol bol da güldürdü tabi. "Wibbly wobbly... Timey wimey... Stuff."


Neyse işte. Favori düşmanlarım şu an için Dalekler. Sezon 1-2-3-4 versiyonları ama. 5. sezonda çıkanlardan o kadar hoşlanmadım. Ben onları etrafta kayan şapşal ama ölümcül varlıklar olarak görmeyi seviyorum, Go Go Power Daleks olarak değil!




Neyse, bir süre yeni hikaye yazamam sanırım, önce toparlanıp bu kadar Doctor Who'yu sindirmem gerekli. Daha sonra daha ayrıntılı bir yazı da yazacağım zaten. Favori sahnemle başbaşa bırakıyorum sizi şimdi.



Wednesday, January 25, 2012

Cam Şehir Karakterleri Üzerine

Bu gece Ankara'ya doğru yola çıkıyorum. Ocak ayının son iki haftasını bazı sebeplerden dolayı yaratıcılık konusunda ölü geçirmemi bir sonucu olarak bir hikaye eksik yazdım planladığımdan. Ama olsun; onun yerine bir miktar karakterler hakkında konuşmak istiyorum. Henüz pek fazla bir olay olmadı ve karakterleri tanımak için de yeterli zaman geçmedi ama olsun, canım yazmak istiyor.


Şimdiye kadar çıkış sıralamalarına göre Sedef Leydi, Umbra, Eldred, Ron'Nayye, Zev ve Sheara ile tanıştık. Hepsi aşağı yukarı birilerini ve bir şeyleri temsil ediyorlar her hikayemde yaptığım gibi. Daha önce lafı geçtiğinde söylemiştim; bu sefer taht kavgaları yazmayacağım diye, zira uğruna kavga edecek bir taht yok. Sadece birbirinden garip karakterler var. 


Sedef Leydi fark ettiğiniz üzere mide bulandıracak derecede saf ve garip bir kadın. Eldred ise nispeten gizemli bir adam. Açıkçası kimdir, nedir, amacı nedir kimse bilmiyor. Umbra bir kedi. Aşağı yukarı iri bir insan boyutlarında siyah bir kedi. Kaplan, panter ya da puma değil; Kedi. Öyle olması hoşuma gidiyor. Ron'Nayye ve Sheara ise ikiz kardeşler. Gezgin ozanlar ve onların geçmişleri başlı başına yazacağım başka bir hikaye. Zev, beyaz bir kurt. Orjinalinde Ron onun sahibi ama Zev Sheara ile vakit geçirmeyi çok seviyor. 


Ucundan karakterleri çizmeye başladım. İlerde, renk bilgim biraz daha arttığında tam boy, kapsamlı illüstrasyonlar var aklımda tıpkı her hikayeye mutlaka bir şarkı iliştirdiğim gibi (dinlenip dinlenmediğinden emin değilim, ama yine de koyuyorum işte, yazarken dinlediğim şarkılar oluyorlar genelde).


Müzik olarak çoğunlukla soundtrackler kullansam da, özellikle Sheara ve Ron'un içinde olduğu sahneleri yazarken Faun geliyor aklıma. Onları Cam Şehir'e getirme fikri onların bir şarkısını dinlerken aklımda canlandı ve bir miktar şekillenmelerinde yardımcı oldu. "Böyle olmalı," dedim kendi kendime. Zaten Ron'un hikaye ilerledikçe hafiften Olivier Sa Tyr'e benzeme olasılığı mevcut. Tabi Faun 4 kişi, bizimkiler sadece 2, öyle bir şey de var ama olsun.


( Bu Faun. )


İlerde daha fazla karakter eklemem olası, ekledikçe böyle ara girişler yapacağım muhtemelen. Hikayenin kendisini anlatmak kadar, yaratım sürecini de yazmak zevk veriyor bana. Çok yakında bu yazdıklarımı ayrı bir yere taşımam da olası; büyük ihtimalle illüstrasyonları hazırladığım zaman. Burada her şey karma karışık, yeni hikayemin daha düzenli, okuması rahat bir kitap tadında olması hoşuma gider.


Bir sonraki hikayeye kadar iyi kalın.

Tuesday, January 24, 2012

4

"Neler olduğunu öğrenebildin mi?"


Genç adam deri eldivenli elini ayaklarının dibinde yatmış güneşin keyfini çıkaran beyaz kurdun tüylerinde gezdiriyordu. Görmeyen beyaz gözleri etrafı taradı bir an alışkanlıkla.


"Evet, anlaşılan yeni bir ada keşfedilmiş."


Genç bir kadın cevap verdi kör genç adama, ve onun sesiyle birlikte kurt ayaklanıp kadına koşturdu, sevinçle pençelerini kadının bacaklarına dayadı. Adam homurdandı.


"Zev, gel buraya," dedi sinirli bir sesle.


"Ah, Ron, yapma," genç kadın kıkırdadı, Zev'in yanına çöküp tüylü gıdısını sevmeye başladı. "Beni çok seviyor işte, ne yaparsın?"


Ron bir şey demedi. İç çekerek ellerini kısa kesimli koyu kahve saçlarında gezdirdi. Güneş adamın saçlarında kızıl bir parıltı bırakıyordu ve genç kadına olan kan bağına yorulabilecek tek işaret buydu.


"Ne yapacağız Sheara?" diye sordu Ron. "Daha önce anlaştığımız gibi çölü aşıp yılanların hüküm sürdüğü o garip krallığa gidebiliriz hala."


"Hayır," dedi Sheara. "Oraya daha sonra da gidebiliriz. Bu yeni adanın hikayelerini anlatan ilk ozan olmak istiyorum." Kadın ayağa kalktı, uzun dalgalı kızıl saçları beline döküldü. Zümrüt yeşili gözlerinde kararlılık okunuyordu. "Diyorlar ki çift güneş ve çift ay, uzun camdan kulelerden yansıyormuş. Dalgalar kıyıya vurdukça cam toprakta bir tını yükseltiyormuş. Tüm Cam Şehir geceler boyu ninniler söylüyormuş yaşayanlarına." Duraksadı. "Duymak istemez miydin?"


"Kararları veren sensin," dedi Ron omuz silkerek.


Sheara sevinçle el çırptı. "O zaman hazırlan çok sevgili kardeşim Ron'Nayye. Cam Şehir'e bir sonraki gemi için biletlerimizi çoktan aldım bile."


Ron bir kahkaha patlattı. "Seni çok iyi tanıyorum."




Eşyalarını gemiye taşıdılar. Suların Kızı onları korusun diye Köpük Kraliçe koymuştu kaptan geminin adını, genelde insanlar komik buluyordu bunu. Sheara çoktan minik defterini almış, seyahatlerine dair notlar tutmaya başlamıştı. Kimi yerde düz yazı yazıyor, kimi yerde kıtalar dolusu uyak buluyordu kendince. O mırıldandıkça Ron buzukisini tıngırdatarak bir melodi oluşturmaya çalışıyordu. Çok geçmeden Sheara da arpının sarılı olduğu kumaşları çözerek ona katıldı ve yolculuklarının ilk gecesini böyle geçirdiler.


Yolculuklarının ikinci gecesinde yolcuların bir kısmı müziklerinin büyüsüne kapılıp onlara katıldı.


Üçüncü gece ve takip eden diğer geceler, her akşam yemeğinde güvertede sahne aldılar. Böylelikle yolculuğun parasını çoktan çıkarmışlardı bile.


***


"Kara göründü!"


Sabahın erken saatlerinde gözcünün sesi yankılandı gemide. Ron gözlerini araladı alışkanlıkla, yattığı yerden doğruldu. "Sheara?" diye seslendi ama Zev'in acıklı mızırdanmasından kız kardeşinin kamarada olmadığını anladı. Homurdanarak ayaklandı ve güverteye yollandı. "Sheara?"


Kızıl saçlı kadın ellerini güverte tırabzanlarına dayamış, gözlerinde şaşkınlık ve hayranlıkla Cam Şehir'e bakıyordu. Yeni doğan güneş tüm şehri kızıla boyuyor, gökyüzünün mavisi kızılın alevini söndürüyordu. Deniz sakindi belki ama hafif dalgalar kıyıya vurdukça şehrin şarkısı taa onlara kadar ulaşıyordu.


"Dinle," dedi Sheara kardeşini susturarak. "Dinle!"


İnce bir tınıydı bu. Camın üzerinde hareket eden suya karışan başka bir ses vardı. Hafif çıtırdamalar geldi sonra, camdan yapraklar ve meyveler birbirlerine çarpıp şıngırdadılar. Rüzgar uzun cam koridorlardan geçerek garip bir uğultu yarattı Şehir uyandı yavaşça, binek hayvanlarının toynakları cam yollara vurdukça sokaklar çınladı. Ve Ron'un beklediği şey oldu; Sheara bir anda  yelken ağına tutunup tırabzanlara tırmandı ve ciğerlerinin el verdiği kadar yüksek bir sesle şehrin şarkısına eşlik etmeye başladı.


O sabah Cam Şehrin sakinleri uyandığında, güne Sheara'nın sesiyle başladılar.